metrika yandex

SU KASÎDESİ ÖYKÜNMESİ (*)

Ayten DURMUŞ

29.04.2021

SU KASÎDESİ ÖYKÜNMESİ (*)
 
Göğe çıksa da döner çünkü sever yeri su
Özellik bakımından insanın benzeri su
 
Bazen olgun bir kişi, bazen ergen bir gençtir
Uzaklara özlemdir onun baskın duygusu
 
Ne ‘Yapma, etme!’ bilir; ne ‘Dur, otur!’dan anlar
Gider nere isterse yok bir şeyden korkusu
 
Gökten inse yerlerde yol yapar gönüllere
Erişi kendir olsa has ipektir dokusu
 
Varlık ondan alsa da bütün güzellikleri
Hiçbir şeye benzemez rengi, tadı, kokusu
 
Yoldaş oldum üç-beş gün, dedi ki: ‘Ölüm nedir?’
Yordu beni sanki bir öte dünya sorgusu
 
Ben sustum, o konuştu; dedi: ‘Yardan ayrılmak!’
Sardı beni bu sözün dağlar aşan burgusu
 
Yaş yaşadın, gün gördün; sen de bana sorsana: 
Dostun altın tasında nedir düşman ağusu?’
 
Dedim ki: ‘Bayram gelmiş!’; girdabında köpürüp
Dedi ki: ‘Bize nedir el âlemin yortusu?’
 
‘Töremiz yolculuk’ der, koca gökler dar gelir
Yere inse duramaz göğü özler buğusu
 
Kat önüne al götür başımdaki dumanı
Kuşatmış dört yanımı karanlığın koyusu
 
Yurdumu bölük pörçük edenlere kızgınım
Neden ayrı göğümün batısıyla doğusu
 
‘Cömert Nil, yeşil Tuna’ içimde bir sızıdır
Kaç yangında sınandı, vatanımın tapusu
 
Ucu yanık okuntu yollamış gelsin diye
Gözünde yaş kalmayan toprakların kurusu
 
‘Sen, dağlar aşıp geldin, özümü serinlettin!’
Der yaylamda esen yel, koşan kurdu, kuzusu
 
‘Bırakıp gidiyorsun, neden?’ dedim ağladı
Bitmedi şu gönlünün cevaplanmaz sorusu
 
Tek gerçeği arayan bu yolculuk hep sürer
İnsandan daha yaşlı yaratılış koşusu
 
Orta yerde suskunluk, tuş olmuş belli biri
Dünya denen güreşçi, yere düşmüş havlusu
 
Herkes düşer su gibi oyduğu çukurlara
Sahibine tuzaktır ele kurduğu pusu
 
Selam verip sormadan karışmak isteyeni
İçerisine almaz ayrı gider tortusu
 
Varlıklar yok olurken kendini birleştirir
Damlayken deniz kılar üstün aklı ve usu
 
Beş yüz sene öteden soluğunu söz etti
Özüme bilgeliğin ulaştı duyurusu
 
‘Dedi: Ben Fuzuli’yim, söz yurdunun hakanı 
Neden söz konağımın yıkılmıştır avlusu
 
Suçluymuş her sözümüz, avazımız yasakmış
Söyle bana burası hangi hânın korusu?’
 
El uzattı ustamız ben öpüp başa koydum
O yüzden sözlerimde vardır onun kokusu
 
Biz böyle sevdalıyken söz meydanı boş kalmaz
El bağlar, diz vururuz; erdemlisi, soylusu
 
Konuşur gönül dili, söz yerine bal damlar 
Dinlersen öğrenirsin nedir işin doğrusu
 
Yürekteki nasıra, gözdeki karanlığa
Ve tüm kirlere karşı bizden akar duru su
 
Sen de bir damla olup katıl birliğimize 
Bu şölende sevdanın güzel sözdür ordusu
 
Bu şölende sevdanın güzel sözdür ordusu…
---
 
(*) Bu şiir neden yazıldı: 
 
İran devlet televizyonunda, 25 Nisan günü üniversiteye hazırlık dersleri veren bir öğretmen şunları söylemiş: ‘Fuzuli, ‘Farsçada her şeye burnunu sokan anlamına gelen’ fuzuli mahlasını boş yere almamıştır. O Saib Tebrizi’nin Farsça şiirlerine burnunu sokmuş ve o ne yazdıysa Fuzuli Türkçe divanına kendi şiiriymiş gibi almıştır.’
 
İran devlet televizyonu yetkilileri, Farsça yazan Türk şair Saib Tebrizi’nin (1592-1676)  Irak Türkmenlerinden büyük Türk şair Fuzuli’nin (1494-1556) ölümünden 36 yıl sonra dünyaya geldiğini öğrenmeleri ve gösterilen tepki üzerine ertesi gün özür dilemek zorunda kaldı. 
 
Tamam, özür dilediniz ancak şiirler arasında bu kadar aynılık tespit etmişseniz bu durumda Farsça yazan Türk şair Saib Tebrizi’nin Fuzulî’nin şiirlerini çalarak Farsçalaştırdığını söylemek gerekmez mi? Çünkü bu tespiti siz yaptınız, tamamlayın ve doğrusunu da söyleyin o halde! 
 
Fuzulî her ne kadar kıskanılmayı hak edecek çok büyük bir şair ise de kıskançlığını kontrol edemeyip karalamaya çalışanlara şunu söylemek gerekir: ‘Büyüğün değerini büyükler bilir!’
 
Eğitimli her insan ‘fuzulî’ sözcüğünün iki anlamlı olduğunu bilir. Bunlardan biri ‘gereksiz, yaramaz’ anlamındadır ki Fuzulî, bu mahlası, daha yaşarken herkesin kendisini taklit etmesine karşı kullanmaya başladığını söyler. İran televizyonunda görev yapan bu öğretmen, aynı sözcüğün Mehmet Fuzulî için bir gerçek olan ‘Allah tarafından üstün yetenekli’ anlamında da olduğunu -nedense- söylemedi. Bu ne kadar büyük ve hastalıklı bir kıskançlıktır, şifalar dileriz! 
 
Bu durum yaşandıktan bir gün sonra yine İran devlet televizyonundaki ilkokul ders programında: ‘Geçmişteki Türk yöneticilerin özellikleri nelerdir?’ sorusunun doğru cevabı olarak: ‘Çölde gezen bedevilerdir.’ ifadesinin kullanması da dikkatleri çekti. İran’ı -Pehlevi hanedanına kadar- bin yıl boyunca Türklerin ‘çölde gezmeyip’ yönettiğini unutmuş görünüyorlar. Ya da bu gerçek hoşlarına mı gitmiyor acaba? Neden bu öfke! Bu hastalıklı öfkeye de şifalar dileriz!
 
Türk dilinin en parlak yıldızı Fuzulî üstadımızı rahmetle anıyoruz. 
-----
NOT: Boğaziçi Üniversitesindeki eylemleri organize eden Boğaziçi Dayanışma şu açıklamayı yapmış: "Şunu unuttunuz ki Ermenilerin imha edilmesi bütün Türkiye'nin yıkımı demektir.' 1915 Ermeni Soykırımı'nın 106'ıncı yıl dönümünde Ermeni halkının acısını paylaşıyor, onurlu direnişlerini saygıyla selamlıyoruz". 
 
Ermeniler yurdumuzun doğusunda ‘bir devlet kurdurmak vaadiyle’ ellerine verilen silahlarla bir anda yöre insanımızı katletmeye başlamışlardır. Katillerin, Osmanlı coğrafyasının bir başka bölgesine ‘tehcir’i, bu suça denk bir ceza da değildir. Müslümanların tarihinde ‘soykırım’ yoktur ancak onların hayranı oldukları tüm Batılı ülkelerin tarihi soykırım doludur. Boğaziçi Dayanışma mensupları, düzmece soykırım iddialarını bir gerçekmiş gibi savunarak yüzlerindeki perdeyi kendi elleriyle açmış oldular. Biz onların kimliğini zaten biliyorduk, şimdi tüm milletimiz de öğrenmiş oldu. Bu açıklamayı reddediyor, yapanları kınıyor, lanetliyorum. 
Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Ankara sakini | 05.05.2021 01:22
Okudukça daha bir güzel geldi şiir ve en son lise yıllarında okuduğumuz usta şairi yad ettirdi yeniden... teşekkürler... Ruhu şâd olsun merhumun...
Meryem TOPAK | 30.04.2021 23:14
Konuşur gönül dili söz yerine bal damlar dinlersen öğrenirsin nedir işin doğrusu kıymetli hocam Rabbim ömrünüze bereket kaleminize kuvvet versin biz de konuşan gönül dilinizi okuyup dinleyelim