metrika yandex
  • $19.03
  • 20.81
  • GA0

Suriye Gezi Notları

Süleyman ARSLANTAŞ

18.01.2023

 

Altınküre Derneği'nin organize ettiği bir gurup arkadaşla 12-15 Ocak tarihleri arasında bir Suriye gezisi yaptık. Muhalif yerleşim birimleri başta olmak üzere askeri birlik ve ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) karargahlarını ziyaret ettik. Esed rejiminin darmadağın ettiği yerlerdeki halkın perişanlığını, çadırlarda yaşayan kadın, erkek, ihtiyar, çocuk ahalinin halini müşahede ettik. Bu gezi öncesinde de muhtelif zaman dilimlerinde Suriye'ye ziyaretlerim olmuştu. Temmuz 2006'da İsrail-Hizbullah Savaşı sırasında da Suriye'deydim. O günlerde Suriye halkında bir bütünlük göze çarpıyordu. Neredeyse çoğunluğu Sünni Arap, Sünni Türkler ve Ermenilerden oluşan Halep ve Şam halkının tüm işyeri ve evlerinde Hizbullah flamaları ve bayrakları ile Hizbullah lideri Nasrallah'ın portrelerini görüyorduk. Gördüğümüz o manzara ümmetin ve hatta insanlığın zulüm karşısındaki vahdetini resmetmesi bakımından bizleri fevkalade mutlu etmişti. Etnik ve mezhebi ayrımın söz konusu olmadığı bir atmosferi teneffüs etmek ne kadar da güzeldi. Bu güzellik keşke devam etseydi.

Son gezimde gördüğüm manzara ile ilklerdeki manzarayı mukayese ettiğimde yitiğimizin nerede olduğunu bir kez daha tespit etmiş oldum. Yitiğimiz, insan merkezli duyarlılık ve bakış açımızı kaybetmemizdedir. O zaman yitiğimizi yitirdiğimiz yerde aramak elzemdir. Halkın arasına karışıyoruz. ÖSO karargahlarını ziyaret ediyoruz. Askeri birliği ziyaret ediyoruz. Türkiye'den gelen çeşitli kamu görevlileri ile hasbihal ediyoruz. Tüm bu münasebetlerimizde keskin hatlarla ayrılan iki ayrı gurup görüyoruz. Birincisi T.C. asker, polis, eğitimci ve diğer kamu görevlileri, Türkmen ve Arap halklarından oluşan gurup. İkincisi ABD güdümündeki PKK, PYD, YPG ve bunlara ilaveten İran ve Esed rejimi güçleri. Rusya, Fransa ve diğerlerinin adeta esâmesi okunmuyor. Bilhassa Türkiye'nin kontrolünde olan tüm bölgelerde iki bayrak birlikte dalgalanıyor: Türkiye Cumhuriyeti bayrağı ve ÖSO bayrağı. Gerek ÖSO asker ve komutanları ve gerekse Türkiye'nin bölgede bulunan kamu görevlileri adeta etle-tırnak gibi kenetlenmişler. Yitiklerini nerede bulabileceklerinin farkındalar.

ÖSO'yu eğiten Türkiyeli uzmanlar davalarına o kadar inanmışlar ki, aylarca evlerine gitmedikleri halde orada bulunmanın heyecanını hiç kaybetmeden yaşıyorlar. Türkiye'nin kontrolünde olan Süleyman Şah Tugayı ve komutanı Muhammed el-Casim, el-Mecid Tugayı ve komutanı Yasir Abdurrahman, Hamza Tugayı ve komutanı Seyyif Ebu Bekir, Sultan Murat Tugayı ve komutanı Fehim İsa, Vakkas Tugayı ve komutanı Saad, Muttasım tugayı ve komutanı   Ebû Abbas ve daha birçokları verdikleri onca şehit ve gaziye rağmen inançlarından hiçbir şey kaybetmeden görevlerinin başındalar. Suriye'deki son gecemizi geçirdiğimiz Vakkas Tugayı'nın genç komutanı Saad ile uzun uzun yaptığımız sohbette yüz hatlarında hiçbir keder görmediğim halde üç gün önce Tel-Rıfat yakınlarında (görüntüsünü de izlediğim) bir PKK saldırısı sonrasında 4 şehit 3 gazilerinin olduğunu arkadaşlar söylediğinde komutan Saad'ın vakur duruşuna doğrusu saygı duydum.

Sultan Murat Tugayı'nı ziyaretimiz sırasında biri muvazzaf diğeri emekli iki albay ziyaretimize geldi. Aman Ya Rabbi! O ne inanmışlık, o ne kararlılık. Onlar orada sadece bir toprak parçasını kurtarmak ve korumak için bulunmuyorlar. Belki bazılarınıza mübalağalı gelebilir ama "ilâyı kelimetullah" ideali orada bulunmalarının ve mücadelelerinin öznesi haline gelmiş. Ne etnik ne mezhebi hiçbir kaygıları yok. Mücadele insan ve İslam merkezli. Ve hatta uzun yıllar seküler kimliği önde olan Türkiye'nin adeta insan ve İslamî kimlik ve anlayışının temsilcisi, simgesi haline gelmişler. O nedenle olsa gerek ki; Suriye İhvanının önde gelen meclis üyelerinden Prof. Dr. Aliye Muhammed Ruhi ve Prof. Dr. Bekri Abud ile Mutasım Tugayı karargahında sohbet ediyorduk. Yerel ve bölgesel tahliller yapıyorlar. Tahlillerinde Türkiye'nin bölgesel ve genel fonksiyonlarından bahisle bulundukları yerlerde nefes alıp-vermelerini evvel Allah sonra Türkiye'ye ve hatta Tayyib Erdoğan'a borçlu olduklarını söylüyorlar. Bizlerden adeta yalvarırcasına Erdoğan'a sahip çıkmamızı istiyorlar. Zira Erdoğan sonrası ciddi ciddi kaygıları var. Hatta Esed rejimi; İran, Hizbullah ve ABD'nin Türkiye'nin Suriye'den çekilmesi halinde kendilerine hayat hakkı tanımayacaklarından hareketle sorumluluğumuzu idrak etmemizi istiyorlar. Doğrusu CHP’nin iki Hatay milletvekili ile Esed’e gönderdikleri ve içerik olarak da kendilerinin(muhalefetin)iktidara yakın olduklarını, iktidara geldiklerinde Suriye’deki  tüm askerleri çekecekleri ve de Suriye’nin istediği tüm tazminatları ödeyeceklerini içeren bir mektup olayı da söz konusu olunca Suriyelilere hak vermemek mümkün değil. (20.12.2022, HABER 7. COM)

Türkiye; kontrolü altında olan tüm yerleşim birimlerinde sağlıktan eğitime ve hatta sanayi bölgesi yatırım ve inşasına kadar her türlü hizmeti bölgeye götürmüş durumda. Mare yerleşim birimi ile Soran arasında, içerisinde büyük bir cami inşaatı da olan muazzam bir sanayi tesisinin inşaası devam ediyor. Yine çeşitli ilk ve ortaokul yapım ve eğitimi hem STK'lar eliyle hem de MEB eliyle sürdürülüyor. Mare-Soran arasındaki iki okulu örnek verirsek ki, bunlardan Altınküre Derneği'nin yapım-onarım ve personeli ile yakından ilgilendiği "Şehit Eren Bülbül" okulu cıvıl cıvıl yavrularla dopdolu ve yıkılmışlığın, ölümün kol gezdiği yerlerde o yavrular mutluluk içerisinde eğitimlerini sürdürüyorlar. Yine Fatımatu'z-Zehra Kız Okulu da önemli örneklik teşkil etmekte. Türkiye'nin gerek 24 Ağustos 2016'daki Fırat Kalkanı Harekatı'nda ve gerekse Afrin, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı harekatlarında TSK ile ÖSO birlikte hareket ederek üstün bir askeri başarıya imza atmışlardır. Evet, Türkiye Cumhuriyeti'nin silahlı kuvvetleri önemli şehitler verdi ama ÖSO şehitleri çok daha fazlasını verdi. Mesela Hamza Tugayı'nın sadece Fırat Kalkanı'nda verdiği şehit sayısının 441 olduğu söyleniyor. Yine aynı tugayın muhtelif cephelerde toplam 1000 şehidinden bahsediliyor. Bu şehitlerin isimlerinin yazılı olduğu anıtı bizzat ziyaret ettiğimizde bu isimleri gördüğümü söyleyebilirim.  Bahsi geçen tugaylar Azerbaycan'da (özellikle Kerbecer ve Şusa'da) çok sayıda şehit vermişlerdir. Tabii ki TSK ile omuz omuza Azerbaycan'da, Libya’da ve halen Suriye topraklarında birlikte mücadele vermekteler ve de her an için yeni bir harekata hazır halde beklemektedirler.

Hasılı üç gün süren Suriye ziyaretimiz sadece ziyaretlerle geçmedi. Çeşitli temasların yanı sıra yardım faaliyetleri de yerine getirildi. Altınküre Derneği'nin Mare'de yaptırdığı fırın, ki; bu fırının tüm ihtiyaçları başta Altınküre Derneği olmak üzere Türkiye'deki gönüllü yardımseverleri tarafından karşılanmaktadır. Ayrıca bu fırın günde 10 bin ekmek çıkartıyor. Yine çadır kamplarını ziyaretimizde çocuklara çeşitli hediyeler verildiği gibi kömür, battaniye gibi mevsimsel ihtiyaçları da dağıttık. Zaten Altınküre Derneği yöneticisi Mahir Damatlar Bey ve Yardımcısı Bahadır kardeşimiz adeta bir orkestra disiplin ve düzeni içerisinde tüm etkinlik ve faaliyetleri organize ediyorlardı.

Son günün (Pazar) öğle saatlerinde Kilis'e geldik. Sağolsunlar Kilis'teki gerek kamu görevlisi arkadaşlar ve gerekse sivil arkadaşlar yakın bir ilgi gösterdiler. Bilhassa Türkiye'nin kontrolünde olan, başta Afrin, Mare, Soran ve el-Bab'taki elektrik dağıtımını üstlenen STE Şirketi (Suriye-Türkiye Elektrik Enerjisi Şirketi) idari merkezlerinde bizleri misafir ettiler. Kendilerinden yakın bir ilgi gördük. Sağ olsunlar, var olsunlar. Netice itibariyle bu gezimizde başta Mahir Damatlar ve ekibi olmak üzere tüm emeği geçen dost ve kardeşlere teşekkürler.Ve tabiki  gezimiz sırasında ziyaret ettiğimiz ÖSO Tugayları ve yöneticilerinin ve yine  bizleri ağırlayan Türk birliğine teşekkürü bir borç bilirim.

Son bir not; sıcak yataklarında, çeşitli lokmalarla hayatını sürdüren ve bunun yanı sıra da eziyet edilerek yurtlarından çıkarılanlara kem gözle bakanlara bir hatırlatma: "Rableri onların dualarına şöyle karşılık verir: 'Şüphesiz ben, erkek olsun kadın olsun -ki birbirinizden meydana gelmişsinizdir- sizden bir şey yapanın emeğini asla boşa çıkarmam. Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda eziyete uğratılanların, savaşanların ve öldürülenlerin, işte onların günahlarını elbette sileceğim. Andolsun ki, Allah katından bir mükâfat olarak onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Şüphe yok ki nimetin güzeli Allah’ın katındadır!". (Kur'an 3/195)

 

Yorum Ekle
Yorumlar (4)
Eme | 20.01.2023 12:31
Yılların tecrübesiyle bize bunları mı yazacaktım?
Abdullah Piroğlu | 19.01.2023 10:23
Bu tür geziler ve gezi notları oraları göremeyen bizler için bir fener görevi görmesi bakımından değerlidir. Süleyman beyin kaleminden çıkmış olması ayrıca değer taşır. Ancak bu durum Türkiye'de bulunan suriyelilerin oluşturduğu sorunu ortadan kaldırmaz. suriyede bir dram yaşandığı ve halen yaşanmakta olduğu görünen bir gerçek elbet. diğer bir gerçek de Yıldız hanımın yorumunda gizli olan durum. misafirin ev sahibini bastırıp onu bertaraf edecek hale gelinmesi, ve hatta kendini ev sahibinden üstün görerek kafa tutmaya çalışması. sokaklardaki var olan güvensiz ortamının suriyelilerle birlikte katlanarak büyümesi. gettolaşma, seviyesizlik, had bilmezlik ve daha nice olumsuz durumlar bu ülke insanını "ARTIK YETER" dedirtti malesef. bu insanlara bir şeyler yapılmalı elbet ama bu yapılacak olanlar Türkiye'de değil kendi topraklarında yapılmalı ve onlar da bir an evvel kendi topraklarına gönderilmeli. yaraları o topraklarda sarılmalı.
Yıldız Dağlı | 18.01.2023 17:04
Muhterem ağabeyim, yazdıklarınızla ve yaptıklarınızla toplumumuza ve bize her zaman ışık tuttunuz, ışık tutuyorsunuz. Rabbim her zaman yardımcınız olsun. Yazdıklarınızı tekrar tekrar okudum. Bir kere daha okudum. Kendimi o gördüğünüz insanların yerine koyup empati kurmaya çalıştım. Sonra da şu anda neredeyse tüm öğrencileri Suriye ve Irak Araplarından oluşan çalıştığım koca okuldaki duruma baktım. (Bazı sınıflarda birkaç Türk öğrenci var, çoğunda hiç yok.) Sonra (Afganlara, Somalililere ve başka ülkelerden gelenlere verilmeyip) yalnız Arap öğrencilere verilen ders araç gereçleri ve yalnız onlara tahsis edilen ücretsiz servisleri düşündüm. Ardından okula bile doğru düzgün gelmeyen Arap öğrencilerin ailelerine dilekçe gönderilerek gelmediği günlerde izinli sayılmasını ancak Türkiyeli öğrencilerimin devamsızlık nedeniyle okuldan atılmasını düşündüm. Yine bu Arap öğrencilerin yıllardır burada tüm öğrencilerimizle aynı eğitimi gördükleri halde, bir iki hafta sonra YÖS denilen çok basit bir sınavla -onlara göre çok daha başarılı olan Türk öğrencilerin giremediği tüm okullara- yani istedikleri her okula girebilmeleri üzerinde de düşünüyorum. Tabi bu gelenlerin gitme düşüncesi olmadığı için mezuniyet sonrası bu ülkede, onların konumu ve onlardan çok daha başarılı olduğu halde onların okuyabildikleri okullarda okuyamayan bu ülkenin çocuklarını -istemeden de olsa- karşılaştırıyorum. Ben bu konuda (kendim de bu öğrencilere yardımcı olmama rağmen) karışık düşünceler içindeyim. Evet mazlumun dini-dili sorulmaz ancak eve gelen misafir de ev sahibinin çocuklarının rızkına ortak olmayı az bularak onların mirasına ortak olmak hakkına sahip olmamalıdır. Lütfen yanlış anlamayın ama ben bu tehlikeyi görüyorum. Acaba düşüncelerimi doğru anlatabildim mi endişesiyle, acaba yanlış anlaşılır mıyım endişesiyle bu satırları yazıyorum. Ben bu konuda ne düşüneceğimi bilmiyorum, endişelerim var çok değerli ağabeyim. En derin hürmetlerimi ve en kalbi selamlarımı kabul buyurun lütfen…
Vahdettin/ Adana | 18.01.2023 16:33
Rabbimiz gayret ve iştiyâkınızı bizlere de nasîb eylesin Ağabey. Hürmet ve muhabbetle ellerinizden öperiz.
Çok okunan haberler
Çok okunan yazılar