metrika yandex

Zihnin ve Bilincin Yenilenmesi.

07.10.2020
Atasoy MÜFTÜOĞLU

İslam dünyası toplumları ve kültürleri, folklorik-biçimsel değişim ve özgürlüklerle büyülendikleri için, hiç bir şekilde gerçek bir değişimi, yapısal bir değişimi konuşmuyor, konuşamıyor. Folklorik/biçimsel/yüzeysel değişim ve özgürlükler gerçekliği maskeliyor

Düşünsel/kültürel/felsefi/entelektüel/ahlaki ve hikemi yetersizliklerle malûl olan toplumlarda, politik sloganlar/klişeler ve duygusallıklar toplumsal hayata hakim olur. Bu tür toplumlarda bütün umutlar, sloganların/klişelerin ve duygusallıkların sınırları içerisine hapsedilir, kamuoyu politik sloganlar/klişeler yoluyla istenilen doğrultuda manipüle edilebilir.

Düşünsel/kültürel/felsefi/ entelektüel/ahlaki/hikemi temellerden, birikim ve sorumluluklardan bağımsız umutların hakim olduğu toplumlarda, ilgili toplumlar, Türkiye örneğinde de tecrübe ettiğimiz üzere, sol-seküler, sağ-muhafazakar klişelerle sistematik bir biçimde kontrol edilebiliyor. Hangi toplumda olursa olsun, sol ya da sağ ideolojik gündem, toplumları, insani/ahlaki/entelektüel alanlara, ilgilere, yoğunluklara, derinliklere ve sorumluluklara yabancılaştırıyor. Kendi zamanları için, düşünme ve içerik üretme, kendi zamanları için yazma yeteneğine sahip olmayan toplumlar-kültürler geçmişte üretilenleri şerh etmek suretiyle varlıklarını sürdürmeye çalışıyor. Günümüz insanı popülist zamanlarda, dünyalarda ve toplumlarda yaşıyor.

Bu tür bir dünyada, toplumda, zamanda kitleler siyasete yabancılaştıkları için, siyaset, ancak, popülist bir dil ve söylem aracılığıyla gündemde tutulabiliyor. Popülist dil/ söylem, aynı zamanda medyatik-teatral bir çerçeve de içeriyor. Küresel sorunların derinleşmesi karşısında yaşanan yetersizlik/çaresizlik, siyasal kadroların yetersizliği ve ufuksuzluğu, popülist tercihleri söylemsel bir strateji haline getiriyor.

Her popülizm, büyük ölçüde ucuz bir demogoji diliyle varlığını sürdürebiliyor. Hangi toplumda ve kültürde olursa olsun, ideolojik/popülist kavramsallaştırmaların, ahlaki/ insani/entelektüel geçerliliği olmadığı gibi, güvenilirliği de bulunmuyor.

Bütün toplumlarda, seküler ya da muhafazakar toplumlarda, ideolojik dil, sistematik bir baskı aracı olarak kullanılıyor. Hangi kültürde olursa olsun, ırkçı-ideolojik barbarlık “ötekileştirdiği” unsurlara varoluş hakkı tanımıyor, “öteki”ni ne yaparsa yapsın, ideolojik önyargılara mahkûm ediyor.

Evrensellik iddiasında bulunan modern uygarlık, evrensel insanlık inancını/ahlakını ve idrakini yok ederek, her şeyin, kendisine tabi kılınmasını dayatan, mutlakıyetçi modernliğin tahakkümünü sürdürüyor. Mutlakıyetçi modernlik, ilahi vahyi, ilahi olanı ve ilahi alanı etkisiz hale getirerek, bu alanı ideolojik putlara ve putperestliklere tahsis etti. Mutlakıyetçi modernlikler ve ideolojik putperestlikler, İslamı ve Müslümanları anlamayı reddederek, Müslüman halkları sadece bir istatistik konusu olarak değerlendirmeye devam ediyor. Modern sömürgeciliğin başladığı tarihtenbu yana, Müslüman halklar belirsizlik, güvensizlik, güvencesizlik içerisinde yaşamaya mahkûm edilmiş bulunuyor. Büyük zenginliklere sahip olanlar, sahip oldukları bu zenginliğin kendilerine kötülük yapma özgürlüğü verdiğine inanıyor. Aziz İslamın, Müslüman halkların sadece bir istatistik konusu haline getirilmeleri sebebiyle, Müslümanlar olarak, İslamı, tarihte bütün boyutlarıyla yeniden tecrübe etmenin imkanları üzerinde çalışmaya/konuşmaya/tartışmaya cesaret edemiyoruz.

Günümüzde, İslam, söylem alanına hapsedilmiştir.

Yerli-milli sınırlara/algılara kapatılan Müslüman halklar, bu sınırlar ve algılar sebebiyle, zamanı kapsayan bir dil ve bilinç kuramıyor. Tarih yapmak/yazmak, ancak, bağımsız bir politik irade-sistem-dünya görüşü yoluyla mümkün olabilir. İçerisinde yaşadığımız zamanda ancak, bağımsız, derinlikli, özgün düşünceler/fikirler/bilgelikler üreterek, bunları kayda geçirerek, insanlığın bilincine kazandırarak var olabiliriz. İslam toplumlarında kendi kendilerini, kendi otoritelerini mutlaklaştıran dini/politik/entelektüel figürler, bu tavırlarıyla, ahlaki değerlendirme ve eleştiri ilişkisinden muaf sayılmaları gerektiğine inanıyor. Topluma kendi otoritelerini-tercihlerini-yorumlarını dayatan politik, din’I ya da entelektüel figürler, tartışma-müzakere ve müşavereye ihtiyaç duymadıkları için, ahlaki alanı terk ederek, zihinsel barbarlık alanına geçiyor. Popülizmlerin içerik kaygıları olmadığı gibi, ahlaki kaygıları da yoktur.

Siyasetin medyatikleştiği, yüzeyselleştiği, bir sahne etkinliği haline aldığı toplumlarda gerçekler kolaylıkla örtbas edilebiliyor. Bu tür toplumlarda gerçeklere nüfuz edebilmek için, zihnin ve bilincin yenilenmesi gerekir. Zihnin ve bilincin yenilenmesi; popülizmlerden, taşra popülizminin aşırılıklarından/kabalıklarından, ayrıntılardan, karşıtlıklardan, bencillik ve kibirden arınmakla mümkün olabilir. Tarihin, politik iktidarların çıkarlarına ve tutkularına hizmet edebilecek şekilde araçsallaştırıldığı ve geçmişin bu doğrultuda manipüle edilebildiği toplumlarda zihinsel yenilenme, zihinsel bağımsızlık gerçekleştirilemez.

Hemen herkesin çok kazançlı işler, konumlar ve ilişki biçimlerine yöneldiği toplumlarda, etkili eleştirel kadrolar, ahlaki otoriteler, düşünürler, bilgeler ve arif ’ler yetiştirilemez. Güç ve iktidar sahiplerinden bir şeyler bekleyenler, ahlaki bağımsızlıklarını kaybedecekleri için, düşünür, alim, bilge olamaz. Popülizmlerin hakim olduğu toplumlarda, hassasiyet ve duyarlılık kayıpları sebebiyle, dışlayıcı vasatlıklar belirleyici hale gelir. Dışlayıcı vasatlıklar, bağımsız düşünceye, düşünce kadrolarına geçit vermez, alan bırakmaz.

Bilinçli olarak üretilen popülist politikaların, bilinçli kültürsüzleşme/kültürsüzleştirme ile sonuçlanacağını bilmek, anlamak gerekir. Günümüzde, popülizmler, bir yanda özellikle genç kuşakları kültürsüzleştirirken, bir diğer yanda da genç kuşaklar, Facebook evrenselliğine maruz kalarak küresel neoliberal-seküler dil ve kültüre dahil oluyor. Bu durum karşısında genç kuşakları yerli-milli alana/bağlama davet etmek, folklorik bir davet olmaktan öte bir değer taşımıyor. Teknoloji her tür politik tercihten çok daha önemli hale geliyor. Facebook evrenselliği, özellikle genç kuşakları eğlence kültürü yoluyla, kültürel ve ahlaki altüst oluşlara sevk ediyor. Genç kuşaklar anlam alanlarından hızla uzaklaşıyor. İslam dünyası toplumları ve kültürleri, folklorik-biçimsel değişim ve özgürlüklerle büyülendikleri için, hiç bir şekilde gerçek bir değişimi, yapısal bir değişimi konuşmuyor, konuşamıyor. Folklorik/biçimsel/yüzeysel değişim ve özgürlükler gerçekliği maskeliyor.

İslam dünyası toplumlarında, ifade özgürlüğü, sadece, propaganda ve popülizm yoluyla yönetilen kitleler için geçerli sayılıyor. İslam toplumları ve kültürleri, içerisinde bulundukları histerik ikiyüzlülükleri aşarak, gerçekliği dönüştürme mücadelesi vermeye başladıklarında tarih yapmaktan/yazmaktan söz edebilirler

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Kul

08.10.2020

Yazılarınız için teşekkür ederim