metrika yandex

Haberler / Kültür - Sanat

İdeolojik Savaş Ajanları / Malik bin Nebi

23.09.2022

İdeolojik Savaş Ajanları

Malik bin Nebi

Çeviren: Cemal Aydın

Timaş Yayınları

Hazırlayan: Ömer Budak

"Ölüm uykusuna yatmış milletlerin tarihleri yoktur. Olsa olsa efsanevi zorbaların veya mitolojik kahramanların büyüleyici çehrelerinin cirit attığı kâbusları veya rüyaları vardır." Malik bin Nebi

Cezayirli İslam düşünürü Malik bin Nebi'nin bu kısa ve özlü eseri, kendisinin çeşitli makale, inceleme ve konferanslarından derlenerek ortaya çıkarılmıştır. Kitabın girişinde birisi Raşid bin İsa tarafından, diğeri ise kitabın mütercimi tarafından kaleme alınmış olan iki yazı Malik bin Nebi'nin hayatı, fikirleri ve eserlerine dair önemli bilgiler içermektedir.

İdeolojik Savaş Ajanları Malik BinnebiKitabın "Oryantalistlerin Eserleri ve Çağımız İslam Düşüncesine Etkisi" başlıklı birinci bölümünde yazar, genel hatlarıyla oryantalistlerin eserleri üzerinden yürütülen ideolojik savaşın mahiyetini ve Müslümanların zihniyetinde bıraktığı tahribatı ele almaktadır. Malik bin Nebi'ye göre Ortaçağ safhasında Avrupa, kendisine ilham verecek ve adımlarını Rönesans'a doğru götürecek İslam düşüncesini keşfetmek için can atmaktadır. Ancak modern ve sömürgeci safhaya geldiğimizde Avrupa, İslam düşüncesine faydalanmak için değil, bilakis hegemonyası altında tuttuğu halkları daha yakından tanımak ve bu surette onlar üzerindeki tahakkümünü artırmak için yeniden yönelmiştir.

Bu tarihi bağlamda İslam dünyası – yazarın ifadesiyle- Batı kültürünün en ağır darbesini yemiştir. Bu darbe bir yandan bir aşağılık kompleksine diğer yandan da bunu telafi etme gayretine sebebiyet vermiştir. Bu aşağılık duygusu nedeniyle Hindistanlı Ahmed Han gibileri doğrudan Batı medeniyetine teslim olup yenilgiyi kabul etmiş ve Batı kültürüne kayıtsız şartsız boyun eğmiştir.

Bazıları da bu aşağılık duygusunu izale etmek için çeşitli araştırmalara yönelmişlerdir. Bunlardan kimileri Batı'nın tekniğini benimseyerek aşağılık duygusundan kurtulmaya çalışırken kimileri de kendisine gurur dozu enjekte ederek bu duyguyu yenmeye çalışmıştır. Her iki eğilimin de belli başlı zaafları vardır. Söz gelimi ilk eğilimin zaafı Batı'dan ilham alma yönteminin sığ olması ve Batı'yı üstün körü taklidin ötesine geçememesidir. Diğer araştırmalarında birinci eğilimin zaafları üzerine çokça eğildiği için yazar burada "övgü edebiyatı" şeklinde isimlendirdiği ikinci grubun zaaflarına ağırlık vermektedir.

Bu akım bahsi geçen ezilmişlik duygusunu yenmek için bir gurur ilacı arayışına girmiş, bu ilacı da İslam medeniyetinin ihtişamlı tarihinde bulmuştur. Övgü edebiyatının ilk zamanlar Müslüman toplum üzerinde kurtarıcı bir etkisi olmakla birlikte ileriki zamanlarda yararlı olmaktan çok zararlı bir hal almıştır. Çünkü bu çeşit bir tedavi mevcut problemleri ve çıkmazları unutturmakta ve böylece onları çözümsüz bırakmaktadır. Geçmişin ihtişamını anlatmak bir toplumdaki sefaleti önleyememekte, sadra şifa olamamaktadır. Bu yüzden övgü edebiyatı, ilk zamanlarda Batı medeniyetinin ezici darbesine karşı Müslümanları bir yere kadar korumuş olsa da nihayetinde onları geçmişin harikalarıyla mest edip uyuşturmuştur.

Ardından yazar, İslam dünyasındaki "ideolojik savaş"tan ne kastettiğini şöyle açıklamaktadır:

"Günümüz Müslüman toplumlarında, biri veya birileri, bu toplumun herhangi bir meselesi üzerine eğilecek olsa, görecektir ki, sömürgecilik, söz konusu problemin üzerinde, ya daha önce düşünüp bir çözüm ortaya atmıştır, ya da onu inceleme yolundadır. Bir başka deyişle, sömürgecilerin ajanları, konuya ya daha önce eğilmiş veya eğilmek üzeredirler.

Dahası, Müslümanlar herhangi bir meseleye bir çözüm yolu bulmak için bir girişimde bulunduklarında, sözünü ettiğimiz ajanlar, derhal bu çözümü, Müslüman uzmanlardan daha titiz bir şekilde ve çok daha yakından ele alacaklardır. Nihayet Müslümanların bulduğu çözüm yolu yanlışsa, onlar bunu daha da yanlış hâle getireceklerdir.

Şayet bu çözüm, en küçük bir gerçek kırıntısı taşıyorsa, onlar bu kırıntıyı bile, her türlü çareye başvurarak ortadan kaldırmaya veya etkisini uygun panzehirler kullanarak tesirsiz hâle getirmeye var güçleriyle çalışacaklardır. 'İdeolojik savaş'ın genel anlamı işte budur."

Bu minvalde övgü edebiyatı ideolojik savaş ajanlarının elinde şeytani bir yıkım aracına dönüşmektedir. Ne zaman Müslümanlar, meselelerini sahici bir şekilde ele almaya kalkışsalar, ideolojik savaş ajanları ihtişamlı tarihten edinilen gurur dozunu Müslüman halklara enjekte etmekte ve onların hareket kabiliyetini dumura uğratarak uyuşturmaktadır. Bunun yanı sıra Baasçılık ve komünizm gibi bütün akımlar İslam dünyasını sahte çözümlere çekmek için kullanılan bir araçtır.

Öte yandan oryantalistler tarafından İslam medeniyetine yöneltilen suçlamalar ve yergiler de İslam düşüncesinde olumsuz etkiler uyandırmıştır. Bu yergiler İslam dünyasını sahte problemlerle meşgul etmiş ve övgü edebiyatına benzer şekilde düşünsel enerjileri boş ve kısır işlere yöneltmiştir.

المفكر الجزائري مالك بن نبي.. يعود من جديد

Malik bin Nebi

Bu bağlamda Malik bin Nebi, bulunduğumuz çağda her eserin siyasi düzlemde belli yansımaları olduğuna ve en soylu olanlarından en çıkarcı olanlarına kadar bütün fikirlerin, çıkar gözetilen ve siyasi hesaplamalar yapılan sahalarda, vicdanları kirletme ve bilinçleri iğfal etme araçları olarak kullanıldığına dikkat çekmektedir. Dolayısıyla oryantalistlerin eserlerini hakkıyla değerlendirmek için, ideolojik savaş ajanlarının bu eserleri hangi maksatla kullandığı mutlaka göz önüne alınmalıdır. Zira ideolojik savaş ajanları bu fikirleri hayali bir evrende değil, doğrudan doğruya bizim dünyamızda ve çok özel gayeler uğruna kullanmaktadır. Bu bölümü Malik bin Nebi şu önemli tespitle bitirmektedir:

"Kendi ana fikirlerini, kendisine yön verecek düşünceleri bizzat kendisi imal etmeyen bir toplum, ne kendi tüketim maddelerini üretebilir, ne de kendi donatım malzemelerini... Dışarıda ithal edilmiş veya -adı ister oryantalizm, isterse sahte marksizm olsun- dış bir tahrik faktörü aracılığıyla kafasına sokulmuş fikirlerle bir toplum kurulup yüceltilemez....

Gelişmemizin şu anki safhasında bizler, kendi düşünce ve tartışma konularımızı bizzat kendimiz tespit etmek mecburiyetindeyiz.

Bizler, fikri orijinalliğimize tekrar kavuşmak, ekonomik ve politik alanlarda olduğu kadar, fikir alanında da bağımsızlığımızı yeniden fethetmek zorundayız."

Kitabın geri kalan bölümlerinin başlıkları ise şu şekildedir: Fikirler Evreni, Fikirlerin Sahihliği ve Etkililiği, Yeni Hastalık: Ekonominin Putlaştırılması, Müslümanlar ve İslam Davası

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş