metrika yandex

‘Kazakistan ili', kimin nesi olur ve olanları nasıl okumalı?

Selahaddin E. Çakırgil

11.01.2022

Kazakistan halkının üçte ikisinden fazlası, yüzde 73 kadarı, kendilerini 'Müslüman' olarak nitelemekte... 22 milyon kadar nüfusu olan Kazakistan, 2 milyon 700 bin km. karelik yüzölçümüyle dünyanın 7'inci büyük ülkesi...

Hükûmet'çe 'Doğalgaz'a yapılan büyük zam üzerine meydana gelen karışıklıklar ve resmî binaların ateşe verilmesi ve sair yağma ve tahrib hadiselerini bastırmakta Kazakistan Hükûmeti'nin kontrolü yitirmesi, durumu daha bir içinden çıkılmaz hale getirdi.

Cumhurbaşkanı Kaasım Cömert Tokayev'in, Sovyetler'in dağılmasından sonra oluşturulan Bağımsız Devletler Topluluğu'ndan yardım istemesi üzerine, bu oluşumun baş koordinatörü olan Rusya'nın kararıyla, Rusya, Belarus, Kırgızistan, Tacikistan ve Ermenistan silahlı kuvvetleri Kazakistan'a girdi.

Durum sanki biraz yatışmış gibi.

Resmen açıklandığına göre, 18 güvenlik personeli hayatını kaybetmiş, 750 kadar güvenlik personeli yaralanmış. Silahlı eylemcilerden de 26 eylemci öldürülmüş. Cumhurbaşkanı Tokayev, 'ayaklanmaları bastırabilmek için, hattâ ihtar ateşi yapmadan, doğrudan ateş açma emrini bile verdiğini' söylüyor ki, bu durumda, eylemcilerden ölenlerin çok daha fazla olması muhtemeldir.

*

Bu konuda Amerikan Dışişleri Bakanı Blinken'ın, "Bana göre Kazak makamları ve hükûmeti protestolarla uygun bir şekilde başa çıkma, bunu düzeni korurken, protestocuların haklarına saygı duyacak şekilde yapma kapasitesine sahipler, bu yüzden neden herhangi bir dış yardıma ihtiyaç duydukları açık değil.

'Kazakistan'ın, ülkedeki huzursuzluğu bastırmak için asker davet etmesinin ardından Rus etkisini azaltmasının zor olacağı'nı belirtip, "Yakın tarihten bir ders alınması lâzım. Ruslar bir kez evinize girdi mi, onları evinizden çıkarmanın bazen çok zor olduğu açıktır.' şeklindeki sözleri Rusya'yı kızdırdı.

Yalan mı?

*

Ama, Rusya Dışişleri Bakanlığı da cevaben, "Amerika evinize girdiğinde hayatta kalmak, soyulmamak ve tecavüze uğramamak zordur. Bu davetsiz misafirleri kapılarının eşiğinde bulan Kuzey Amerika yerlileri, Koreliler, Vietnamlılar, Iraklılar, Panamalılar, Yugoslavyalılar, Libyalılar, Suriyeliler...' gibi örnekleri saydı.

Yalan mı?

Her ikisi de yalan değil.

Hiç yalan olmayan ise, tencere dipleri misali, her ikisinin de birbirinden siyah olduğu gerçeği.

*

Kazakistan konusunda biraz yakın tarihe dönelim.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ismiyle anılan, gerçekte ise Sovyet Rusya Komünist İmparatorluğu olan rejim Ağustos-1991'de tamamıyla ve kanûnen de çöktüğünde, ortaya çıkan 15-16 devletten birisi de Kazakistan'dı.

Sovyetler Birliği zamanında bütün Sovyet Cumhuriyetleri gibi Kazakistan da, Komünist Partilerinin Genel Sekreterleri tarafından yönetiliyordu. Sovyet Rusya dağıldığında, Kazakistan Komünist Partisi Genel Sekreteri Nur Sultan Nazarbeyof idi. Ama, iş bu komünist lider Nur Sultan, kurulan yeni müstakil / bağımsız devletlerden birisi olan Kazakistan'ın kurucusu ve bağımsızlık lideri oluvermişti!!.

*

Özellikle halkı Müslüman olan eski Sovyet Cumhuriyetleri'nin başına istiklâl/bağımsızlık liderleri olarak eski komünist partilerinin sekreterleri iş başına ge(tiri)lmişlerdi. Kazakistan'da Nur Sultan Nazarbeyof, Özbekistan'da İslâm Kerimof, Kırgızistan'da Asgar Agayef, Azerbaycan'da Muhammedof, (kısa süre sonra Ebû'l-Fazl Aliyev / Elçibey ve Brejnev zamanında Sovyetler'in ondan sonraki ikinci adamı sayılan, ama, Brejnev öldüğünde sırf ismi Müslüman ismi olduğundan, onun yerine getirilmeyen Haydar Aliyev), Tacikistan'da İmam Ali Rahmanof, Türkmenistan'da Safer Murad Niyazof.

Hepsi de, eski komünist liderlerdi ve ipleri Moskova'nın elindeydi.

*

Nur Sultan Nazarbeyof 30 yıldır, bağımsız Kazakistan'ın başındaydı. Elbette 200 yıl boyunca Çarlık Rusyası ve Sovyet Rusya döneminde kalmış olmanın kültürel esaretinin pençesinde de tamamen kurtulmuş değildi. Nur Sultan, iki sene önce, başına bir sıkıntı gelmeden Başkanlık'tan ayrıldı. Ama, kendisine, 'İlbaşı', yani ülkenin başı, en büyük şef, yüce rehber...' gibi mânalara gelen bir en üst makam ihdas ederek... Artık sadece yol gösterecekti, sorumluluk başkalarına aid olacaktı.

Yerine de Kaasım Cömert Tokayev'i yeni Cumhurbaşkanı olarak gösterdi.

*

Bu gelişmeler içinde Türkiye'nin yeri neresi?

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, C. Başkanı Süleyman Demirel , 1996'larda eski komünist liderlerin, şimdi 'Türkî Cumhuriyetler' denilen ülkelerin bağımsızlık liderleri olarak karşısına çıkması üzerine, onlarla yaptığı bir toplantıdan çıkarken, 'Kendimi Sovyet Komünist Partisi Yüksek Presiyumu toplantısında zannettim..' demiş ve amma, hemen arkasından topluca bir fotoğraf çektirirken, eskiden sık sık söylediği, 'Adriyatik'ten Çin Seddine kadar uzanan Böyyük Türkiye' söylemini hatırlamış olmalı ki, 'Bu fotoğraf, 100 yıl gecikmeli bir fotoğraftır.' diyerek durumu kurtarmaya çalışmıştı.

*

Ama o yıllarda Başbakan Tansu Çiller, Moskova'yı ziyarete gittiğinde Rusya lideri Boris Yeltsin, ona, 'Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar...' sözünü hatırlatmış ve 'Bu ne demektir?' diye sormuştu. Çiller de dönüşte, 'Mâdem ki bu gibi sözler komşumuzu rahatsız ediyor, bunlar söylenmemeli...' demişti ve o ikaza hâlâ da riayet olunuyor.

Rusya'nın o yıllardaki Türkiye elçisi Çernişev'in, 'Kendi evleri bütünüyle camdan olanlar, bizim pencerelerimize taş atarsa, kendileri zararlı çıkar.' sözü de bir tehdit idi.

(Bu konu çok netâmeli olup, yarın da devam edelim, inşallah...)

‘Kazakistan', sadece Kazakistan değildir.. -2-

(Önce, bir teessüf.. Kazakistan'daki ayaklanmaların baş sorumlusu olarak gösterilen ve 'vatan hain' suçlamasıyla tutuklanan Merkezî İstihbarat biriminin başkanı olan kişinin adı KARIM Masimof şeklinde telâffuz ediliyor.

Bu isim, İngiliz alfabesinde büyük harflerle yazıldığında KARIM olarak yazılır ve KERİM olarak okunur. TRT ve diğer medya organları ise, KARIM olarak aktarıyorlar günlerdir ve bir aklı başında kişi çıkıp da 'Yavv bu, Kerim..' diyemiyor....
 
Ama, onlar Shakespeare'i hemen Şekşpir ve Amerikan Başkanı Joe Biden'ı da Coo Baydın diye telaffuz etmeyi bilirler. Bu basit bir hata değildir..)
 
*
 
Bu hatırlatmadan sonra konumuza dönüp, dün kaldığımız yerden devam edelim:
 
*
 
Kazakistan konusuna değindiğimiz dünkü yazının sonunda, 1917-1991 arasında 75 yıl kadar hükümfermâ olan Sovyet Komünist İmparatorluğu'nun dağılmasından sonraki gelişmelere ve özellikle Türkiye ve halkı Müslüman olan Orta Asya ve Kafkas ülkelerindeki duruma değinmiş ve Rusya'nın, hele de Putin zamanında, bu yeni ülkelerin rejimleri üzerindeki tasarruflarını daha bir güçlendirdiğini ve eski komünist liderlerin 'bağımsızlık kahramanı' olarak sunulsalar bile; kendi halklarının dünya görüş ve inançlarından çok önce, Moskova'dan esen rüzgârlara göre hareket ettiklerini anlatmaya çalışmış ve 'Bu gelişmeler içinde Türkiye'nin yeri neresi?' diye sormuştuk.
 
Kezâ, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, C. Başkanı Süleyman Demirel'in, 1996'larda, halkları Müslüman olan yeni devletlerin liderleriyle yaptığı bir toplantı sonunda çekilen fotoğraf için, 'Bu fotoğraf, 100 yıl gecikmeli bir fotoğraftır..' deyişinin Rusya'da uyandırdığı rahatsızlık ve Rusya lideri Yeltsin'in, bazı Türkiye yetkililerince, 'Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar..' sözüne takıldığı da hatırlatılmıştı.
 
*
 
Bu arada, Demirel'den önce de, Turgut Özal'a, Ocak-1992 başında Paul Hanze ve Graham Fuller gibi, Müslüman dünyası üzerindeki çalışma ve planlarıyla ünlü CIA uzmanlarının verdikleri bir raporu da hatırlamakta fayda var..
 
O raporda, Türkiye'ye, 'Rusya'nın temellerini dinamitleyin demiyoruz, ama, komünizmin çöküşünden sonra Sovyet Rusya'daki Müslüman bölgelerinde meydana gelen ideolojik ve kültürel boşluğun doldurmak için kültürel faaliyetler yapınız..' dedikleri görülüyordu, kısaca.. O zamanki Amerikan Dış bakanı James Baker ise, 'Eskiden bütün Sovyet Rusya haritası içinde bu bölgeler de kızıl renkle gösterilirdi, şimdi buralar yeşil olmalı.. Ama bu, İslâm yeşili değil, dolar yeşili..'diyordu..
 
*
 
Sonraları (FETÖ denilen mâlum hareketin), Orta Asya ve Kafkas ülkelerine o zaman el attığı; ve bu halkların, kendilerine 70 yıl öncelerde Stalin tarafından dayatılmış olan Rus - Kiril alfabesini atıp, kendi inanç ve kültürlerinin aslı olan Arap alfabesine dönmek için, dedelerinin sandıklarından çıkardıkları eski kurşun kalıplarla, 'Özbek, Azerî, Kazak, Kırgız , Türkmen, Tacik lehçelerinde dergiler- gazeteler yayınlamaya çalıştıkları bir sırada; Türkiye'deki mâlum gazetenin, oralarda o lehçelerdeki yayınını latin harfleriyle yaptığını (ve F.G'nin, o konudaki 'üstün' çaba ve hizmetlerini 1994'lerde, Ecevit'e, 'Biz olmasaydık, oralara İran ve Arabistan girecekti..' gibi bir iddiayla anlattığını) da hatırlayalım.
 
*
 
Devletler arası ateş dansı her zaman olduğu gibi devam ediyordu. Osmanlı'nın son döneminde, uyanan ve taa Orta Asya'lara kadar uzanan 'pan-Turanist' cereyanların kendisini yeniden tehdit edeceğini düşünen Rusya, PKK'yı açıkça himaye etmeye başlamıştı.
 
Hele de Azerbaycan'la Türkiye arasındaki işbirliğiyle, Karabağ Meselesi'nin büyük çapta hallinden sonra ise, Rus siyasetçilerinden Jirinovsky, daha geçen sene, 'Rusya'nın, güney sınırlarından, taa Kırgızistan'a kadar uzanan bir şerit boyunca Türkiye tarafından tehdit ediliyoruz. ' demişti. Aynı iddiayı, İran da kendi kuzey sınırları için söylüyor.
 
*
Son zamanlarda İran'ın 'Afganistan ve Tacikistan'la bir 'Farsça Konuşan Devletler Birliği' oluşturmak çabasına paralel olarak, bir de 'Türk Devletleri Teşkilatı' kuruldu. Bu da rahatsız etti Rusya'yı.. Her ne kadar, Rusya Dış bakanlığı, 'Aynı kültürü paylaşan devletlerin gruplar oluşturmasından rahatsız olmayız' diyorsa da, hiç de öyle değil..
 
Hassas konular..
 
Nitekim, 'Türk Devletleri Teşkilatı', şimdi, 'Kazakistan bizden yardım isterse, hazırız.' diyor; ama, onun isteyemeyeceği açık..
 
Çünkü, Putin izin vermedikçe mümkün değil, fiilen.. Putin, eski Sovyet sınırlarına yeniden erişmek peşinde.. Bunu gizlemiyor da..
 
*
Bir diğer konu..
 
Ve, Hind diyarında da bir şeytanî entrika..
 
Hindistan'da tezgâhlanan ve 'Müslümanlar tarafından bestelenen ve Hindu karşıtı bir şarkı' iddiasının gerçeği, 'Bu kadarına da, pess!.' dedirtti.
 
AFP'nin 27 Aralık 2021 günü Hindistan'dan geçtiği habere göre, bu ülkenin kuzeyindeki Uttar Pradesh eyaletinde, Hindu'ları tahrik edecek şekilde bestelenen bir şarkının bestecisinin, 'Müslüman karşıtı görüşlere sahip -eski bir Müslüman, şimdi ise- bir Hindu fanatiği' olduğu ortaya çıkmış bulunuyor.
 
Bu şarkıda, "Samajwadi Partisi iktidara seçilirse, Ram tapınağının inşası durdurulacak, Hindu bayrakları indirilecek, Müslüman bayrakları dalgalanacak.. " deniliyor.
 
Sözü edilen Ram Tapınağı, Ayodya'da 1992 yılında yüzbinlerce Hindu tarafından bir anda yerle bir edilen 400 yıllık Baburî (Bâbur Şah) Mescidi'nin yerine, yapılmakta olan bir tapınaktır.
 
Şarkıyı yapan Sandeep Acharya, AFP'ye şunları söylemiş: "Şarkı benimdir . Ben bir Hindu'yum ve Başbakan Modi'nin destekçisiyim. (...) Bu şarkı Hindu kardeşlerimi Samajwadi Partisi iktidara gelirse, böyle şeylerin olabileceği konusunda uyarmak için bestelendi."
 
Şarkının orijinalindeki şu cümleler de dikkati çekiyor: "Hindu dinimiz kurtarılmazsa, o zaman başka ne kurtarılabilir?'
 
Nasıl? Dünyada nice siyasî entrikalar böyle de tezgâhlanıyor.
 
Kaynak:Star
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş