metrika yandex

Sayın tefsircim, bu kez metni yanlış tevil ettiniz.

Osman KAYAER

09.02.2021

Tefsir hocası bir arkadaşımız son zamanlarda görmeye alışık olduğumuz veçhile Erdoğan’ı II. Abdülhamid üzerinden ­tenkit etmiş. Yazısında, tesiri olmayacağı mülahazası ile Boğaziçi Üniversitesine yapılan rektör atamasını eleştirmekten vazgeçtiğini söylüyor ama rektörü “kayyım rektör”, Erdoğan’ı “la yüs’el” ve cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini “nev-i şahsına münhasır” gibi kavramlar ile mahkûm etmekten de geri durmuyor.

Arkadaşımız, II. Abdülhamid’in “İslam Birliği” siyaseti izlediğini vurguladıktan sonra, yine o dönemin İslamcılarından olan, Mehmet Akif, Said Halim Paşa, Said Nursi ve İskilipli Atıf Efendi’nin kıyasıya tenkit etmelerini misal göstererek mevcut iktidarı kendi lisanınca tenkit ediyor. Her tenkidi kötü niyetli, her tenkitçiyi de vatan haini ilan etmek doğru değildir, diye de ekliyor. “El hak doğrudur.” Her sözü kendi aleyhine sanmak sağlıklı bir ruh hali değildir. Lakin tenkitçilerin iyi niyetlimi kötü niyetlimi olduğunu bilmekte de fayda var. İyi niyetlilerin tenkidi insanın kendine çeki düzen vermesine yarar, kötü niyetlilerin tenkidi ise doğru yolda olunduğunun nişanesi olarak kabul edilebilir.

Tefsircimizin bahsettiği İslamcı Abdülhamit muarızlarının durdukları yerin yanlış olduğunu bugünden bakınca apaçık görebiliyoruz. Bugün yaşayanlar olarak biz, II. Abdülhamid sonrasında imparatorluğun dolayısı ile memleketin düştüğü durumu çok iyi biliyoruz. Ayrıca bizim için bahsi geçen kişilerin akıbetleri de aşikârdır. İstiklal ve hürriyet diye peşine düştükleri kişilerin bu insanlara reva gördükleri muamele de herkes tarafından bilinmektedir. Biri vatan haini diye asılmış, diğeri hayatı boyunca zindanlarda yaşamaya mahkûm edilmiş, öldüğünde de cesedi bilinmeyen bir yere gömülmüş, (mezar yeri hale bilinmemektedir) üçüncüsü istiklal marşı şairi olmasına rağmen vatanını terk etmek zorunda bırakılmış, geri döndüğünde de yokluk içinde yalnızlığa mahkûm edilmiş, hatta cenazesi bile halktan gizlenmiştir.

Ben de buradan aynı yanılgı sizi de bekliyor olmasın diye uyarayım.

Ne oldu, II. Abdülhamid’i müstebit diye tenkit edenler, hayallerindeki “ideal devlete” kavuştularmı? Osmanlı yıkıldıktan sonra II. Abdülhamid’i mumla aramadılarmı? Özgürlük gelecek diye yıkılmasına yardım ettikleri saltanatın! yerine kurulan güya halk iktidarı anlamına gelen Cumhuriyet’i idare edenler, bu insanların uğruna can vermeyi göze aldıkları Kur’an-ı Kerim’i öğretmeyi bile yasak etmedilermi? Bırakın Kur’an-ı Kerim’i öğretmeyi, saz çalmayı bile yasak etmedilermi? Bu memlekette bir dönem batı müziğinden başka her tür musiki yasak edildi hürriyet ve istiklal cazgırlarınca. Bizim gençliğimizde bile arabesk diye isimlendirilen müzik türü devlet radyo ve televizyonlarında yasaktı. Ne garip, Müstebit Saltanat! yıkılıp, Altı Oklu Cumhuriyet! kurulduktan sonra istiklal uğruna ülkesi için savaşmış binlerce insan “İstiklal mahkemeleri” adıyla kurulan bir mahkeme tarafından darağaçlarında sallandırıldı. (Şu garipliğe bakın ki adı hürriyet anlamına gelen mahkemeler insan asıyor)

Sayın tefsircim, bu kez metni yanlış tevil ettiniz. Bahsettiğin o insanlar (doğruları ve yanlışları ile bizim büyüklerimizdir) bu konuda yanıldılar, yanlış tarafta durdular ve bunun bedelini de çok acı biçimde ödediler.

İstiklal ve hürriyet rejimi olan Cumhuriyet! döneminde 1960’ta olanları sadece duyduk ama 1980’i ve 28 Şubat 1997’yi bizzat yaşadık. İstibdat arıyorsan işte sana 1960 ihtilali, 1980 darbesi ve 28 Şubat Süreci, tek adam rejimi arıyorsan saz çalmayı bile yasak eden 1930’ların Türkiye’sine bak. İlerici ve özgürlükçülerimizin bir kısmı hala o Asr-ı Saadet yıllarının geri geleceği hayali ile yaşıyor.

Geçenlerde bir arkadaşım şöyle demişti: “Bana demokrasi, insan hakları, hümanizm, İslam devleti veya hilafet gibi beylik laflar etme, ne yapacağını söyle.” Evet sırf kelimeler ve kavramlar ile yetindiğimizde kolayca kandırılabiliyoruz.

Sözün özü şu: Erdoğan’ı “diktatör” veya “tek adam” diye tenkit edenler daha özgürlükçü ve çoğulcu değiller. Hatta onun kadar bile özgürlükçü ve müsamahakâr değiller. Biz bunu onların cemâziyelevvellerinden biliyoruz.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
ŞÜKRÜ SAVAŞ | 16.02.2021 22:25
Mükemmel bir yazı ."Geçenlerde bir arkadaşım şöyle demişti: “Bana demokrasi, insan hakları, hümanizm, İslam devleti veya hilafet gibi beylik laflar etme, ne yapacağını söyle.” Evet sırf kelimeler ve kavramlar ile yetindiğimizde kolayca kandırılabiliyoruz. Bu satırlar yaşadığımız kırk yılı, Sözün özü şu: Erdoğan’ı “diktatör” veya “tek adam” diye tenkit edenler daha özgürlükçü ve çoğulcu değiller. Hatta onun kadar bile özgürlükçü ve müsamahakâr değiller. Biz bunu onların cemâziyelevvellerinden biliyoruz." Bu satırlar da son yirmi yılı çok güzel özetlemiş ve can alıcı neticeye ulaşmışsınız. Allah razı olsun, zihin aydınlığınız daim olsun inşallah.