metrika yandex

AHA! ŞURANIZA İŞTE...

27.11.2020
Mustafa AKMEŞE

en kuvvetli rüzgarlarda dahi dalını bırakmayan yapraklar,
zamanı gelince
sararmış, rengarenk halde bir bir düşmeye başlar.
düşer ve biz duyarsızca basar geçeriz üzerine
aylardan sonbahardır…

dur hele dost bir dinle! acele etme.
sararmış düşen her bir yaprakta senin hikayen saklıdır
olan şey ayrılıktır...

yardan,
anadan, babadan
dosttan maldan benzer kopuşlar yaşar insan.
zamanı gelince hayat dayatır ve çaresiz biçare bir şekilde boyun bükeriz
olan şey ayrılıktır...

uykusuz gecelerin sebebi olan mahalledeki çocukluk sevgili
bir akşam vakti başka bir şehre ailesi nedeniyle taşınırlar ya!..
uzaktan görmek için de olsa gittiğinizde
evleri boşalmıştır.
bir hayali vardır pencere önünde tebessüm eden işte,
bir de avucunuzda sımsıkı tuttuğunuz işlemeli mendil.
sokağın bir kenarındaki duvara gönlü boş halde yaslanır kalırsınız  
giden "can"dır
olan şey ayrılıktır.

sonra
dost bildiğiniz “akşam görüşürüz’’ diye çıkmıştır ama
elim bir kaza olmuştur,
gündüz cenazesine omuz verir
toprağa “dostu’’ kendi ellerinizle koyarsınız
ah ki ah!
olan şey ayrılıktır.

içerisindeki yılların emeğiyle birlikte
iş yeriniz yanar ve
tüm biriktirdikleriniz kül olmuştur...
mal mülk gitmiştir
olan ayrılıktır…

karın ağrısı için gittiğiniz doktor,
kanser teşhisi koyar ve hayatın bütün anlamı değişir,
sağlığınız gitmiştir
olan şey ayrılıktır...

saçlarınız beyazlamış, bedeniniz çökmüş,
güzelliğiniz kaybolmuş  hayatın son virajında
giden gençliktir
olan şey ayrılıktır...

babanız öldüğü gün ne olduğunu anlamazsınız
ta ki;
başınız sıkıştığında "baba"  diye seslenir ve duymaz, ses vermez, yetişmez
tutmaz ellerinizden
kaldırmaz ya!
gerçekte o gün işte babanızın öldüğünü farkettiğiniz andır…
ve bir acı çöker yüreğinize yumruk gibi
aha! şuranıza işte,tam da sol göğsünüze…
olan şey ayrılıktır.


kaldırın başlarınızı lütfen!
ve söyleyin şimdi;
sahip olduğunuz ne var dünyalık adına
sizinle kalan?
kopmaz bağların olduğu zannettiğiniz ne varsa
yolun bir kıyısında zamanı gelince durdurur sizi
ve iner, bırakır, gider…

ettiğiniz yeminler, kal dediğiniz yakarışlar, dualar
neyse onlar,  biliyorsunuz işte
ayrılığı önleyemez. söker de çıkar gider adeta canınızdan
olan şey ayrılıktır

sahip olduğumuz ne varsa  an itibariyle
birgün ayrılık yaşayacağımız kesin demektir

sorun olan şey
“ayrılacak olanla’’ ilgimizi,
mesafemizi bir türlü olması gereği gibi
becerememiş olmamızda.

bütün kadim inanç ve siyasi /felsefi akımlar kendilerini ve “müminlerini’’
“yol’’ ve “yolcu’’ üzerinden tarif etmeyi severler.
öyledir ve bu metafor çok yakışır.
"geldik ve gidiyoruz."
böylesi bir tarif olunca yolcuya akıl veren çok olur.

ya,
sanki hiç ayrılık olmayacak gibi sarılır peşi sıra koşarız dünyanın,
bu "seküler" anlayıştır
ahiret olmayan, kutsalı olmayan işte, ömrü bu dünyadan ibaret bilen kafa,
yürüme derler. boşver derler, gittiğin yerde karatoprak var
ve sen orda börtü böceğe yem olacan derler. kal ve sahip olduklarını çoğalt...
"an" yaşadığındır ve gerisi yoktur derler
buna ilgilisi "dünyevileşme" diyor...

veya
tam tersi "tıraştır,"
vur deyince öldürenler var ya!
göstermemiz gereken dünyaya ilgiyi keser ayrı bir mahrumiyet yaşanır.
adına “zühd’’ koyarlar, "kitabı" bile vardır bilirsiniz...
ne münasebet derler,
yolcu olan “bir lokma bir hırkaya" muhtaçtır
terk etmeli  dünyalık adına ne varsa
halktan uzakta inzivaya çekilip yol alınmalı derler,
adalet, fukaralık, zulüm, mazlumlar
savaşlar, işgaller sana ne!

sen "kör nefsinle" uğraş, sonra “ermiş" falan ol derler...

bir de çok kalabalık olanlar var ya!
şu
hem burayı hem de öbür tarafı aynı kalpte taşırız diyenler.
her iki tarafa da yar olmayanlar işte...
ah ki ah!...

yoldasın tamam ama,
sırtlan ne varsa taşı omuzlarında derler,
bir şey olmaz derler. gidersin bakalım derler
zamanı var derler, dur bakalım biraz derler,
ileri yaşlarda yaş kemale erince çıkarsın yola derler.
allah affeder derler,
"allah ile kandırmak" ne acayip bir şey!
ne oldu ki?
çok tanıdık geldi sanki, tebessüm ettiniz.

bir de
ah!
dengeli olmak  var ki!
çok zor.

ey yolcu

yolun tarifçisi ve önderi olan
aziz peygamberin hayatına bir "bütün" bakıp
bölük pörçük etmeden
kesip dağıtmadan
öylece "yola" düşmek gerekir.

 zühd tarif edilirken
 "dünyanın verdiğine sahip olmamak"
 diyorlar ya!

şöyle desek sanki daha mı güzel ki;

zühd
kişinin allah'tan başka "sahibinin" olmamasıdır
diye bir anlasak.

zühd sahibi olmayı konuşsak keşke
sonra
belki…


Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş