metrika yandex

Taraklı’da Bir Cuma

Osman KAYAER

07.11.2022

 

Türkiye Yazarlar Birliği şubeler toplantısı 4- 6 Kasım 2022 tarihinde Sakarya’da gerçekleştirildi. Sakarya Şubesi’nin bu vesile ile hazırladığı “Öğrenci yazar buluşmaları” kapsamında Taraklı’lı öğrenciler ile buluşma ve sohbet etme görevi de bana düştü.

4 Kasım Cuma günü “Türkiye’nin Yazarları Sakarya’da Buluşuyor” başlıklı programın açılış oturumu esnasında çalan telefondaki ses beni Taraklı’ya götürmek üzere bir araba ile kapıda beklediklerini söyledi. Toplantıdan çıktım beni kapıda genç bir öğretmen karşıladı. Şahsi arabasıyla yola çıktık. Adapazarı Taraklı arası yaklaşık 30 35 dakikalık bir yoldu. Genç öğretmen ile çok fazla konuşamadık çünkü o araç sürüyordu. Bir ara bana yaşı ilerlemiş adamların siyasi arenadan çekilmesi gerektiğini anlattı. Bende ona her halde sen öğretmenliği erken bırakacaksın diye espri yaptım.

Taraklıya vardığımızda, beni ilçe milli eğitim müdürü Serkan Korkmaz karşıladı. Korkmaz, Coğrafya öğretmeni. Neden coğrafyacı olduğunun hikayesini ikram ettiği sade Türk Kahvesini yudumlarken anlattığında insanımızın hala “gönül dağı” dizisindeki gibi yüreğiyle yaşadığını görmekten son derece mutlu oldum. Sadece birkaç güzel kelamın insan hayatını nasıl yönlendirebildiğinin ilginç bir misali oturuyordu karşımda.

Daha sonra aramıza konuşma yapacağım okulun ve halk eğitimin müdürü Timuçin Çetiner de katıldı. Bir süre ilçedeki okullar, öğrenciler ve öğretmenler ile ilgili sohbet ettik. Taraklı’nın insan ve mimari dokusu hakkında konuştuk. Sonrada vakit yaklaştığından Cuma Namazı’nı eda etmek için kaymakamlık binasının hemen karşısında bulunan camiye gittik. Zaten küçük ve sakin bir şehir olan Taraklı’da her yaştan insan namaz için camiye koşmuştu. Namazı gür ve güzel sesli genç bir imam kıldırdı.

Cami çıkışında uzun süre tadı damağımda kalacak kuru fasulye ve kavurmalı pilav yiyeceğimiz bahçesi de olan bir lokantaya gittik. Hava tam kıvamında olduğundan bahçede oturmayı tercih ettik. Burada bir yandan yemek yedik bir yandan da Taraklı’nın tarihi, mimarisi, ipek yolu üzerindeki önemi ve insani dokusu üzerinde konuştuk. Tabii buraya has olan “Yalaza”nın mevzu edildiği diziden de bahsetmeden geçilemezdi. Yemeğin sonunda Taraklı’ya has bir tatlı ve tadına doyum olmaz cam bardakta ikram edilen üç beş bardak çayı da içtik.

Sonrasında öğrencilerin bizi beklediği konferans salonunun yolunu tuttuk. Ortaokul son sınıf öğrencileri ve lise öğrencileri öğretmenleri ile bizi bekliyorlardı. İçinde orta okulluların da bulunduğu dinleyicilerime okumak, hayal kurmak ve düşünmekten bahsettim. Çünkü bu yaştaki çocuklara bu üç fiilin önemi iyi belletilebilirse geleceğimizin daha iyi olacağı kanaatini taşıyorum.

Şu anda görev yaptığım devlet dairesindeki memurlarda gördüğüm en büyük problem bu üç özelliğe sahip olmamalarıdır. Okulu bitirdikten sonra neredeyse hiç kitap okumayan bu insanlar ne hayal kuruyor ve ne de düşünüyorlar.  Sadece alışkanlık haline getirmiş oldukları mutat işleri tekrarlayan robotlar gibi yaşıyorlar. Hiç unutmam okul müdürlüğü yapan üniversite mezunu bir tanıdığım “Vallahi okulu bitirdikten sonra bir tek kitap bile okumadım” diye övünüyordu.

 Asıl mesleği öğretmenlik olan biri olarak bilerek kısa tuttuğum konuşmamın ardından İlçe Milli Eğitim Müdürü bana yöresel işlemeli bir “Taraklı Peşkiri” hediye etti. Daha sonra bir cenazeye katılmak üzere izin istedi. Biz de kendisine baş sağlığı mevtaya da Allahtan rahmet dileyerek kendisiyle ayrıldık.

Artık mihmandarım Timuçin Çetiner Hoca’ydı. Onunla birlikte güzelce dizayn edilmiş bir salona gittik. Zeminde halı olduğu için içeriye ayakkabılarımızı çıkararak girdik. Burada muhatabım sadece liselilerdi. Bunlar da belli ki okumaya hevesli gençlerdi. Onlarla bir öncekinden biraz daha uzun birlikte olduk. Sorulu, cevaplı sohbetten ben büyük keyf aldım. Umarım onlara faydalı olmuşumdur. Soruları ve merak ettikleri hususlar, okumak ve düşünmek ile ilgili olduklarını gösteriyordu. Hani derler ya “pırıl pırıl gençler” diye. Gerçekten de karşımdakiler pırıl pırıldı, gözlerinin içi parlıyordu, yüzleri mütebessimdi ve biraz da mahcuptular. Büyük şehrin gençleri gibi modanın mukallidi değildiler, yabancılaşmamışlardı. Taraklı’nın birer sakini olarak adeta şehrin dokusunun canlı bir hücresi gibiydiler.

Buradan memnun ve mutmain olmuş biri olarak ayrıldıktan sonra Çetiner Hoca, beni şehirde bir gezintiye çıkardı. Pek çok tarihi binayı hikayeleri ile birlikte gezdirdi. Bu gezi esnasında Taraklı’ya mahsus şekersiz “Uğut Tatlısı”ndan da ikram etmeyi ihmal etmediler.

Zaman ilerdi, ayrılık vakti geldi, oradakilere teşekkür ederek Adapazarı’na dönmek üzere yola revan olduk. Beni, tıpkı getirdiği gibi geri götüren yine genç öğretmen Volkan Hoca oldu. Herkse teşekkürler…

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş