metrika yandex
  • $32.53
  • 34.82
  • GA17260

AHLAK, ISLAH VE SALİH AMELİN DÖNGÜSELLİĞİ

ZEYNEP YÜCEL
10.04.2022

 

İnsanı insan yapan şeyler aklı, iradesi ve ahlakıdır.  Akıl, ahlaktan bağımsız değildir. İnsan, düşünebilme ve irade yetisini ahlaki bir şekilde kullandığında aklını kullanmış olur. Sonuç itibariyle akıllı insan ahlaklı insandır. Yani en temel özelliğimiz ahlaki bir varlık olmamızdır diyebiliriz. 

Ahlak, kelime olarak yaratılmış olmakla ilişkilidir. Dolayısıyla ahlaki özelliklerimiz potansiyel olarak, verili özelliklerdir. İnsan, iradesiyle bu potansiyellerden hangilerini ortaya çıkaracağına karar verir. Yine sadece insana ait olan sorumluluk, irade ve özgürlük, ahlaktan ve birbirinden ayrı düşünülemeyecek niteliklerdir. 

Ahlakın insani bir özellik olması hasebiyle, dinin ve dindarlığın bu konuda artı bir katkısının olmayacağı yönünde düşünceler olabilmektedir. Ancak sanki burada gözden kaçırılan bir boyut var. Ahlak, gerçek anlamıyla ilişkilerimizde (kendimizle ilişkimiz dâhil) ortaya çıkar. Dindar bir insan da hem insani bir sorumluluk olarak hem de dini inancı gereği kendisini sorumlu hissettiği otoriteye karşı bir sorumluluk bilinci ile ahlaki hareket eder. Dolayısıyla herhangi bir ahlaki özelliği henüz içselleştirmemiş olsa dahi, dini bir ödev, görev, sorumluluk bilinci olarak, ilişkilerinde ahlaki davranmayı önceler. Örneğin cömertliği henüz içselleştirmemiş, yani aslında cömert olmayan inançlı bir kişi, dini cimriliği olumsuz gördüğü, yasakladığı için tam bir gönüllülükle olmasa da maddi fedakârlıklarda bulunabilir. 

Mesele de tam burada başlar. Çünkü kimileri açısından bu eylem, tam olarak gönüllü yapılmayan bir davranış olduğundan ötürü, tam olarak değerli ve ahlaki bir davranış da değildir. Hatta bir adım daha ileri gidip, bunu insani olarak yanlış olan, dürüst olmayan, çıkarcı bir davranış olarak değerlendirenler de olabilmektedir. Bu görüşe göre, olması gereken tutum cömertliğin içselleştirilmesine kadar, bir davranışa dönüşmemesini tercih etmektir. Aksi takdirde samimiyetsizlik ortaya çıkacaktır. 

Aynı doğrultuda tezahür eden benzer bir görüş, ahlaki davranışlar sonucunda Allah'ın takdirini, rızasını beklemenin, özünde bir tür çıkarcılık olduğu ve ahlakı zedelediği görüşüdür. Sonuçta bu eyleminden maddi olmasa da bir karşılık beklemektir. Ancak, yaratıcıdan hiçbir şekilde dünyevi olmayan, böyle bir manevi karşılık umut etmekten dahi müstağni olmasını beklemenin, insanı merkeze alan, daha üst bir güç tanımayan, kibirli bir yaklaşım olduğu açıktır ki kibir ahlaka mugayir niteliklerin belki de en başında gelir.

Din, varılmış bir son menzil değil bir yolculuk, dahası bir okuldur. Gerçekten cömert olmak, bu özelliğin içselleştirilmesi, bu şekilde davranarak, uygulaya uygulamaya öğrenilir. Ama asıl dikkat çekmek istediğimiz konu şu ki bu durumun pratikte ilişkilere yansıması, söz konusu yaklaşımlarda aynı şekilde olmamaktadır. Henüz içselleştirmediği halde, dini gerektirdiği için, dini bir sorumluluk olarak cömert olan kişi, ilişki kurduğu kişiye bir iyilikte bulunmuş, dolayısıyla bu davranıştan faydalanan bir insan olmuş ve bir fayda, bir iyilik ortaya çıkmıştır. Belki de gerçek cömertliği iyilik üzere gelişen bu ilişkiden doğan bir sinerji öğretecektir? Bu kişi, karşısındaki insanın mutluluğunu ve duasını hayatında bir bereket olarak hissedecek, iyilikten doğan bu haz, cömertliği içselleştirmesinde ona yardımcı olacaktır. Ancak öncelikle insanilik ve dürüstlük adına içselleştirmeyi bekleseydi, ne bu iyilik ve fayda ne de bunlardan doğan müspet bir ilişki ortaya çıkacaktı. 

Bunu aslında başka fıkhi hükümlerde de müşahede ederiz. Dini bir yasağı çiğnemekten kaynaklanan cezaların cinsi, bir başkasının faydasına olacak şekilde sosyal bir boyut taşır. Fakir yedirmek, giydirmek, köle azad etmek gibi... Yani insan en çok iyilik yaparak öğrenir. Ve her birinin kökeni ahlaka dayanan bu iyilikler, sadece insani olarak nitelendirilmeyip, aynı zamanda dini bir sorumluluk olarak değerlendirildiğinde ertelenemez, es geçilemez ve sonuçta kişi için öğretici, çevresi için iyiliğe dönüşen bir hal almaktadır...

Yani aslolan kendini terbiye edip yola çıkmak değil, yolda terbiye olmak. Ahlak, birlikte ve birbirimizle öğrenebileceğimiz bir şey. Başkasına hizmet ve gayret bizi terbiye edecektir... İnsana hizmetin hakka ibadet olması da böyle bir şey belki de...

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş