metrika yandex

AHLAK VE TEBLİĞ

Yusuf YAVUZYILMAZ

02.01.2022

İslami değerleri başkalarına anlatmak anlamında tebliğ faaliyeti, hiç kuşku yok ki, ahlak ile yakından ilgilidir. Anlattığı değerleri yaşamayan, o değerleri hayatına indirmeyen kişilerin başkalarını etkilemesi mümkün değildir.

Müslümanların temel hedefi herkesi Müslüman yapmak değildir. İnanç özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırarak, dileyenin dilediğine inandığı ve inandığı değerleri yaşamayı garanti altına alan adil bir sitemin sözcüsü olmaktır. Bu anlamda Müslümanların iki temel hedefi olmalıdır: Adalet ve özgürlük. Çünkü özgürlük ancak adaletin olduğu yerde yeşerebilir. Ayrıca insanları eylemlerinden sorumlu tutabilmek için özgür olmaları gerekir. Bu yüzden adil bir sistemin olmazsa olmaz parametresi özgürlüktür.

Biz İslami değerlere dayalı bir hayat yaşayıp çevremize örnek olmakla mükellefiz. Yaşadığı ahlak ile çevresine örnek olamayan bir insanın sorunu derindir. İnandığı değerleri hayatına indirmeyen insanlar, bir süre sonra o değerleri ihmal etmeye başlarlar. İhmal edilebilir ahlaki değerler istismar ve araçsallaştırmaya son derece açıktır.

Yaşadığı hayat ile çevresindeki insanların saygısını kazanamayan bir insanın İslami bilinci sorunludur. İslam, mükemmel ve iyi ahlaklı bir insanı hedef ettiği halde, Müslüman olan bizler neden kimseyi etkileyemiyoruz. Bu sorunun temelinde, muhatabımızın karşısında güvenilir bir insan olma özelliğini kaybetmemiz yatmaktadır. Dilinde ifade ettiği değerleri kalbine ve hayatına indirmeyen insanların başkalarını etkilemesi mümkün değildir.

İnsanların çoğu iyi, güzel ve doğrudan uzak bir hayat yaşadıkları halde, niçin bunlara sahip olması beklenen dindarlardan etkilenmiyorlar? Bu noktada eksik olanın örneklik olduğu açıktır. İlk dönem sahabelerin İslam’ın yayılmasında etkili olmaları, İslamı güzel anlatmalarından değil, yaşamlarına aktarmalarından kaynaklanıyordu.

En iyi tebliğ, güzel örnekliktir. İnsanlar söylediklerinizden değil, yaptıklarınızdan etkilenir. Söyledikleriniz ile yaptıklarımız arasında çelişki varsa, kimse size saygı duymaz.

Müslümanlar temsil ettikleri değerleri yaşamlarına aktaramadıklarından tartışmalarda sürekli tarihe referans verirler. Oysa bugünün insanını yaşadığı döneme ait tanıklıklardan etkilenir. Ne yazık ki, Müslüman olmayan birinin İslam dünyasına bakarak etkilenmesi mümkün değildir. Etnik sorunlar, mezhebi çatışmalar, ekonomik gelir farklılıkları, yoksulluk, insan hakları ihlalleri ve otoriter yönetim biçimlerinin olduğu bir anlayıştan kimsenin olumlu etkilenmesini bekleyemeyiz. Tarihi değerlendirirken içine düşülen en büyük hata, tarihi bugünün ihtiyaçlarına göre anlamlandırmaktır. Bu ise anakronozmi kaçınılmaz kılar. Belki de bugün onlar hakkında yaptığımız değerlendirmenin onlar için hiçbir anlamı yoktu. Günümüzün ideolojik yaklaşımları ile onları değerlendirmek hatalı sonuçlar üretecektir.

Kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi inanmayan, kendisinden farklı etnik ve dini aidiyetleri olan insanların sorunlarına sahip çıkmak ve onlara yardım etmek Müslümanın birincil görevidir.

Müslümanların en büyük sorunu, eleştirel düşünceden uzakta olmalarıdır. "Dava adamı devamlı olarak kendini ve kadrosunu murakabe etmeli, öz eleştiri yapmalıdır. Öz eleştiri, ferde ve eleştiri ferde ve kadroya dinamizm kazandırır. Onun fikren ve fiilen tembelleşmesini, çürümesini önler."(1)

Kuşku yok ki, her sosyal olayın içi ve dış sebepleri vardır. Ancak kabul etmek gerekir ki, karşılaştığımız sorunların birincil belirleyici etkeni iç etkenlerdir. Bu yüzden karşılaştığımız sorunlarda, “Biz nerede hata yaptık” sorusuyla yüzleşmek geleceğimiz açısından belirleyici olacaktır.

  • Yeni Nesil Yeni Toplum,  Metin Köse, Mektup yayınları, S:200-201
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş