metrika yandex

Kur’an Günümüze Konuşmuyor!!!

15.06.2020
Ömer Faruk Altuntaş

Rasulullah vefat ettiğinde iki kapak arasında bir Kur’an bırakmadı.

İki kapak arasında bir kitap bırakmadı ama iki şehirde o ayetlerin inişine şahitlik eden, Kur’an’ın ahlakıyla ahlaklanan, günah işleyen ama tevbe eden, münafıklarını barındıran, kızdığı, övdüğü; kadın, erkek, ehli kitap hasılı birlikte yaşayan bir topluluk bıraktı.

Rasulullah bu topluluktan o kadar emindi ki, ya da Kur’an’ın yaşanmasının iki kapak arasında kitap olarak kalmasından daha önemli olduğuna işareten, Kur’an’ı hiç iki kapak arasına alma girişimi olmadı. Çünkü, Allah’ın vaad ettiği gibi O’nun nasıl korunacağını çok iyi biliyordu.

Bu tespit; Rasulullah’ın Kur’an’ın kitap olmasına karşı olması değil neye önem verdiğinin vurgusudur. Aksi takdirde vahiy katipleri ve kurumunu bir kenara koymuyorum. Ancak Kur’an’ı yaşayan bir topluluk ile çok bilgi yüklü ama nifak içinde olan bir topluluk arasındaki ince çizgiye işaret ediyorum.

Gökyüzünden, -olmaz ya!- Kur’an sağanak olarak kitap kitap yağsa, Kur’an yine de günümüze konuşmayacak çünkü Kur’an harfleriyle, güzel sesli hafızlarıyla, bilgisayar yazılımlarıyla ve mushaflarıyla değil Müslümanların bedeniyle, diliyle, gayretiyle, nihayetinde ahlakıyla konuşur.

Kur’an’ın büyük bölümü kıssa, mesel ve hikayelerden oluşur. Kur’an’ın etkisi edebi metninden değil fıtri ilkelere dayanmasından ileri gelir. Bu meseller fıtratı her yönüyle örnekleyen o günün diliyle esatirul evvelin denilen tabiri caizse günümüz hollywood anlatılarının/filmlerinin çok üstünde bir anlatımdır. Eğer Kur’an Rasulullah’da vücut bulan ahlak ile hayat bulmamış olsaydı büyük ihtimal Konfüçyüs, platon, Aristo gibi filozofların sözleri gibi bir söz olarak kalırdı.

Bugün bütün Müslümanların sorduğu ve cevabını merak ettiği temel soru şu: Müslümanlar Kur’an’ı bireye ve topluma nasıl taşıyacaklar?

Bugün Müslüman aklı “taklit” müessesine kilitlendiği için bu topluluktan sadra şifa bir sonuç çıkacağına, yeniden nebevi ahlakı dirilten bir sosyolojiye ulaşılacağından emin değilim. Rasulullah’tan sonra 1400 yıllık pratik geleneği, taklit üzerine konumlanmış bir topluluğun ahlak ve müsbet ilim adına yeni bir şey üretmesi imkansızdır. Zaten bu günkü Müslüman sosyolojisi de bunu ortaya koyuyor. Müsbet bilim alanında yetkin Müslüman bilim adamlarının çoğunluğunun neredeyse 1000 yıl öncesine dayanması ne kadar manidardır. İbn-i Sina, Farabi, İbni Hazm, Harizmi ve diğerleri…

Günümüzde taklit edilen meşhur 4 mezhebin en yakın banisinin yaklaşık 1200 yıl önce yaşamış olması hakikaten nerede olduğumuzu gösteriyor. Belirli bir dönemin acil yöntemi olan “taklit” müessesesi maalesef Kur’an’ın akla vurgu yapan, gelenekçiliği şiddetle reddeden, din adamı sınıfına karşı çıkan ayetlerine rağmen kurumsallaşmış, içeriği bilinmeden/akledilmeden, din, paket olarak yaşanmaya başlamış.

İslam’ın beklenmeyen bir zamanda, beklenmeyen büyüklükte bir coğrafya ve nüfusa ulaşması, Kur’an matbuatının yokluğu ve onu hakkıyla bilen sahabe azlığı dolayısıyla “taklit” müessesesini zorunlu kılmıştı. Buna rağmen, sonradan Müslüman olan; Türkler, Persler, Yahudiler, Hristiyan, Mecusiler ve diğer topluluklar geçmiş dinlerinden pek çok şeyi miras olarak İslam’a taşımışlardı.

Taklit kurumsallaşınca örfler dinleşti, din de örfe dönüştü. Bugün bu karmaşayı çözmeden Kur’an’ı Müslüman bedeninde tekrar konuşturmak mümkün olmayacaktır.

Allah akıl sahiplerini muhatap almıştır. Taklit ise insanın aklını değil ictihad edene itaatini hedefleyen bir yapıdır. Yahudi ve Hristiyanları İslam’ın dışına atan bu düşünce maalesef Müslüman toplumu da zehirlemiştir. Ancak Müslüman toplumun şansı, Kur’an’ın hala yanıbaşlarında ve apaçık ortada olmasıdır.

Düşünmeyi, akletmeyi, eleştirmeyi/eleştirilmeyi kabul eden bütün hocalarımızı dinleyelim ve Kur’an’ın emrettiği gibi halimizi “oku!yarak” yola devam edelim. Bu gidiş bizi tünelin sonunda ışıkla değil fıtrat güneşi ile buluşturacak.

Ebucehil zulmü altındaki dünyanın son sığınağı Kur’an’dır onu tekrar konuşturmak için “bismillah” diyelim.

Allah’tan emin olan, Allah’a emanet olur…

Selam ve dua ile…

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Gürcan Onat

15.06.2020

Yazınızı beğendim, elinize sağlık. Bu konuyu daha fazla işleyelim ve sizin deyiminizle; \"Kur’an’ın emrettiği gibi halimizi “oku!yarak” yola devam edelim\", inşaallah.