metrika yandex
  • $32.64
  • 35.41
  • GA18850

Akşener Krizinin Sonuçları

YUSUF YAVUZYILMAZ
18.03.2023

Akşener’in yarattığı krizin nelere yol açacağı, yaşanan büyük deprem felaketinin önüne geçerek, siyasetin ana konusu oldu. Akşener'in masadan kalkması ve ardından yaptığı ağır açıklama sonrası hem masadaki ağırlığı hem de Türk siyasetinin geleceğinde yapacağı etki önemli ölçüde değer kaybetti. Masadan kalkarken iddia ettiklerinden hiçbiri gerçekleşmeden masaya döndü/dönmek zorunda kaldı. Ne başından beri üzerinde önemle durduğu Kılıçdaroğlu'nun adaylığını önleyebildi, ne de önerdiği ve çağrı yaptığı adayları öne çıkarabildi. Masaya yeniden ve eskisinden çok daha güçsüz dönmesi, onun elini siyasal anlamda iyice zayıflattı ve manevra alanını daralttı. Ayrıca masadan ayrılma sinyali verdiğinde bırakın destek bulmayı ağır bir şekilde eleştirildi. Böylece sadece masada değil, toplumsal zeminde de itibar kaybetti. Masadan ayrılan bir İYİ Parti'nin masaya göre çok daha güçsüzleşeceğini gördü.

Öte yandan duygularının etkisinde kalarak kriz yönetme potansiyelinin olmadığını gösterdi. Bu da gelecekte siyasette oynayacağı alanı iyice daralttı. Akşener’in kriz yönetme potansiyelinin sınırlılığı ve çok kısa sürede verdiği kararların aksine hareket etmesi, güvenilirliğini önemli ölçüde zayıflattı.

Sürecin iyi tarafı, milliyetçiliğin masada eskisine göre güçsüzleşmesi idi. Bu tartışma ve gerilimden geriye kalan en güzel taraftı. Çünkü milliyetçiliğin etkisizleşmesi hukuk devleti ve demokratik reformların önünü daha rahat açacak ve masadaki diğer aktörlerin elini güçlendirecektir. Öte yandan Akşener'in güçsüzleşmesi masaya destek vermesi beklenen HDP’nin de önünü açabilir.

Seküler milliyetçiliğin kriz çıkarma potansiyeli Meral Akşener’in çıkışıyla test edildi. Ancak masanın diğer bileşenleri resti gördüler. Böylece masanın İyi Partiye değil, İyi Parti'nin masaya daha çok ihtiyacı olduğu görüldü. Milliyetçiliğin etkisinin kırılması, demokratik reformlar ve Kürt sorunu açısından, Türkiye'nin önünü açabilir.

Milliyetçilik, ister sekiler ulusalcı( İyi Parti) , isterse muhafazakar ülkücü (MHP) olsun kıskanç bir ideolojidir. Bu haliyle esneme potansiyeli oldukça düşüktür. Bundan dolayı ortaklığa girdiği yapıyı dönüştürmek ve kendine benzetmeye çalışır.

MHP, Ak Partiyle girdiği ortaklıkta bunu başarmışa benziyor. Ak Parti'nin ilk dönemi ile ikinci dönemini karşılaştıranlar bu farkı göreceklerdir. Ak Parti içinde yaşanan politik ayrışmanın kökeninde de bu dönüşüme duyulan tepki vardır. Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Abdullah Gül'ün partiden ayrılmalarını bu eksende değerlendirmek gerekir. Bu noktadaki temel itiraz, Ak Parti'nin kuruluş misyonundan uzaklaşarak, sivil siyaset alandan ayrıldığı, milliyetçi ve devletçi bir siyasal retoriğe evrildiği ve bürokrasinin temsilcisi olduğu tezidir ki, bu iddia önemli ölçüde doğrudur.

Ak parti seçmeninin bu değişime ayak uydurmasının temel nedeni, miras aldığı siyasal anlayıştır.

Meral Akşener' in masayı teslim alma iradesi ise başarı ile savuşturulmuşa benziyor. Ancak masanın yumuşak karnı yine Akşener ve İyi Parti olacaktır.

Kuşkusuz Akşener'in kendi ifadesiyle “duygu patlaması” yaşadığı krizden sonra kazananlar başta Kılıçdaroğlu olmak üzere masanın diğer bileşenleri ve HDP oldu. Kılıçdaroğlu'na karşı Akşener tarafından dillendirilen "kazanacak aday " kuşatması, Kılıçdaroğlu tarafından başarılı bir hamleyle aşıldı. Sürekli olarak adaylığına karşı çıkan Akşener'i ve iddialarını devre dışı bıraktı. Süreçte hem kendini kabul ettirdi, hem de Akşener'i zayıflattı. Masanın diğer kazananları Davutoğlu, Karamollaoğlu ve Babacan oldu kuşkusuz. Her üç lider de kriz zamanlarında sakin kalarak, krizden kazançlı çıktılar.

Masanın gizli ortağı olarak adlandırılan HDP, diğer bir kazanan oldu. Krizi idare etmede son derece başarısız olan Akşener'in HDP karşıtlığı iyice itibar kaybetti. Bu da Türkiye demokrasisi açısından bir kazanç sayılmalıdır. Çünkü HDP, sistem içinde kalarak demokratik sürecin önemli bir aktörü olabilir. Kuşkusuz onun bagajında hala PKK ve Kandil ile ilişkiler bulunmaktadır.

Kuşku yok ki, kazananlardan biri de Erdoğan ve Cumhur İttifakıdır. Sürekli olarak koalisyonların kriz çıkardığı iddiasını öne süren tez, bu krizle destek kazandı. Özellikle deprem zamanında iç sorunlara yoğunlaşma iktidara destek sağlayabilir. Bu olayın seçimi ne ölçüde etkileyeceğini kuşkusuz seçimin sonucuyla ilgili olacaktır.

Türkiye demokrasisi için en önemli kazanç Millet İttifakındaki milliyetçi ağırlığın azalmasıdır. Bu etki kuşkusuz krizden öncesi ile kıyaslanmayacak ölçüde zayıflamıştır. Demokratik dönüşümün önündeki en sert ideoloji milliyetçiliktir. Geçmişte "Kürt Açılım Sürecine" en büyük muhalefet milliyetçi partilerden (Muhafazakar milliyetçilik ve ulusalcı seküler milliyetçilik) gelmiştir. Bugün de durum aynıdır.

Türkiye siyasetinde milliyetçi ideolojinin ağırlığının artması en temel sorunlardan biridir. Ak parti ve CHP milliyetçiliğe yaklaştıkça sorunlar artmakta, uzaklaştıkça çoğulculuğa ve sivil siyasete yaklaşmaktadır. Ak Parti'nin ilk iktidar dönemlerinde milliyetçilikten uzak anlayışı çok sayıda reforma kaynaklık etmiştir. Milliyetçilik ile ortaklık kurduktan sonra ise hem reformcu yönünü kaybetmiş, hem de statükonun savunuculuğuna yaslanmıştır.

Böylece hem siyaset dili değişmiş, hem de siyaset tarzı farklılaşmıştır.

Türkiye siyaseti sağıyla, soluyla, ulusalcısıyla, muhafazakar dindarıyla otoriterliğe yatkındır. Çoğulcu siyasete kapı aralayan, koalisyon ve farklı düşüncelerin ortak noktalarda bir araya gelmesinden duyulan endişe ve korku sadece geçmişte yapılan koalisyonların başarısızlığı ile açıklanamaz. Bu sorunun kökeninde geleneksel siyasal anlayışın oluşturduğu otoriter kültür ve onun oluşturduğu siyasal zihniyet vardır.

Çoğulculuğa, müzakereye, ortak anlayışa zemin hazırlayan bir toplumsal zemin inşa etmeden, farklı din ve ideolojilerdeki insanları bir araya getirmek oldukça zordur. Bu anlamda Altılı masanın oluşturduğu kültür seçimi kazansın ya da kazanmasın önemlidir.Asıl sorun tartışmadan, koalisyondan, farklı fikirlerin bir araya gelmesinden bu kadar ürken bir toplumda barış içinde bir arada yaşamayı içeren çoğulcu bir modelin nasıl çıkabileceğidir.

Öte yandan bu çoğulculuk arayışının, sistemin getirdiği bir zorunluluğun sonucu mu, yoksa çoğulculuk felsefesine dayalı bir zihinsel dönüşüm ve arayışın sonucu mu olduğunu zaman gösterecek.

Meral Akşener'in yarattığı krizin temelinde, milliyetçi düşünceden gelen otoriterliğin, müzakereci sürecin sıkıştırması vardı. Daha da temelde milliyetçiliğin çoğulcu siyasete çok da uygun olmayan siyasal felsefesi var. Akşener'in temsil ettiği, seküler ulusalcı milliyetçiliğin otoriterliğine karşı, Kemal Kılıçdaroğlu'nun sol anlayışı ile Davutoğlu ve Babacan’ınmuhafazakar dindarlığı aşan zihniyeti çok daha müzakereci bir temele sahiptir.

Son üç günde olanları nasıl açıklayacaklar konusunda endişeye mahal yok. Türk siyasi kültürü liderin her işinde keramet arayan bir zihinsel alt yapıya sahiptir. Bu yüzden olan bitenin izahını yapmak zor olmayacaktır.

Öte yandan Türkiye siyasal kültüründe eleştiri ahlakı yerine itaat ahlakının baskın olduğunu da gösteriyor yaşanan süreç. Dün Meral Akşener hakkında olumsuz değerlendirme yapanların bugünkü söylemlerine bakmanız, politik taraftarlığın boyutunu anlamak açısından önemlidir.

Seçimler gelip geçer, hepimiz ve çocuklarımız bu topraklarda yaşamaya devam edeceğiz. Çatışmayı derinleştirmeye, yeni anlaşmazlıklar ve kutuplaşmalar üretmeye gerek yok.

Seçimin başa baş sonuçlanacağı varsayılıyor. Demek ki, kim kazanırsa kazansın karşı tarafta bir iki puan az alan ve yaklaşık toplumun yarısı olan bir kesim bulunacak. Seçim sürecinde kullanılan siyaset dili çok önemlidir. Kutuplaştırıcı, düşmanlaştırıcı, ötekileştirici dilden uzak durmak ve toplumu kucaklamak gerekiyor.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş