metrika yandex

ZORLAMA, FARKLI İŞTE

27.03.2020
Mustafa AKMEŞE

 

sayısız acı, hüzün, mutluluğun
dönüp durduğu
gündelik hayatlarımız var.
çok zaman dört duvar arasında kalır. taşmaz sokaklara...
eşler, çocuklar bir araya sığındığımız yaşam alanlarımız var ya,
adeta toplumun en küçük yaşayan
canlı organizması olan
çokları için adeta otel haline dönüşen
mikroplu günlerde varlığı farkedilen
hani şimdilerde “evde kal, evde hayat var”
diyorlar ya!
ha! işte o hayatın merkezinden

 

evlerimizden bahsediyorum…


yani müslümanca bir hayatın ilk örneklerinin uygulandığı
kendi sözümüzün hakim olduğu evlerimiz

baştan söyleyeyim.
sözüm, hayatı müslümanca yaşama telaşı olanlara
çünkü o telaştır insana yol aldıracak ve
merhamete layık kılacak.

sayısız taşkınlık yaşanır durur şehrin sokaklarında.
insanın gücünün yetmediği işler vardır
gözü kulağı yaralayan, kalplere iz bırakan.
onun için dindarlık iddiası olan hanelerde
mahremiyet en önemli kriterlerden biridir.
evlerimiz bizim mahremimizdir, örtümüzdür,
bizi saklayan,

dışarının taşkınlıklarından koruyan.
yani evlerimiz,
sadece bedenlerin dinlendiği değil
kalplerimizin sükunete erdiği ve arındığı alanlardır...

evdeki mahremiyet
dışarıdaki taşkınlıkların eve sirayet etmesini önlemekle olur.

modernitenin bir sonucu
kadınlar yaygın olarak evleri terk ettiğinden beri,
çalışma hayatına girdiklerinden bu yana diyelim
yanlış anlaşılma olmasın
erkek kadın birlikte aynı mekanlarda iç içe çalışmaları nedeniyle
sayısız karşılıklı taşkınlığa maruz kaldıklarını biliyoruz...
mahremiyet duvarları tek tek yıkılırken.
birbirlerini saatlerce aynı ortamda gören
iki farklı cinsin yan yana gelmesi
sadece basit bir hayat meşgalesi değildir.
bunun yıkıcı etkileri yaşanan hayatlarda  görüldü, görülecek...

mahremiyet ah! mahremiyet...

bu duvarların bir bir yıkılması
utanma ve haya anlayışının değişmesine
sonra da hepimizin bire bir yaşadığımız
o cıvık ve
kabul edilemez yakınlaşmalara
adım adım toplum olarak gittik, gidiyoruz...
çünkü insan fıtratı böyle bir şey...

işte tam da söylemek istediğim burda başlıyor.
bugün evlerimizde olan ve önemsediğim yanlışı,
bir taşkınlığı paylaşmak istiyorum,

geçmiş zamanlarda
komşular, dostlar ziyarete gelmişse eğer
evde misafirlik ve misafiri karşılama
geleneği  
erkek ve kadınlar ayrı odalarda kabul edilir ve ikram görürlerdi.
küçük çocuklar da çok zaman kadınların yanında,
daha büyük erkek çocuklar babalarının yanında durur
ve aynı zamanda hizmet ederlerdi.

bilinçli bir tercih olarak dindar olan bizim  kuşaklar da
bu misafir kabul etme  uygulamasını benzer devam ettirdi... bilirsiniz.

modernitenin etkisiyle ve
kadınların çalışma hayatında çok yaygın bir şekilde yer almasıyla  
evlerinde misafir kabüllerinde
arkadaş, konu komşu farketmez
kadın erkek aynı mekanı paylaştığı
birlikte oturdukları zamanları yaşıyoruz artık...
yani diyorum ki
dindarlar da kadın erkek misafirleriyle birlikte evde
karşılıklı işte oturuyor,
laflıyorlar, ordan burdan. çok rahatlar, öyle valla...

“aynı işyerinde, dışarıda kadın erkek benzer ortamlarda zaten bulunuyoruz,
birlikte olduğumuz dostlarla, komşularla
evde aynı ortamda otursak ne olur ki?’’
diyorlar ve
böylesi birlikte oturmaya eleştiri olabilecek cümlelere
“çok ciddiyiz biz estağfurullah’’ diyorlar...

ben de estağfurullah diyorum ey müslüman…
size toz kondurmak istediğimi nasıl düşünürsünüz.

sadece her bir taşkınlık bilin ki yorgunluktur.
ne getireceği sonraları çıkar ortaya...

ben böylesi bir oturmanın haram/helal olduğunu söylemiyorum ki…
evlerimiz çok özeldir ve eve taşıdığınız kim varsa çok özel insandır.
güzel ve korunaklı olanı söylüyorum.

kalbi yormayın be dostlar, yormayın...
anladınız siz..

mahremiyeti  bizden sorulan yerler,
yani evlerimizle,
zorunlu çalışma ortamlarındaki birliktelikleri nasıl bir tutar insan...
bizi sarıp sarmalayan çok özel,
sadece bize ait olan evimiz işte...
evlerin mahremiyeti incitilmemeli.

evin dış kapısına geleni ayırt etmek için erkeğe ve  kadına özel
farklı ses çıkaran kapı  tokmağı koyan bir medeniyetin çocukları;

siz, evin  duvarların sadece duvar mı olduğunu zannediyorsunuz?
temelleri takva üzere yükseltilen
evlerinizi  hem de,

yıkılacak bir duvarı bırakın,
bir tuğlası için bile savaş verilecek  
son kalemizdir orası...

evlerimiz direndiğimiz yerler  be dostlar.
bizim sözlerimizin geçtigi,
yani inançlarımızın yaşatılacak kısımlarını uyguladığımız
ve bir umut olarak
hayata, zamana, ve dahi dünyalılara karşı
her zaman var olacağımızı
gösterdiğimiz örnek hayatlar işte...

ey yolcu

evin senindir ve ancak
temelleri takva üzerine yükseltilen evler ayakta kalacak ve
gündüz şehrin meşakkatine seni hazır edecektir.

ey yolcu

imtihanı zor etme,
mahremiyet yaşanır ve öğretilir.
Anlatılmaz. söze gerek yoktur.
nesiller yaşanılana bakar.
imkan olduğu halde,
dost, uzak akraba dahil evinde
aynı mekanda birlikte kadın, kız, erkek oturma

sosyal medyada resimleyip birde paylaşmak var ya
ah ki ah..
ne yapsın gençler,
baba, anne, amca, abileri böyle yaparsa…

ey yolcu

nasıl öğreteceğiz küçücük kalplere,
cinslerinin farklılığını,

zorlama, farklı işte...

farklı müdahale, anlayış, titizlik gerekir,
bu dindir ve
dine ancak ciddi adamlar omuz verir…

ey yolcu

evde mahremiyet taşkınlığına müsade etme,
aşılan her bir sınır bilesin ki

yara olur kalplere.

 

not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.
her hakkı okuyucuya aittir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş