metrika yandex

Tüy İnsan

Feyzullah AKDAĞ

22.07.2022

 

Önceki yazımızda “sana ne” fikrinin ve yaşam tarzının hangi kaynaklardan beslendiğini ve günlük hayatta nelere sebep olduğundan bahsetmiştik. Günümüzde kavramların sınırlardan yoksun bırakılarak lastik gibi nereye çekilirse kabul görebilen bir akışkanlığa sahip olduğunu ifade etmiştik. Akışkanlık, öncelikle kavramlarda kabul gördükten sonra kavramların şekillendirdiği zihni de ele geçirmiş durumda artık. Zihniyetlerin akışkanlığı modern insanı her şeyi mazur gören, sınırsız, olmazsa olmazı olmayan bir mahlûk haline getirdi. Modernliği iyi bir şey sanan insan da modern insan olabilmek adına “akışkan zihniyet” standardına yükselebilmek için tüm gücüyle çabaladı.

Bu çaba sırasında “modern insan” standardına yükselmesini engelleyen birçok “yükü” üzerinden atıp tüy kadar hafifleyerek emeline ulaştı. Artık oraya yükselmişti ancak özgül ağırlığı sadece bir tüy kadardı. En hafifinden bir esintide bile yerinde duramadan oradan oraya savruluyordu modern insan. Zira ona dayanma gücü, omurga ve özgül ağırlık veren en kıymetli değerlerini modern olabilmek adına atmıştı. Kökleri, medeniyeti, edebi, kültürü, geleneği ve dini modern insan olma yolunda sırtından atarak modern insan olmak için gerekli hafifliğe ulaşmıştı. Oysa insanı insan eden değerlerini attığını esintide savrulurken anlamıştı ancak. O artık bir “tüy insandı”

Sırtından attığı değerlerin sadece ismi kalmıştı kendisinde. Bu değerlerin günlük hayata etkisi hiç yoktu artık. Dinsiz değildi, ancak öyle bir dini vardı ki bu dinin olmasa olmazı yoktu, kırmızı çizgilere sahip değildi. Ne yapılırsa yapılsın ya da neye inanılırsa inanılsın bu dinden çıkış yoktu mesela. Dinin emir ve yasakları değil modernizmin emir ve yasaklarına itaat ediyordu. Modernizm de temelde nefse tapmaktan öte bir şey değildi.

Modern insan için kendinden öncesi olmadığı gibi kendinden sonrası da tufandı. Bundan dolayı onun için kültür, ecdad, gelenek, edeb, medeniyet gibi köklerden gelen kavramların bir anlamı olmadığı gibi bunları kendinden sonraki nesle aktarmak gibi bir dert de söz konusu değildi. Aslında o, dert kavramına da karşıydı. Niye dert çeksin ki? Haz, şehvet, lezzet, zevk, şatafat, şöhret varken neden bazı şeyleri dert edinecekti ki? Neden ağrımayan başını ağrıtacaktı ki? Dünyaya bir defa gelmişti ve bunun tadını çıkarmak zorundaydı.

Tam da bundan dolayı evlilik, aile, çocuk, ebeveyn gibi kavramlardan yılandan kaçtığı gibi kaçar tüy insan. Zira sorumluluk taşıyamayacak kadar güçsüz; dert çekemeyecek kadar hafifti. Tüy insan, esinti nereye giderse orada tatmin olmaya çalışırken bunu kendi tercihiymiş gibi göstererek tepkilere “sana ne!” demekte pek mahirdi. Zira kuyruğu da dik tutmak tüy insan için çok kıymetliydi. Köksüz bir ağaçtı tevazu onu yere sererdi kibirden başka çaresi yoktu. Dışarıdan şatafatlı görünerek tehditlere karşı güçlü imajı çizmek zorundaydı. Eskilerin deyimiyle “bâtınen kof olsa da zahiren mutantan” olmak zorundaydı.

Tüm bunlar tüy insanı göstermelik yaşamaya itiyordu. Hani sosyal medyada sınır tanımaksızın her türlü şeyi paylaşan insanlar var ya işte onlardır tüy insan. Zira gerçek hayatta saygınlık kazanmak adına özgül ağırlığı sahip olamadığından dolayı nefse hitap ederek ilgi ve para kazanma derdine düştü tüy insan. Tepkilere ise “sana ne!” gibi okkalı bir cevabı vardı artık. Hiçbir sınıra ve ilkeye bağlı kalmak zorunda değildi. Amaca ulaşmak için her yol mübahtı.

İşte, tüy insanın öyküsü budur. Ait olduğu gövdeden kopması uzun sürdü, özünü koruması için çok çileler çekildi ancak kökleriyle samimi bir iletişim kurmadığı için gövdesinden kopması kaçınılmaz oldu. Tüy insan, cesedi, ruhu, biyolojisi, psikolojisi ve sosyolojisiyle tamamen “naylon” bir hayattan ibarettir. Tüy insan olmamak ve tüy insan yetiştirmemek duasıyla… 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş