metrika yandex
  • $44.15
  • 51.16
  • GA51720

Zamanın ruhu

AHMET ŞAT
28.12.2021

Zaman hakkında kullanılan bir çok metafor, insanın zamanla olan birlikteliğini, zaman hakkında düşünmeyi ve onu doğru kullanmayı amaç edinir. Zamanın ruhu bir metafor olarak zamanı sadece bir olgu olarak görmeyi değil aynı zamanda canlı bir özne olarak tasvir eder. Yaşadığımız anı biçimlendiren, ona hayat veren ve bilginin anlam bulmasını sağlayan bir gerçeklik olarak karşımızda durur.

 
Zamanın ruhunun yarattığı dalgalar, insanın karşı koymada güçlük çektiği kuvvetler oluşturur. Bu kuvvetler öyle etkilidir ki, aynı zamanda insanın üzerinde yol aldığı vasıtalara dönüşür. Hiçbir insan, hareket veya devlet, zamanın ruhunun yarattığı dalgalara bütünüyle karşı koyamaz. Güç oranında yapılan dalga kıranlar, dalganın şiddetini kırsa ve dalga boyutunu küçültse de, etkisi toplumsal hayata kendini bir şekilde gösterir. Örneğin demir perde denilen eski doğu bloğu ülkeler, onca dalga kırana karşı Modernizm ve kapitalizmin yarattığı dalgayı engelleyememiş ve oluşan baskılar bloğun sonunu getirmiştir. Hakeza milliyetçilik akımları Osmanlı imparatorluğunun ulus devletlere parçalanmasına neden olmuştur. Aynı dalgalanmadan tüm İslam dünyası da etkilenmiştir. Sanayi devrimi ile tüm dünyada hızla yayılan teknoloji, kapitalizm, liberalizm veya hümanizm gibi dalgalara karşı muhafazakar bir tavırla içine kapanıp kendini koruyacağını zan eden İslam coğrafyası, derin bir çöküntü yaşamıştır. Gücünün zirvesinde olan bir dalgaya karşı dalga kıran oluşturacak dini ve siyasi projeksiyondan uzak tutumlar, bu dalgaların tsunami etkisi ile İslam ümmetinin hem fikren hem de fiilen parçalanmasına neden olmuştur. Alınan bu ağır yenilginin faturasını, parçalanan bir ümmet ve Müslümanların yaşadığı coğrafyada şiddetin eksik olmadığı kaotik bir tablo olarak ödemeye devam ediyoruz. Dalgaya direnmeye çalışırken dalgaların etkisiyle kayalıklara toslayan bir ümmettin hazin resmi, maalesef önümüzde durmaktadır.
 
Her dalga aynı zamanda taşıyıcı bir vasıtadır. Oluşan dalgaya karşı koyamayacağını anlayan insanlar dalga ile birlikte ve onu kullanarak yol alabilirler. Bu konuda İngilizlerin güttüğü siyaset gerçekten önemlidir. Kontrollü bir şekilde, sahip oldukları kolonilerden kendilerine olan bağımlılığı devam ettirerek çekilmeleri, önemli bir siyaset dersi gibidir. Şunu düşünmeden insan kendini alıkoyamıyor; “İslam dünyası modernizmin yıkıcı dalgasına karşı koymak yerine onu kullanmayı başarabilseydi acaba durum ne olurdu?” Çünkü Müslümanlar bugün modernizmin her türlü yıkıcı etkisine karşı, korumasız bir şekilde karşı karşıya kalmış bulunmaktadır.
 
Zamanın ruhunu solumak silahlı ya da siyasi hareketler için de geçerlidir. 1800’li yılların ortalarından itibaren oluşan ulusal/milliyetçi akımlar ve bunun aracı olarak silahlı mücadele biçimi öyle bir dalga oluşturdu ki, nerdeyse bugün bağımsız olan birçok ülke o günün ikliminden faydalandı. Ama aynı şekilde son 40 yıldır bu dalganın nerdeyse karaya vuracak kadar söndüğünü görmekteyiz. Bundan dolayıdır ki bu dalganın son anına yetişip silahlı mücadele başlatan hareketlerin ciddi anlamda zorlandığını ve birçoğunun başarısız olduğunu görmekteyiz. Bu dalgayı iyi kullananlar menzillerine bu dalga ile ulaşırken, son anına yetişen veya iyi kullanamayanlar ise var olma mücadelesini kaybetmişlerdir.
 
Zamanın ruhu sadece siyasal dalgalar yaratmaz. Bilgi felsefesinde de ciddi dalgalanmalara neden olur. Bilgi kaynakları ve bilginin doğruluk kriterlerinde de yaşanan değişimi algılamak ve bilgi felsefesini yeniden şekillendirmek önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün İslam dünyasında “ahkamın değişimi”, “nesh” doktrini, kadının hukuki durumu, şeriatın uygulanabilirliği, İslami devlet ve demokrasi gibi konular hakkında yapılan tüm tartışmaları bu çerçevede algılamak gerekir. Değişime yönelik yoğun bir baskıya sadece muhafazakâr/korumacı bir tutumla karşı koymak, bilginin doğruluğu ve etkinliği/işlevselliği üzerinde yoğun tahribatlar oluşturacaktır.

Zamanın ruhunu solumak sadece oluşan dalgaya teslim olmak değildir. Bilakis bu bizi menzilimizden uzak ufuklara sürüklenmemize ve tarihsel mirasımızı kaybetmemize neden olacaktır. Yapılması gereken dalganın gücünü kontrollü bir şekilde hedefler için kullanmaktan geçer.
 
Dalgalar sadece toplum ve siyasal yapıları değil aynı zamanda bilginin üzerinde şekillendiği kavramlara da etkide bulunur. Kavramların semantiği üzerinde genişleme ve daralmalara giderek, algısal değişim yaratır. Bunun en önemli yansımaları hukuk kurallarında kendini hissettirir. Hukuk, bu kavramlarla yeni normlar üretir. Örneğin son birkaç yüzyıldır oluşan dalganın etkisi ile adalet ve insan hakları anlayışında ciddi değişimler yaşanmıştır. Adalet gereği dün hukuk kurallarında yer alan idamın bugün yine adalet kavramı çerçevesinde insan haklarına aykırı görülmesi bundandır. Ya da islam geleneğindeki zımmi hukuku yerine vatandaşlık hukukunun bügün literatürümüze geçmesi gibi…
 
Müslümanlar olarak çetin bir sınavdan geçmekteyiz. Elimizde Allah’ın kitabı olmasına karşın kitaptan bihaber bir yaşam sürmemiz bunun en trajik noktası gibidir. Muhafazakar bir tutumla korumaya çalıştığımız bir çok şey, aslında bizlere doku uyuşmazlığı yaşattığını görmezden geliyoruz. Müslümanlar olarak zamanın ruhunu soluyarak, bilgi kaynaklarımıza yönelmemiz ve her zamana hitap eden kutsal çağrıyı bu zamana indirgememiz başlıca sorumluluk alanımızdır. Zamanın ruhunu vahyin öğretisi ile filtre etmeden, bilgi ve eylem felsefemizi de güncellemeden var olma mücadelesini kazanmamız mümkün olmayacaktır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş