metrika yandex

AK PARTİ’DE YAŞANAN DEĞİŞİMİN SOSYOLOJİSİ

Yusuf YAVUZYILMAZ

31.01.2021

 

Ak Parti içine girdiği devletçi, güvenlik eksenli ve ulusalcı politikalardan tekrar ilk yıllarındaki değişimci kimliğe dönebilir mi? gelişmeleri dikkate alınca bu ihtimal oldukça zor görülüyor. Bunu önleyen en büyük faktör, Türkiye’nin değişime en dirençli siyasal ideoloji olan milliyetçi ve ulusalcılarla yaptığı işbirliğidir. Türkiye'de muhafazakar milliyetçilik ve seküler ulusalcılığın en önemli özelliği değişime direnen siyasal tavrı, güvenlik eksenli duruşu ve devletten topluma bakmalarıdır.

            Diğer yandan, devrimci ideallerle iktidara gelen her partinin düştüğü tuzağa Ak Parti de düştü. Mülke sahip olmak devrimciliği törpüledi ve muhafazakarlığın önünü ardına kadar açtı.

            Öte yandan Ak Partinin özgürlüklerden devletçi bir siyasal anlayışa dönmesinde, 15 Temmuz ve Kobani/Hendek olaylarının büyük etkisi oldu.

Erdoğan ve Ak Parti, önce en çok güvendiği ve bir anlamda bürokratik oligarşınin etkinliğini kırmak için işbirliği yaptığı cemaatin ihanetine uğradı. Ardından Çözüm sürecinde HDP ve PKK'nın ihaneti geldi.

            Erdoğan, her iki durumdan bir ders çıkararak sivil toplumu ve açılımı önceleyen politikalardan dönüş yaptı ve milliyetçiliğe ve devletçiliğe sığındı. Oy aldığı kesimi de büyük ölçüde buna ikna etti. Çünkü oy aldığı kesimin zihniyet dünyası bu dönüşümü kabul etmeye son derece yatkındır. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun en sevilen Bakan olması ve Erdoğan’ın istifasını kabul etmemesi buna en iyi örnektir.

            Kuşku yok ki, Erdoğan bu dönüşümse geleneksel Sünni siyasetin kodlarına sığındı. Sünni siyaset yaşadığı tarihsel tecrübe ile adalet güvenlik tercihinde kaldığında güvenliği tercih etmiştir. Şankiti'nin deyimiyle aşağıdan gelecek karışıklık ve fitne ihtimaline karşı yukarıdan gelen baskıyı gönüllü kabul etmiştir.

            Erdoğan, yaşanan bu değişimi seçmen kitlesine kabul ettirmekte zorlanmadı. Zaten Türkiye İslamcılığı, devletçiliğe, muhafazakarlık ve milliyetçiliğe açık yapıdadır.

            Bürokratik kademeleri tırmanan ve zenginleşen muhafazakar dindarların bulundukları konuma yönelik dini okumalarındaki değişim de önemli bir faktördür. Mülke sahip olma ihtirası, mülkü koruma güdüsüne yerini bıraktı. Bu durum her ne olursa olsun iktidarda kalma anlayışını doğurdu.

Hem iktidarda kalmak, hem de idealist/değişimci bir politika izlemek çok kolay değil. Çünkü iktidar yapısı gereği muhafazakarlığa eğilimlidir. Karşılaştığı krizleri koruma ve savunma içgüdüsüyle aşmak ister. Her krizi güvenlik politikalarına sığınarak geçiştirmeye çalışmanın altında yatan psikoloji budur.

Muhafazakarlaşan her iktidarın, karşılaştığı kriz ve itirazları “vatan hainliği” temelinde değerlendirmesi, Ak Parti için de geçerlidir. Ak Partinin karşılaştırdığı krizleri “vatan hainliği”, “iç ve dış düşmanlar” ve “beka sorunu” temelinde anlamlandırması, Sünni siyasetin fitne kültürü ile özdeşleşir ve örtüşür. Fitne odaklarıyla görüşülmez, yok edilmeye çalışılır.

Benzer tutum, entelektüel alanda da geçerlidir. Yeni ve farklı yorumları fitne kültürüyle karşılamak ve linç ederek boğma teşebbüsü yaygın bir tutum olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye özelinde yaşanan tartışmaların genellikle tekfirle sonuçlanması da fitne kültürü ile alakalıdır.

Peki, Ak Parti oy kaybetmesine karşın neden hala birinci parti ve Erdoğan partisinden fazla oy alarak neden hala zirvede?

            Sanıyorum bu muhafazakar dindarların siyasal tavrına bağlı. Özellikle 28 Şubat travmasından büyük bir moral bozukluğu ile çıkan muhafazakar dindarlar Ak Parti ve Erdoğan ile baskı altına alınan kimliklerini ve yok olan özgüvenlerini geri aldılar. Bundan dolayı Erdoğan'a büyük saygı duyuyorlar ve Ak Partinin olumsuzluklarından onu özenle ayırıyorlar. Tabi bir de muhalefetten duydukları, kazanımlarını kaybedeceklerine dair korku var. Öyle görülüyor ki, muhalefet bu konuda yeteri kadar inandırıcı gelmiyor bu insanlara.

            Siyasetin geleceği, seçmenin Ak Partiden kestiği umudu yönlendirebileceği bir mecranın oluşumuna bağlı olarak şekillenecektir.

            Başlangıçta Türkiye'yi hukuk devleti ve özgürlükler yönünden ileri seviyeye çıkarmayı hedefleyen Ak Parti, özellikle 2013 yılından sonra giderek milli ve devletçi politikalara dönmüştür. Bu dönüşte kuşku yok ki, Suriye, Kobani ve 15 Temmuz ihaneti önemli rol oynamıştır.

            Bu olayların sonucu Ak Parti, hukuk ve demokrasiden ziyade güvenlik siyasetini öne çıkarmış, bu durum hem Ak Parti'nin ortaklarını değiştirmiş, hem de muhafazakar zihinde hukuk ve demokrasi bilincinin zayıflığı ile yer tutmuştur.

            Özellikle 2016 yılına FETÖ darbe girişimine kadar keskin bir Ak Parti ve Erdoğan karşıtlığı yürüten MHP ve Devlet Bahçeli'nin Ak Parti ile ortaklık kurmasına yol açan temel faktör, MHP'de değil, Ak partideki nitelik değişimdir.

FETÖ ve PKK'nın faaliyetlerine devam etmesi, iktidarın sürdürdüğü güvenlik eksenli siyasetin, muhafazakar dindarlar arasında, büyük oranda kabul görmesiyle sonuçlanıyor. Bu Maslow'un ihtiyaçlar teorisine uygun. Maslow'a göre ilki ihtiyaçlar fizikseldir ( yemek, içmek, uyumak ) . Bundan sonra güvenlik ihtiyacı gelir. Özgürlük tercihinin de içinde bulunduğu sosyal ihtiyaçlar ise bu ikisinden sonra geliyor. Ancak bazı özel durumlarda sosyal güdüler, fizyolojik güdülerden öne geçebiliyor. İktidarın politikaları bu iki temele( fizyolojik ihtiyaçlar ve güvenlik) karşılık geliyor.  İslamcı entelektüeller ve muhalifler ise özgürlüklerin öncelikli olmasını talep ediyoruz. Öyle görülüyor ki, temel ihtiyaçları karşılanmayan ve güvenlik kaygısının olduğu yerde özgürlük söylemleri fazla etkili olamıyor.

Terörün önlenmesi konusunda ise İki farklı iddia söz konusudur: ilki, özgürlükleri artırarak, terörün önleneceği ve ekonominin gelişeceği iddiası; ikincisi ise güvenlik yoksa özgürlükleri konuşmanın anlamsız olacağı vurgusu.  İslam siyaset teorisinin genel kabulü ikinci iddia üzerinden temellendi. Yıllardır sağ iktidarlar birinciyi, sol ve İslamcılık ikinciyi savunuyordu. Ancak gelinen nokta da İslami geçmişten gelenler sağ-muhafazakarlık siyasetine evrildiler.

            Şimdi üzerinde düşünülmesi gereken soru şu: Ak parti ikisinin de sözcülüğünü yaptığı dönemlerde iktidarda kalmayı başardı.

            Seçmen karşılaştığı aktüel durumda aşağıdan gelen ve fitne olarak adlandırılan özgürlükleri öne çıkararak, buna karşılık güvenlik kaygılarını ikinci plana atarak mı karar verecek, yoksa geleneksel Sünni siyasetin kodlarına sığınarak fitne tehlikesine karşı devlete ve güvenliğe mi sığınacak. Kuşkusuz bu karar siyasal akıl anlamında önemli bir değişimi gerektiriyor.

            Bu sıkışıklık anında sorumlu aydının tavrı, yönünü insan hakları, temel hak ve özgürlükler, adalet ve hukuk devletine yöneltmesidir. Aydın için önemli olan ne olursa olsun iktidarda kalmak değil, hakikatin temsilciliğini yapmaktır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş