metrika yandex

ÜÇÜNCÜ FACİAYI DURDURUN!

Ramazan BEYHAN

10.07.2021

2 ve 5 TEMMUZ 1993 yılında Sivas Madımak otelinde  ve Erzincan Başbağlar köyünde art arda katliam niteliğinde iki olay yaşandı.

Birincisi: Pir Sultan Abdal etkinliklerine Sivas Valisi (nasıl bir alaka kurmuşsa), Hz. Peygambere ve eşlerine hakaret ve iftira dolu Şeytan Ayetleri adlı kitabı çeviren ve Aydınlık Gazetesinde yayınlayan Aziz Nesin'i davet etmesine halkın gösterilerle tepki vermesi.

Buna tepkili olan halkın gün boyunca şehirde gösterilere devam etmesine rağmen, yeterince güvenlik tedbiri alınmıyor. Dönemin iktidarı tarafından da çevre illerden takviye kuvvet gönderilmiyor.

Otel ateşe verildiğinde etkinliğe katılan 33 katılımcı dumandan zehirlenerek can veriyor, 2 otel görevlisi ve göstericilerden de iki kişi ateşli silahlar ile öldürülüyor.

İkincisi: 5 TEMMUZ da Başbağlar köyü yakılması ve 33 kişi kurşuna dizilmesi. Olayı Sivas'ın intikamı adına PKK üstleniyor. Bu iki olaydan sonra Emniyet ve Yargı marifetiyle şu gelişmeler yaşanıyor:

Başbağlar katliamının soruşturması savcılık değil bir astsubay tarafından yapılıyor. Olay ile ilgili 20 kişi gözaltına alınıyor, 18 kişi berat ediyor, 2 kişi de PKK'ya yardım ve yataklıktan yargılanıyor. Neticede Başbağlar katliamının bir tek faili yakalanmıyor.

Sivas Madımak oteli ile ilgili ise sıradan insanlar ve önceden  İslami çalışmaları ile tanınan bilinen isimler gözaltına alınıyor.

Gerçek failler yakalanmadığından, gözaltına alınanlar ne ile suçlandıklarını bilmedikleri için avukat tayin etmedikleri gibi, reşit olmayan 11 kişi için barodan avukat atanmamış ve ateşli silahlar ile öldürülen 4 vatandaş soruşturma dışında tutulmuştur. Açıkça savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.

Mahkemenin Ankara'ya taşınmasıyla "Tabii Hakim" ilkesi ihlal edildiği gibi, DGM savcıları tarafından "Düşünce Birliği" isimli bildirinin  mahkemeye gönderilmesi ile "Yargı Bağımsızlığı" ilkesi, kamu görevlilerinin çelişkili ifadeleri ile "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi ihlal edilmiş, temyiz aşamasında suçun vasfı değiştirilerek "Adil Yargılama Hakkı" ihlal edilmiştir. Neticede 33'üne ölüm  4'üne 20 yıl, 1'ine 15 yıl ceza verilmiştir.  Bu da yargı eliyle gerçekleşen üçüncü faciadır.

MAZLUMDER 'in konu ile ilgili raporundan özetlemeye çalıştığım bu hakikati görmemiz gerekir. 28 yıldır, her yıl Temmuzun ilk haftasında acı ve hüzün, kin ve öfke yarıştırmak; acı ve öfkeyi derinleştirmek yerine kendimize iyi bir ders çıkarmalı ve bize yıllardır bu ve benzeri olaylarla ağır bedel ödetenlere de unutamayacakları bir ders vermeliyiz.

Bu olaylarda Devletin ihmali başından beri olduğu gözleniyor ve aşağıdaki gerekçelerden dolayı devam etmektedir:

Madımak ve Başbağlar’ ı yakanlar,  onlarca insanı katleden gerçek failler yakalanıp adaletin önüne çıkarılmalıdır.

Bütün aşamalarda hukukun temel ilkeleri ihlal edilen Sivas Davası sanıkları yeniden yargılanmalıdır.

Sivas Davası sanıkları bir örgüt olmadıkları gibi terör örgütü de değildir, ancak bu nitelikteki suçlar yeniden yargılanmadan istifade edemezler. Eğer bu dava için böyle bir karar alınırsa başkaları için emsal olur endişesi yersizdir.

Ateşli silah ya da silahlar ile öldürülen dört vatandaş için de soruşturma başlatılmalıdır.

Olayların yaşandığı dönemin Valisi ve Emniyet yetkilileri için soruşturma başlatılmalıdır.

O halde mademki;

İki katliamın önüne geçil(e)medi, hiç olmazsa üçüncü katliamın/facianın önüne geçmeliyiz. Diri diri mezara gömülen bu insanlardan yakın zamanda kamuoyunun bildiği Ahmet Dede/Ahmet Turan Kılıç  vefat etti.( Allah Ahmet Dede’ye de diğer iki katliamda öldürülenlere rahmet etsin, cümlesinin yakınlarına sabırlar versin).

Diğerleri de aynı akıbete uğramadan, bu husustaki suskunluğumuzun utancını yüklenmeden bütün STK'ları, bütün Siyasi Partileri, Milli İstihbarat Teşkilatını, Adalet Bakanlığını, Yargıyı, TBMM'yi ve Cumhurbaşkanını bir vatandaş olarak inisiyatif almaya davet ediyorum. Devlette süreklilik esastır, hiç kimse geçmişte oldu deyip yükümlülüğü üzerinden atamaz.

Artık Temmuzun ilk haftası bir arada, birlikte, paylaşarak, barış ve huzur içinde yaşama haftası olsun.

Ötekileştiren, ayrıştıran nefret dilini hepimiz/bütün taraflar terk edelim.

Birleştiren, sevdiren  kardeşçe bir dil geliştirelim.

Bütün bunlardan sonra kin ve nefreti sürdürmek ve ötekileştirmek bize bu acıları yaşatanların değirmenine su taşımak olur.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Resul Uzar | 10.07.2021 23:38
Ramazan Beyhan,değerlendirmeniz için çok teşekkür ederim.Tamamiyle katılıyorum.Bu makaledeki diliniz umarım Mazlumder’in yeni dili olur.Türkçe bilen herkesin duyduğunda ve okuduğunda “ Evet,Mazlumder’in durduğu yerde bende dururum,Mazlumder’in bu söylemine bende katılırım diyeceği “yerel kardeşlik dili”.