metrika yandex

Yazmak - Çizmek.

Talip ÖZÇELİK

26.08.2022

“Oku.

Ben okuma bilmem.

Oku.

Neyi okuyayım?

Oku.

Yaratan Rabbinin adıyla oku.”

Burada emir mutlak olarak okumaktır. Oku emrinden sonraki emir ise yaratan rabbinin adıyla okumaktır. Yani emir mutlaktır ve herhangi bir şeyi okumaya işaret yoktur. Bu emrin tek kaydı yaratan rabbin adıyla okunmasıdır.

Rabbin ile arandaki bağı gözeterek, onun yaratıcılığını unutmadan, varlık âlemindeki yegane ve mutlak hakim olduğunu bilerek, O Rabbin adıyla, isimleriyle, kelimeleriyle, sıfatlarıyla, tecellileriyle oku.

Ne okursan oku ama bunları asla unutma.

Arapçada fiiller ikiye ayrılır. Müteaddi ve lazım. İkra-oku emri fiil olarak acaba müteaddi  mi lazım mı diye baktığımızda bu fiilin müteaddi olduğunu görüyoruz. Müteaddi fiil geçişli yani nesne alan fiildir. Okunacak nesne olması gerekiyor ama okunacak bir şey yok ortada. Yani, şu demek; okunacak her şeyi içine almakta. Varlık, insan, eşya, dünya, kitap, insanın bizatihi kendisi , ve sair.

Ya yazmak?

Yazma ilgili bir emir yok Kitab-ı Kerimde. Çok okuyan bir arkadaşıma-kardeşime;” abi niçin yazmıyorsun ara sıra yazsan nasıl olur; okuduklarının zekatı kabilinden…” diye sorduğumda,” Allah oku diyor, ama yaz demiyor, oku emri var, yaz emri yok ” diyerek beni susturmuş ve oku emrine atıfta bulunmuştu (borçlanma,vasiyetin yazılması vb.bu bağlamın dışında değerlendiriyoruz).

Bu bağlamda bir gün konuşurken; Hüseyin Su iyi bir okur olmayanın yazmaması gerektiğine dikkatimizi çekmişti. Hüseyin ağabey çok iyi bir okur olmasına rağmen az yazıyor.

Okumanın zamanı veya mekanı var mıdır? Okumak söz konusu olduğunda çok farklı alışkanlıkları görüyoruz. Kimilerini şehir içi toplu taşım araçlarında otururken veya ayakta kitap okurken gördüğümüz halde, bazıları okumak için sessiz ortamları tercih edebiliyor. Bazıları okumak için özel vakitleri tercih ederken kimileri günün her saatinde okuma yapabiliyor.

Kimi okurlar okuduğu kitabın bir sayfasına küçük bir çizik bile atmazken, kimileri kitabın satırlarını neredeyse çizgiye boğuyor, hışırını çıkarıyor. Kitap okurken hışırını çıkarmak, hışırını çıkararak okumak benim de adetim. Hışırını çıkarmak şu demek; beğendiğim satırların altını çizerek, kenarlarına yıldızlar koyarak ve bazen şerhler düşerek okumak.

Beğenmediğim satırların ise yine altını çizmek, ama yanlarına ünlem ya da soru işareti koymak. Eskiden kitap okuyanlar bir şeyi sorgulamak için not düşecekse sual kelimesinin son harfi olan lam harfini yazarlarmış. (Eski arapça sözlüklerin bazıları kelimenin kök halinin son harfi esas alınarak hazırlanmıştır.( Mesela önemli bir arapça lügat olan Kamus-ul Muhit böyledir.  ) Cevap yerine de kelimenin ilk harfi olan cim harfi konulurmuş. Eğer metinde, metin kenarına düşülen hiç “lam” veya “cim” harfleri yoksa ,her şey apaçık demek oluyormuş. Yani “lamı- cimi yok” demek ;”her şey apaçık tartışılacak bir şey yok” anlamına gelirmiş. Lamı-cimi ile ilgili farklı görüşler de yok değil ama biz bu yorumu tercih ettik.

Ben de sual yerine soru işareti koymayı tercih ediyorum. Kitap satırlarının altını çizerek okumak, kitaba daha sonra döndüğümüzde aradığımızı kolay bulmayı sağlıyor. Rahmet ve saygıyla andığımız Nuri Pakdil ağabey de kitapları çizerek okurmuş ve çizerken iki ayrı renkte kalem kullanırmış.

İyi okuyan kimi arkadaşlarımız ise kitabı hiç çizmediği halde aradıklarını kolayca bulabiliyorlar. Onlara hayranım. Kitap okurken bazen altını çizdiğim satırlarla ilgili, farklı bir perspektiften bakarak sayfa kenarına şerh düştüğüm de olur. Ya da çok beğendim kimi cümleleri olduğu gibi sayfanın kenarındaki boşluklara yazarım. Kimi zaman ünlem ve soru işareti koyduğum satırların yanına itiraz cümlelerimi de şerh düşerek belirtirim.

Bazen çok beğendiğim satırları bir ajandaya ilgili kitabın ismini ve sayfasını belirterek, okuduğum tarihi de atarak not ettiğim olmuştu. Bunu bir dönem çok daha sık yapıyordum. Son zamanlarda daha az not düşüyorum ajandama. Bir ağabeyim -rahmetli Bekir abi- yıllar önce önemli bulduğum cümleleri konularına göre kartela şeklinde kayda geçmemi ve arşiv oluşturmamı tavsiye etmişti. 1980 li yıllardaki bu tavsiyeye uysaydım çok iyi olurdu. Ajandaya not almak da hiç yoktan iyidir kabilinden bir şey, ama çok dağınık ve konu bütünlüğü olmuyor.

Beğenmediğim yanlış bulduğum cümlelerin de altını çizip ünlem ve soru işareti koyuyorum. Bu satırları yazarken katılmadığım cümlelerin direk üzerini çizsem nasıl olur diye geçti içimden. Olabilir, bu da bir yöntem ama daha radikal geldi. Çünkü üzerini çizmek, daha kesin ve keskin bir yargıyı içinde barındırdığı gibi kesin bir reddi de içeriyor. Ama soru işareti ya da ünlem koymak daha az iddialı ve daha mütevazı geliyor.

Altını çizip soru işareti koymak “bu cümledeki iddia acaba öyle mi, bu cümleye dikkat etmek gerekiyor, tartışılması gerekir” vb. anlamları içinde barındırıyor.

Kitap değerlendirmesi yaptığım Hertaraf.com sitesinden kitap değerlendirmelerine ilave olarak ; okuduğum kitapların  altını çizdiğim  satırlarından müteşekkil bir kitap özeti de yapmamı talep ettiler. Çok sağlıklı bulmadığımı belirtmeme rağmen; hacimli kitapları kimsenin okumadığını ama 10-15 sayfalık kitap özetlerinin okunacağını belirttiler. Bunun sağlayacağı fayda tartışılmalıdır, hem de uzunca tartışılmalıdır.

 

 

Okunan bir kitapta herkese aynı satırların mı altını çizer? Şüphesiz hayır. Okur niçin şu satırı çizer de bu satırı çizmez? Bir satırın altını çizmede hangi şeyler etken olur? Aynı kitabı farklı zamanlarda okuyan bir okur yine aynı satırların mı altını çizer? Ben farklı satırların altını çizebileceğini düşünüyorum. Belki de daha önce çizdiği satırın altını diğer okuyuşta çizmeyebilir. Bilincin yanı sıra bazen içinde bulunduğumuz halet-i ruhiye bile etkili oluyor; hangi konuya dikkat kesileceğimize, hangi satırın altını çizeceğimize... Yazılan satırlar o an hatıra gelenlerle ilgili oluyor, altı çizilen satırların da hatıra gelenlerle veya hatıra gelmeyip bilinçaltında kalanlarla ilgisi var mı,bilemiyoruz.

Altı çizilen her satır okurun düşünce dünyasına, iç dünyasına dair önemli ipuçları verir. Bir tür iç dünyasının dışa yansımasıdır satırların altının çizilmesi. Çizgi deyip geçmemek lazım, konuya dair okurun iç dünyasını aşikar eder, sadrı satırın altındaki çizgiye döker, gaip olana şahide çevirir. sadırdan satıra uzanır. Bir ucu sadırda değilse boş yere karalamayın satırları, hışırını çıkarmayın kitabın, bırakın azametiyle dursun kitaplığın raflarında.

Tabiidir ki bu durum her okurun harcı değildir. Ancak ciddi okurlar bu durumu görebilirler; yani, altı çizili satırlardan yola çıkarak okurun düşünce dünyasına nüfuz edebilirler.

 

 

Konu başlığının altı çizili satırlar olması yukarıda bahsettiğim sebeplerle daha sevimli geldi bana Tamamen eleştireceğimiz bir kitap bile olsa üstü çizilmemeli mi? Bir konuya ilişkin görüşlerimizi ifade ederken kendi düşüncelerimizi mutlaklaştırmamak gerekiyor. Mutlak olan Allah ve Resulünden gelendir. Eski âlimlerimiz Allah ve Resulünden gelip tartışılmayacak olanları “nass” adı altında birlikte değerlendirmişlerdir. Mutlak olan ve tartışılmayacak olan din ve nasstır.

Bir cümle eğer nassa ters ise tereddütsüz üzeri çizilir; hem de kalın bir kırmızı çizgiyle…

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş