metrika yandex
  • $43.41
  • 50.35
  • GA44850

Haberler / Yorum - Analiz

ZOR EBEVEYNLİK / Hatun ÖZKÜMÜŞ

06.04.2022

Çocukluk çağı, çocukların büyüme ve gelişme dönemi olmasının yanı sıra hayata ilişkin olumlu yaşam deneyimlerinin kazanılması ve bu kazanımlar aracılığıyla çocuğun ömrü boyunca kullanabileceği yaşama, gelişme ve sorun çözme becerilerinin oluşturabileceği bir dönemdir.

Çocukluk döneminin doğru bir şekilde geçirilmiş olması çocuğun kendisi ve toplumun bütünü için önemli olduğundan tarih boyunca çocukların eğitimi, yetişkinlerin onlara örnekliği ve sorumlulukları önemli bir konu olmuştur.

Çocuklara olumlu davranış kazandırma işi, eğitim ve öğretim sistemlerinin görevi gibi görülüyor olsa da okulun tek başına çocuğun hayatı öğrenmesine yetemeyeceği bir gerçektir. Geleneksel toplumlarda çocuklara aileleri kendi davranış, değer, tutum, doğru ve yanlış anlayışlarını aktarırken; modern hayatta aileler, kendi sahip oldukları değerleri çocuklarına aktarmakta zorlandıkları hatta çocukları için vazgeçilmez olan ilgi ve sevgiyi bile onlara göstermekte zayıf kaldıkları görülebilmektedir.

Ayrıca, gelişen ve değişen toplumsal hayatta toplumun ve ailenin geleceği olan çocukların büyütülüp, yetiştirilmesinden sorumlu olan anneler, babalar ile diğer kişi veya yetişkinler çocuğun genel ihtiyaçlarının yanında, ailesine ve toplumuna aidiyet bağını kurabilmelerini ne ölçüde sağlayabildiklerini de sorgulamak gerektiği düşünülmelidir. Daha sonra ‘’çocuğum ve geleceğim için ne yapmalıyım’’? Sorusuna cevap aranabilecektir.

Günümüzde, eskiye oranla daha fazla çocuğun kreş, bakımevi gibi kurum ve kuruluşların bakım  desteğinden faydalandığı değerlendirildiğinde, çocuk alanında çalışan profesyonellerin, ailenin yetişemediği, açık bıraktığı, ya da göremediği; çocuğa verilmesi gereken güven duygusu, sevgi, hoşgörü, dürüst olma hali, sorumlulukları, insani sınırları, mahremiyet bilgisini,  genel anlamda değerler ile milli, manevi ve sosyal zenginliğimizden kırıntıları da çocuklarımıza verebilmekte mi dirler? Bunun yanında ilgili kişi veya sorumluların bu toplumun en önemli değeri olan çocuklarımızı yetiştirme konusunda kapasiteleri ne durumdadır?

Anne, baba veya çocuğun bakım işini yerine getiren kişi ile çocuk arasındaki bağ; karşılıklı olumlu iletişim kurmalarıyla mümkün olur. Her çocuk yeni bir kimlik, farklı bir kişiliktir. Kişiliğin oluşabilmesinde ise çocuk için anne olmak ayrı bir önem taşır. Burada amaç çocuğun öz annesinden veya annenin görevini üstlenmiş kişilerden annelik sorumluluğunu en iyi şekilde yerine getirmeleridir. Necip Fazıl’ın deyimiyle ;

          ‘’Annesi gül koklasa ağzı gül kokan çocuk;

            Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk.’’

Anne ve çocuk arasında kurulan olumlu iletişim, çocuğun anne sütü ile kolay, ucuz ve kaliteli beslenmesi gibi bir etki yapacaktır. Bu bakışla, annelerle çocuklarının iletişimlerini iyileştirmek, annelerin daha sağlıklı çocuklar yetiştirmesine destek olmak babaların, aile yakınlarının ve hepimizin görevleri arasında bulunmalıdır.

Hepimizin duası, bütün çocukların kendi anne, baba ve yakınları ile birlikte en iyi şekilde büyümeleridir. Çocuklarına en yakın olması beklenen annelerin kendileriyle ve özellikle de sahip olduğu çocukları ile ilgili görev ve sorumluluklarını yerine getiremeyecek veya aksatacak duruma gelmesi halinde ise bu anneler ve çocukları için dezavantajlı olma, kırılganlık hali başlayacaktır.

Sanayileşmenin etkisiyle 18. yy. da kadının işgücüne katılımının artmaya başlaması geleneksel aile yapısını etkilemiştir. Geleneksel toplumlarda annelik o toplumun kendi işleyişine göre belirlendiğinden, çocuk yetiştirme işi geniş ailenin fertleri, sokağın hatta mahallenin büyükleri tarafından paylaşılırken;  modern toplumlarda kadına yeni görev ve sorumlulukların da eklenmesi, ailelerin küçülmeye başlaması, mahallenin ve sokağın zayıflaması nedeniyle anneliğin desteklenmesi lüzumu doğmaktadır.

Geniş ailedeki dayanışmanın azalmasının yanında, kent yaşamının getirdiği günlük hayatın aktiviteleri, meşakkati, ekonomik ihtiyaçların artması, artmaya devam eden iç ve dış göç olgusu ile birlikte aile fertlerinin arasına mesafelerin girmesi çocukların bakımına, eğitimine, yetiştirilmesine yeni bir boyut eklemiştir.  Daha önce anneleri, büyük anne veya diğer aile fertlerinden bakım ve korunma desteği alan çocuklar şehir hayatında çoğunlukla bundan yoksun kalmaktadırlar. Çocukla ilgili ihtiyaçlar, kreşler, bakıcılar, bakım evleri veya uzatılmış okulda kalma süreleri ile telafi edilmeye çalışılsa da annelik ve anne olmak önemini korumaktadır.  

Anne ve babaların çocuklarına daha az zaman ayırabildikleri günümüzde ise çocuklarla ebeveynlerinin bağını güçlendirebilmek için öncelikle büyüklerin çaba harcaması gerekmektedir. Bugün pek çok anne ve baba çocuğunun her türlü bakım ve ekonomik ihtiyacını titizlikle karşıladığından ötürü iyi birer anne baba olduklarını düşünmektedirler. Oysa anneler ve babalar çocuklarının, beslenme, bakım ve sevgi gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken onlara örnek olma, olumlu davranış geliştirmelerine yardım etme, güven duygusu içinde büyümeleri için çaba harcama gibi bir yükümlülük konumunda da yer almaktadırlar.

Ancak çocuklarımızı, milli, manevi ve toplumumuzun sosyal, kültürel değerlerinden de mahrum etmemek ihtiyacı ve sorumluluğu hepimizi kuşatmaktadır.

İletişimin gelişmesinin de etkisiyle insana has sınırların yıprandığı, sosyal medya ortamlarının olumlu ve olumsuzluklarının yanı sıra,  bize hiç benzemeyen,  bazen de çocuklar üzerinde onarılması güç izler bırakan yeni rol modelleri topluma sunduğu günümüzde ise anne, baba veya çocuklarla ilgili sorumluluk taşıyan biz büyüklerin çocuklarımızın bugünü ve  geleceği dolayısıyla da bizim yarınımız için zor olana talip olmamız gerektiği zihinlerimizde yer etmelidir.

Çocuklarımızın bizim, toplumumuzun sonuç olarak insanlığın sürekliliğini sağlayacak fertler olduğu daima hatırlanmalıdır. Onlar, bizden daha çalışkan, kültürlü, eğitimli, dinamik olmaları kadar toplumun temel değerlerine de sahip olarak büyümek durumundadırlar. Aksi halde Allah korusun bilinen her bilgi, çalışılan her zaman heba olmaya başlayacaktır.

                                                                                                      HATUN ÖZKÜMÜŞ 

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Hatice Altuntaş | 08.04.2022 21:50
annenin çocukla ilişkisini Necip Fazıl ne güzel özetlemiş bu sözünü İlk defa duydum teşekkürler annenin morali ,mutluluğu çocuğun morali ve mutluluğudur
Hatice Altuntaş | 08.04.2022 21:24
Kaleminize ve yüreğinize sağlık kardeşim tespitlerinize katılıyorum . Çocuk dünyaya geldiğinde fıtratında tüm değerleri taşıdığı için aslında çocuk eğitiminden anladığım onun doğasındaki değerleri korunmasi ı için ebeveynleri ve muhatap olduğu insanların eğitiminin öncelikli olduğunu düşünüyorum ve Çocuk anneye Plasenta ile bağlı olup dünyaya geldiğinde fizik bedenden ayrılır ama ruh Duygu zehin ve enerji bedeni olarak anne ile birlikte Yaşar annesi aldatılan, aşağılanan ,hor ğörūlen çocuk büyük bir öfke ile bunu kendisine yapılmış gibi yaşar ama tepki verecek gücü yoktur Bunun için de anneye öff deme ayetinin korunması anneye saygı ile çocukta bilinçalti yapmaktir.Öncelikle babanın ve yakınların anneye davranışı direkt çocuğa davranışıdır aslında şiddet gören kadının çocuğu da anneden daha çok çok şiddet görmektedir ve karakterinde onarılmaz yaralar açılmaktadır diye dūşūnūyorum