metrika yandex

ŞEHVETİN KRALLIĞI YAHUT POST-MODERNİTE

Feyzullah AKDAĞ

02.05.2021

Modernizm, bize lekeleri çıkaran deterjan satma derdindeydi. Postmodernizm ise 'boşver! kirlenmek güzeldir lekelerinle barış' diyor." Bu harika tespit Gazeteci Serdar Kuzuloğlu'na ait. Hayata farklı mecralardan baktığım birinden bu derece muazzam bir tespit görmek beni hem mutlu etti hem de "demek ki sadece benim baktığım pencereden değil diğer pencerelerden de böyle görünüyormuş" diyerek rahatlattı.

Evet, post-modernizmden yani modernizmin öz evladından bahsediyoruz. Büyük anlatılarla son iki buçuk asırda girmediği alan kalmayan ve yepyeni bir insan tipi ortaya çıkaran modernizm kendi evladı tarafından parçalara ayrılarak yutulmaya başlandı. Modernizm, aydınlanma çağıyla beraber Kiliseye duyulan bir bakıma haklı nefretin ortaya çıkardığı son derece sorunlu bir akımdı. Yani yanlış çok daha büyük bir yanlışla telafi edilmeye çalışıldı ve kaçınılmaz son olan iflas bataklığı insanı yuttu.

 Modernizm tanrı yerine yeni kutsallar icat etti. Bu kutsalların en önemlisi ise akıldı. Aydınlanma Çağıyla beraber o ana kadar hâkim makamında oturan tanrı, makamını aydınlama çağının yeni pozitivist aklına bıraktı. Bu yeni akıl en başta tanrıyı yargılayıp hapsetti. Artık akla-mantığa uymayan hiçbir şey hakikat değildi. Akla uyma kriteri ise pozitivizmin temel esaslarından olan somut olmak ve ölçülebilir olmaktı. Haliyle maddeye tapınmayı sonuç verecek olan bu yöneliş dine ve maneviyata dair her şeyden sarfınazar etti. Din kavramını tamamen reddetmese de dine ait tüm kavramları yeni akılla yeniden tanımladı. İnsanlar artık yeniden tanımlanmış bir din anlayışına göre yaşıyorlardı. İnsan hayatının merkezinde olan dinin yeniden dizaynı insana dair her alanda ve her şeyde yeniden yapılanmaya yol açtı. Yeni ve biricik kutsal, aydınlanmış(!) akıldı artık. Akla uymayan reddedilecekti.

 Modernizm adına her şey yolunda giderken 20. Yüzyılda işler değişmeye başladı. Modernizm iki büyük dünya savaşını insanlığa hediye etmişti. Milyonlarca ölüm ve sayısız vahşet aydınlanmış akılla böbürlenen Avrupa’yı fena halde sarstı. Zira savaşların ortaya çıkması son derece mantıklı sebeplere dayanıyordu. Bu mantıklı sebeplerin yargıç makamındaki aydınlanmış akla ait olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Mesela, eğer zengin olmak istiyorsan çok üret ve ürettiğini de sat. Bunun için hammadde olan yerleri sömürge yap, ürettiğini satmak için ise yine sömürgeye sat. Bu son derece makul fikir dünya savaşlarına sebep oldu. Ve bu savaşlarda üstün kıta olan Avrupa; üstün insan olan Avrupalılar öldü. Diğer milletlerin kaybı çok da önemli değildi(!)

 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupalı, yargıç makamında oturan aydınlanmış aklın başına daha çok çorap öreceğini fark etmişti. Onun yerine öyle bir şey ikame edilmeliydi ki Avrupalı zor kullanmadan ve ölmeden zenginliğine zenginlik katabilmeliydi. İşte bu arayışın sonunda post-modernite fikir kuluçkasından hızlı bir şekilde kabuklarını kırarak karşımıza dikildi. Akıl yargıcı artık sanık sandalyesine oturtulmuş yeni yargıç olan şehvetin karşısında hakkındaki hükmü bekliyordu. Şehvet yargıcı, tüm kutsalları ve mantıklı kuralları reddederek modernizmi idama mahkûm etti. Artık kural, nesnellik, ortak akıl, toplumsal eğilim, kriterler gibi kavram ve terimler yoktu. Hakikat nesnel değil özneldi. Kim kendini nasıl tanımlarsa doğrusu oydu. Kimseye hiçbir şey kanıtlama derdi yoktu. Eğer arzulanıyorsa meşru demekti. Dijital devrimi de en güçlü silahı olarak kullanan post-modernite artık insanını öldürmeden şehvet sloganıyla dünyanın her yerine post-modern kültür ihracını gerçekleştirerek zenginliğine zenginlik kattı.

 Post-modernizm tüm kutsalları ortadan kaldıran bir akım. Mesela modernizm, tesettürü dinin değil aklın gözüyle ele aldığından içinde yaşanılan kültürün mantığına aykırı düşmemek için kendisini bir nebze ortak akla uymak zorunda hissederdi. Günlük hayatta öyle giyinmese bile mezarlıkta başını örtme ihtiyacı hissederdi mesela. Ama post-modernite tek ölçütü akıldan "bireysel şehvete" getirince "öyle de olur, böyle de olur; öyle de tesettür, böyle de tesettür; öyle de müslüman olur, böyle de olur" dedi. Yani "olmazlık" yok! Kriter yok! Herhangi bir kimlik için yerine getirmen gereken şart yok! Yani tercih ettiğinde vazgeçtiğin bir şey yok! Oysa her seçim bir vazgeçişti aynı zamanda. İşte o, artık yoktu.

 Özünde insanın bireysel şehvete uymak ile kaybedeceği hiç bir sıfatının olmadığını iddia eder post-modernite. Allah'a inanmasa bile müslüman olduğunu düşünüyorsa o müslümandır ve bu sorgulanamaz. Eşini yüzlerce insanla aldatmış olsa da kendisine “ben iffetliyim” diyorsa o en iffetli insandır kimse buna karşı çıkamaz.

 Postmodernitenin bu durumu sadece din ve dine ait konularla alakalı değil. Din konusu sadece bir örnekti. Bu zihniyet insana dair her alanda egemen olmak üzere artık. Hatta post-modernitenin dahi bittiğini hakikat/gerçek denen şeyin aslında olmadığını tartışan birçok insan var artık. Bu tartışmalar ise post-truth (gerçeklik ötesi) akımı bağlamında tartışılıyor.  Bu durumun insan psikolojisi ve toplum sosyolojisi üzerindeki etkisini tahayyül edebiliyor musunuz? Ben bir psikoterapist olarak tahayyül ettikçe ürperiyorum...

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Fahrettin asyalı | 02.05.2021 12:24
Yüreginize sağlık hocam modern diktatörlük cazibesi ile herşeyi kuşatıyor ve masum göstermeyi başarıyor maalesef