metrika yandex

NİETZSCHE VE İSLAM

11.05.2020
Abbas PİRİMOĞLU

“Tanrı öldü” sözü aslında Nietzsche’nin atmış olduğu bir çığlıktı. Sanıldığının aksine sevinç çığlığı değil, çölleşen dünyada insanlığı bekleyen “nihilizm” tehlikesine karşı koparılan bir endişenin feryadı.

Nietzsche’nin ne demek istediğini, tanrının ölümünden neyi kastettiğini, tasasını en vuzuh şekilde yine bir Alman düşünür olan Heidegger kelimelere dökecektir: Duyuüstü dünyanın ölümü... Yani insanlığın beş duyunun zindanına mahkûm ediliyor olması

Dile kolay, Şen Bilim isimli yapıtının 125. Pasajında “Tanrı öldü” dedikten sonra şu çarpıcı cümlelerle yoluna devam eder: “ Onu biz öldürdük... Ama bunu nasıl yaptık? Denizi kim içebilir? Bütün çevreyi silmemiz için bize bu süngeri kim verdi?... Nereye gidiyor şimdi dünya, biz nereye gidiyoruz?...Üst, alt kaldı mı? Sanki sonsuz bir hiçte yolumuzu yitirmiyor muyuz?...Tanrıyı gömen mezar kazıcılarının yaygarasından başka bir ses duyuyor muyuz?...”

Nietzsche cümleleriyle modern Avrupa’nın portresini çizmekte ve onunla hesaplaşmaktadır. Çünkü gidişatta hayır yoktur. Zira Dave Robinson tarafından kaleme alınan“Nietzsche ve Postmodernizm” kitabında belirtildiği gibi filozofun nazarında modern uygarlık hastalıklı idi ve nihilizm zehrini taşıyordu.

Peki ya Hıristiyanlık? Ya modern öncesi Avrupa, hatta Batının son iki bin yıl yaşadığı metafizik dünya? Bunlar pek mi matahtı sanki filozofun gözünde?

Bu soruların cevabını Nietzsche Anti-christ, Deccal kitabında verir. “Çarmıh” onun için tam bir problemdir. 51 pasajda “insanın Hıristiyan olabilmesi için gerçekten yeterince hasta olması şarttır” hükmünü verdikten sonra “Çarmıha gerilen Tanrı. Bu sembolün gerisinde yatan, gizli olan o korkunç, o ürkütücü anlam hâlâ anlaşılabilmiş midir acaba? Çile çeken, ıstırap çeken her şey, Çarmıh’ta asılı kalan her şey, ilahî’dir, kutsî’dir” diyerek acı çeken bir tanrının bu dünyada insanlığa acıdan başka bir vaadi olamayacağını dillendirir.

Haklı olarak 41. Pasajda şu soruyu sorar: “Tanrı, nasıl olur da buna izin verebilirdi?”

Hıristiyan öğretisinin soruya verilen cevabını aktarırken saçmalığını da vurgular: “Tanrı bütün günahların affedilebilmesi için Oğul’u bir kurban olarak vermişti. İşte bu andan itibaren İncil bitmişti artık! Günahlara kefaret olarak kurban takdim edilmesi ve bunun da en ürkütücü, en barbarca bir şekilde yapılması, bütün suçlular/günahkârlar adına masum bir insan’ın kurban edilmesi. Ne kadar ürkütücü, ne kadar ürpertici bir paganizm biçimi bu böyle”

Nietzsche kitabının 47. Paragrafında Hıristiyanlığın tanrı anlayışının gerçek tanrı kavramı ile uyuşamayacağını bildirdikten sonra sözü Pavlus’a yani onun tahrifatına getirir; âdete İskender’in kılıcı ile gordion düğümünü çözmesi gibi sorunu bir cümle ile çözer:

“Pavlus’un icat ettiği Tanrı, gerçekte, Tanrı’nın inkârından başka bir şey değildir”

Yaşananlar kendisinin ifadesiyle ‘dekadans’tır... Yani: çöküş ve çürüme... Sokrates ile başlayan, Hıristiyanlık ile süren ve modernizm ile tepe noktasına ulaşan Batı metafiziğinin hazin hikâyesi.

Çekişle felsefe yaparak hakikati arayan, put kırıcı bu zekâ, döner dolaşır ve sonunda bir yerde diz çökmediği için Avrupalı insanı suçlar.

Nietzsche’nin önünde diz çökülmesini istediği yer İslâm’dır. Deccal isimli eserinin 59. Pasajında şöyle bir itirafta bulunur:

“Eğer İslâm, Hıristiyanlığı küçük ve hakir görüyor idiyse, böyle görmekte bin kez haklıydı: Çünkü İslâm, İnsanı yüceltir, ama putlaştırmaz.”

Aşk olsun!...İslâm insanı yüceltir ama putlaştırmaz.

Düşünürümüz 60. pasajda sözüne devam eder:

“Hıristiyanlık bizi, kadim dünyanın kültürünün mahsulünden mahrum bırakmıştı. Üstelik bununla da yetinmemiş, daha sonraları bizi İslâm kültürünün mahsulünden de mahrum etmişti......İspanya’daki o harikulâde İslâm Kültürü ve İslâm kültürünün eşsiz birikimi ayaklar altına alınarak çiğnenmiş ve yok edilmişti”

Çok değil bu satırlar yazıldıktan birkaç on yıl sonra ülkemizde de İslâm Kültürü adına ne birikimimiz varsa dışlanıyor ve ayaklar altında çiğneniyordu. Üstelik “İslam Terakkiye mâni midir?” şeklindeki anlamsız ve temelsiz bir tartışma eşliğinde.

Yerine ne ikame ediliyordu? Nietzsche’nin dekadans olarak nitelediği Batı kültürü ve müesseseleri.

Başta gardırobu olmak üzere...

Nietzsche devamında sorar “iyi de neden?”Cevabını da verir:

“Nedeni şuydu: Çünkü İslâm Kültürü asil bir kültürdü; çünkü İslâm kültürü, kökenlerini, temellerini insan fıtratına borçluydu; çünkü İslâm kültürü İspanya’daki Müslüman hayatının nâdir bulunan nefis hazinelerinin üzerinde bile hayata evet diyordu!... Daha sonraları, Haçlılar, estirdikleri o toz bulutunun ortasında, aslında önünde diz çökmeleri gereken, diz çökmekle daha iyi bir iş yapmış olacakları bir şeye karşı, asil bir kültüre karşı, bizim bugünkü 19. Yüzyıl kültürümüzle mukayese edildiğinde, bizim çağdaş kültürümüzün, kendisini, İslâm kültürünün yanında son derece yoksul ve oldukça “geç kalmış” bir kültür olarak görebileceği böylesine asil ve yüksek bir kültüre karşı savaş açmışlardı. Haçlılar ganimet peşinde koşturuyorlardı, hiç şüphesiz ki. Çünkü Doğu, İslâm dünyası, zengindi...”

Bir zamanlar ülkemizde “dinimizi Hıristiyan olarak değiştirelim mi?” tartışmaları yapılırken, alkol kullanmak ilerlemenin bir nişanesi olarak addedilirken Nietzsche kendi toplumu için şunları söyler:

“Yüksek kültür tarihinde, Alman aristokrasisi neredeyse yok gibidir. Bunun nedenini tahmin etmek hiçte zor değildir: Hıristiyanlık ve alkol: İki büyük yozlaşma ve çürüme aracı... O yüzden bu meselede, tıpkı bir Müslüman ile bir Yahudi’yle karşılaşıldığında olduğu gibi, İslam ve Hıristiyanlıkla karşılaşıldığında da ne tür bir seçimin yapılması gerektiği açıktır. Karar geleceğe dönük olarak verilmelidir. Burada yapılacak seçim şu ilkeye dayanmalıdır. Kişi ya Çandala olmalıdır ya da olmamalıdır....Roma’yla kılıçla savaşın! İslam’la barışın ve dost olun”

Ah be Nietzsche keşke bunları bize de söylemiş olsaydın. Çünkü biz tam tersini yapıp Batı’nın önünde diz çökerek tam bir asır geçirdik.

İslâm’la savaşıp Roma ile dost olduk; olmak ne kelime, hukukunu ve yazısını bile aldık...

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Ayla Güneş

12.05.2020

Elinize sağlık Çok güzel bir anlatım olmuş, şu ramazan günü sanki su gibi içtim.