metrika yandex
  • $43.83
  • 51.98
  • GA51000

Haberler / Dünya

Bir ahlâk ve şehadet portresi olarak şehit Ebu Ubeyde Huzeyfe

01.01.2026

Milli Gazete yazarı Mustafa Uzun, Kassam’ın efsane sözcüsü şehit Ebu Ubeyde’yi kaleme aldı.

"Bir ahlâk ve şehadet portresi olarak şehit Ebu Ubeyde Huzeyfe " başlıklı yazı şu şekilde:

Tarih her zaman gürültüyü kayda geçirmez. Bazen en kalıcı izler, en az konuşanların ardında kalır. Bugün adını andığımız Ebu Ubeyde Huzeyfe, tam da bu sessiz tarihin adamıydı. O, çağımızın yüksek sesli liderlik anlayışına karşı, vakarla duran bir ahlak örneğiydi. Bir figür değil, bir ölçüydü. Bir sembol değil, bir karakterdi.

Ebu Ubeyde’nin sesi yükselmezdi. Çünkü hakikat, onun dilinde bağırmaya ihtiyaç duymazdı. Konuştuğunda kelimeler çoğalmaz, azalırdı. Söz, onun ağzında tüketilen bir araç değil, tartılan bir emanet hâline gelirdi. Sessizliği ise uzun nutuklardan daha öğretici, daha sarsıcıydı. Bu yüzden hitabı bir propaganda dili değil, bir bilinç inşasıydı.

Onu yakından tanıyanların ortak ifadesi şudur: Ebu Ubeyde sade idi. Gösterişsizdi. Utangaç ama vakurdu. Kibar, mütevazı ve ağırbaşlıydı. Bulunduğu yerde ağırlık oluşturmaz, bilakis ferahlık yayardı. Varlığı yük değil, emniyet hissiydi. Oturuşu insanı yormaz, kalkışı iz bırakırdı. Sessizce girer, sessizce çıkardı. Ardında kalan boşluk ise doldurulamazdı. Çünkü bazı insanlar sayılarıyla değil, nitelikleriyle eksilir.

Bu şahsiyet inşasının merkezinde Kur’an vardı. Huzeyfe, küçük yaşta Kur’an’ı ezberlemişti. Fakat onu yalnızca hafızasında değil, ahlakında taşımıştı. Kur’an onun için bir metin değil, bir hayat düzeniydi. Bu yüzden gereksiz sözden sakındı, dedikodudan uzak durdu. Dili, hakikati söylemek için terbiye edilmişti. Ahlakı, konuşmasından önce gelirdi. Bu da onu kendiliğinden bir otoriteye dönüştürüyordu.

Kardeşinin tanıklığı, bu olgunluğun erken yaşlarda başladığını gösteriyor. Çocukluk ve gençlik yıllarında beraber yürüdükleri yollar, Kur’an’la yoğrulmuş bir kardeşliğe işaret eder. Fakat zamanla Huzeyfe uzaklaştı. Daha doğrusu, yükü ağırlaştıkça görünürlüğü azaldı. Hayatı sabit bir mekâna değil, sürekli bir yolculuğa dönüştü. Kendisi bunu böyle tarif ediyordu: “Ben yolcuyum.” Bu cümle, onun dünyayla kurduğu mesafenin de özetidir.

Arkadaşlarının tanıklığı Ebu Ubeyde’nin iç dünyasını berrak biçimde açar. Küçük bir odada, mütevazı bir yer yatağının bulunduğu mekânda çay ikram eden genç, dünyanın tanıdığı maskeli sözcüden bambaşka görünüyordu. Fakat fark şuydu: Maskenin ardında bir imaj değil, bir hakikat vardı. Yüzünde saflık, hâlinde yumuşaklık, tavrında hayâ vardı. Medyayı sevmediğini açıkça söylemesi, onun bu görevi bir arzu değil, bir itaat olarak kabul ettiğini gösteriyordu. Görev verilmişti. Kabul etmişti. Çünkü onun dünyasında itaat, ahlaki bir sorumluluktu.

Ebu Ubeyde’nin direnişi bağırmakla ilgili değildi. Onunki bir duruştu. Bir bilinç hâliydi. Hakaret etmedi. Gerçeği sulandırmadı. Kabul edilebilir kılmak için eğip bükmedi. Sözleri Filistin’in zeytin ağaçları gibiydi: derin köklü, sarsılmaz ve evcilleştirilemez.

Şehadetinden kısa süre önce gönderdiği sessiz selam, bir veda idi. Yüksek sesle yapılmamış, ama derinden hissedilen bir veda. Bilenlerin bilgeliğiyle edilmiş bir son bakış. Ardından kalan acı, yalnızca bir komutanın kaybı değildi. Bir ahlak örneğinin, bir ölçünün, bir istikametin kaybıydı.

Ailesiyle birlikte şehadete yürüdü. Eşiyle, evlatlarıyla, kardeşleriyle. Bu bir rastlantı değil, kaderin diliydi. Geride kalan İbrahim ise bir isimden öte, bir emanet olarak kaldı.

Son konuşmasında İslam dünyasının liderlerine yönelttiği söz, tarihe kazınmıştır: “Ahirette hasmımızsınız.” Bu bir öfke cümlesi değil, bir hesap ilanıdır. Ve bu hesap henüz kapanmamıştır.

Lider aramızdan ayrıldı. Ama liderlik bitmedi. Çünkü bazı insanlar ölür, fakat bir miras bırakır. Ebu Ubeyde’nin mirası şudur: Liderler gider, yerlerini başkaları alır.

Allah rahmet eylesin. Şehadetini kabul buyursun. Makamını âli eylesin.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş