metrika yandex

Sevinmeye Hasret Bırakılanlar

29.07.2020
Mustafa YILDIZ

Ayasofyanın ibadete açılışı, dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan müslümsn topluluklar nezdinde uzun yıllardır belki de ilk kez geniş katılımlı ortak bir sevincin yaşanmasına neden oldu.Müslümanların en azından bir kısmının istikbale dair birikmiş hayellerine kapı aralamaya, bir nebzede olsa acaba olabilir mi? diye umutlarını canlandırmaya başlamış iken, maalesef, nasıl sevineceğini, daha doğrusu neye sevindiğini dahi bilmeyen aklı evveller sayesinde hadise millete neye seviniyoruz? sorusuna cevaplar aranmaya dönüştü. Bazılarının sevincini kontrol edemeden söyledikleri, kimilerinin de bilgisizlikten, kimi meczupların da haddini bilmemezlikten dolayı dile getirdikleri anlamsız söylemleri yüzünden başarı dediğimiz bir olaya bilmeden de olsa gölge düşürülmeye çalışılması hiçte hoş olmadığı gibi, kimseye de yakışmadı.

Yaşananları çok kısaca özetlersek şayet;Bilindiği gibi, Ayasofya yapılış tarihi olan 537-1054 yılları arasında Katedral, 1054-1204 yıllarında Doğu Yunan’a bağlı Ortodoks Kafedrali, 1204-1261 yıllarında Roma Katolik Katedrali, 1261-1453 yıllarında Doğu Yunan Ortodoks Katedrali, 1453-1931 yıllari arasında Cami, 1935-2020 yılları arasında Müze, 2020-Günümüzde tekrar Cami olarak sürekli el değiştirerek varlığını günümüze kadar devam ettirebilmiştir.

Görüldüğü gibi yapıldığı tarihten itibaren Allah isminin anıldığı bir mekan olan Ayasofya, bilahare 86 yıl gibi kısa süreliğine inkitaya uğradıktan sonra tekrar asli mecrasına döndürülen bu mabedin açılışına ülke içinde; meseleye ideolojik yaklaşanlar, manevi değerlerle hep kavgalı, kıskanç, muhalif olmayı ve muhalefet yapmayı sanat edinmiş olanlar, ülke dışında;Türkiye’yle tarih boyu medeniyet kavgası yapmış, müslüman coğrafya ile çıkar ve menfaati bir türlü örtüşmeyen, kendileri dışında herkese tepeden bakanlar dışında sevinmeyen, memnun karşılamayan, hoş görmeyen kimse yoktur sanırım.

Sonuçta, Kilise de olsa, Cami de olsa o mekanda yapılan/yapılacak olan şey, yapılış amacına uygun olan Allah isminin anılmasıdır. Akşam gazetesi yazarlarından hiristiyan dinine mensup Markar ASEYAN’ın makalesinde de yazdığı gibi, “Ayasofya’nın Müze oluşuna üzülüyordum. Ancak, tekrar ibadet edilen mekan olarak açılmasıyla, mabed yapılış gayesiyle yeniden buluşmuş oldu. Bunda yas tutacak ne var ki?” derken, olayı gayet serinkanlı ve gerçekçi bir bakış açısıyla soğukkanlı bir şekilde normal bir olay olarak değerlendirerek özetlemiş oluyordu.

Ne yazık ki, kendi içimizde olayların gerçekleştiği günün şartlarını, olayın arkasını ve önünü bilmeden,ilk etapta önyargılarla ve yüzeysel bir değerlendirme yapıldığı, tepkilerin de bu ninvalde oluştuğu kanaatini taşıyorum. Bazı tarihçilerin yaptığı yorumlarda o günkü konjoktür gereği yapılan dış baskılar neticesi yapılmak zorunda kalınmış bir yanlışın düzeltilmesi, o güne ait bir ayıbın ortadan kalkması olarak kabül edip, mahcubiyet içinde olması gerekenlerin herkesten daha fazla sevinmeleri gereğirken, aksine abartılı bir şekilde olanları eleştirmeleri ve utanmadan tepki göstermelerini gerçekten anlamak mümkün değil. Biz anlıyoruz da! onu da buraya yazmak mümkün değil.

Halbuki o dönemlerde Osmanlılarda savaş sonrası galip gelen, savaş geleneği olarakta örfleşmiş, fetih sonrası “Kılıç hakkı” diye adlandırdıkları bir geleneği icra etme adına, o günün en önemli mabedi sayılan bir mekanı dünyaya sembolik olarak “Bundan böyle bu topraklarda söz sahibi olan biziz” anlamı içeren bu işlem gereği sahip çıkılan, satın alınarak tekrar bir mabed/ibadet yeri olarak aynı minval üzere işlevi devam ettirilmiştir. O günün şartlarında bu işlemler büyük devlet olmanın gereği sayılıyordu. Yapılan bu işlemle de siyaseten dünyaya, fethi gerçekleşen topraklarda “Bağımsızlık ve hakimiyet hakkı fethi yapana ait olduğu” mesajı verilmiş oluyordu.

İstanbul zaten tarih boyu dini bir merkez olarak tanınıyordu. İstanbul bugün bile neredeyse bütün dinler için sembolikte olsa kutsal bir mekan olarak tanınmaktadır.Ayasofya’nın tekrar Kilise olacağı, hakimiyetin de yekrar kendilerine verileceğini ve bir zafer kazanacaklarını hayal eden başta Yunanistan ve diğer Ortodoks Hiristiyanlar, tekrar Kilise olarak açılmasını beklerlerken, Cami olarak açılması başta Vatikanı ve diger Ortodoks Mezhebi mensuplarının içini acıtmasını neden oldu. Bunu da normal karşılamak gerekir.1453’de Fatih tarafından söylenen “Bu topraklarda hakimiyet artık bize aittir.” sözünü Lozan’da devraldıklarını zannederlere, 24 Temmuz 2020’de Ayasofya’nın tekraren Cami olarak açılması “Bu topraklardaki eğemenlik hakkımız devam ediyor” denilmesi, belkide zımmen bazı mahfillerde  Lozan’da “Yeni Türkiye egemenliğini kısmen devretmiş” gibi anlaşılan bir algıyı da kırarak, siyaseten dünyaya meydan okuma olarak da yorumlanabilir.Dolayısıyla bu olayın gerçekleşmesi siyasi bir zafer olarak görülebilir ve hakkında çok övücü şeyler de söylenebilir. Eyvallah….

Bir taktik olarak hedefi daima ileriye taşımayı ilke edinen müslüman liderler, mensupların heyecanını, coşkularını yüksek ve canlı tutma adına zaman zaman hamaset de yapmışlardır.Bu da siyasetin gereği olarak yapılmış gayet tabii ve doğal bir durum olarak kabül edilmelidir.

Mesela, Hendek savaşında Konstantin ve Kisra’nın hedef olarak gösterilmesi, o dönemin kalkınmış, örnek alınacak ve en güçlü rakipler olarak görüldüklerinden, hedef gösterilmişlerdir. Sahabenin hemen hepsi söylenenleri dini bir emir olarak telakki etmemiş, siyasi bir hedef olarak anlamışlardır.

Bugün de peygamber (a.s) sağ olsaydı belki Amerika’yı, Çin’i ve Japonya’yı hedef gösterirdi kim bilir.

Ayasofya’nın açılışını da ülkemiz için dünya siyasetindeki sembolik derinlikli anlamını bilenler bu hedefi ısrarla öylesine büyüterek dillendirdiler ki, belki de uzak ihtimal gördüler, “Yurtta sulh, Cihanda sulh”u kendine rehber edinmiş, içe kapatılan ülkenin vatandaşları bu sorunu adeta dini bir görev gibi algılamaya başlamışlar. Süreç uzadıkça da bu anlayışa sahip insan sayımız o kadar fazlalaştı ki, koca koca adamlar bile olaya dini anlamlar yüklemeye, ibadet gibi anlamaya başladılar. Yanlışlık da burda başlıyor işte. Sahi ne zamandan beri örfler, gelenekler dini boyut kazanmaya başladı?

Ayasofya'nın açılışını islamın bir rüknu gibi algılayan varsa şayet, çok yanlış, zorlama ve abartılı buluyorum.

Halbuki, dini yönden olaya bakarsanız şayet, yapılan işlemin meşru olup olmadığı bile tatışma konusu edilebilir. Zira, savaş için gönderilen komutanlara peygamber (a.s) hasseten mabetlere, yaşlılara, hayvanlara, çocuklara, ekinlere, ağaçlara, pasif konumunda olanlara (Savaşa katılmamış kişiler) kesinlikle ilişilmemesini ısrarla tembih etmiştir. O gün kalpleri fethetme öncelik olduğundan hertürlü olumsuz davranış onaylanmazdı. Elçi’nin örnekliği böyleydi.

O zaman bunu nasıl izah edeceğiz acaba.?

Demek istediğimiz şudur: Yapılan işlem kendi penceremizden bakıldığında siyaseten son derece doğrudur, nekadar sevinsek de azdır. Ancak neye sevindiğimizi, niçin sevindiğimizi iyi bilmemizin, bilinçli davranmamızın ve müslüman ferasetine uygun, sağlıklı yorumların yapılması v.s. bize daha uygun ve fazla yakışacağı da unutulmamalı, olayları abartarak, geçmişi köürterek zoraki yeni düşmanlar edinmenin gereği olmadığı da iyi düşünülmelidir.

Vatandaş olaylara hissi ve duygusal yaklaşabilir. Ama, bilim insanları, devlet büyükleri duygusal davranış ve tutumdanlardan kaçınmalıdırlar. Toplumun vitrindeki önderleri duygusal ve hissi davranışlar sergilemeleri halinde vatandaş yanlış yerlere savrulabilir.Bu nedenle serinkanlı davranmanın daha hayırlı sonuçlar verdiği/vereceği unutulmamalıdır.

İslam tarihinde yaşandığı rivayet edilen şu olayla bitirmek istiyorum.

Hz.Ömer’in Kabeye karşı durarak şöyle dua ettiği rivayet edilir.

”Ey Kabe senin dört duvardan ibaret olduğunu biliyorum. Seni yıksalar müslümanlar seni daha mükemmel şekliyle yaparlar. Rab’bimiz seni ve bu beldeyi mübarek kıldığından dolayı değerin müslümanlarca çok büyüktür. Ama, müslümanların yaşadığı bir beldede bir genç kız korunamadığı için iffetini kaybediyorsa/kaybedebiliyorsa, vallahi o genç kızın iffeti senden daha kıymetlidir. Çünkü o kaybedilen artık geri gelmez.” der.

Sonuç olarak deriz ki, sevincimiz abartılarak noksanlıklarımızın üstünü örtmemeli, yapılanları da yeterli görüp artık herşeyimiz tamam şeklinde de anlaşılmamalıdır.Müslümanlar çekilen acılarını ucuza satmamalı, orta yolu tercih etmelidir. Hassaten ve tekraren diyoruz ki, Ayasofya’nın açılışına sebep olan, emeği geçen herkesin övünmeye, sevinmeye son derece hakkı vardır. Kabül ediyoruz. Taşkınlığa dikkat edilmeli ve düşmanlara fırsat verilmemelidir.

Bu vesileyle, ihya edeceğimiz Kurban Bayramının cümle inananlara şuur ve feraset kazandırmasına, dualarımızın da kabülüne vesile olacak amelleri işlememize vesile kılmasını Rab’bimden niyaz ediyorum.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş