Bu yazıyı zülfüyare dokunmak için yazıyorum!
İstiyorum ki bu yazı, okuyanları rahatsız etsin, vicdanlarını sızlatsın, hatta kızdırsın. Öfkelenin, moraliniz bozulsun bu yazıyı okuyunca.
Bizi yazacağım bu yazıda. Halimizi, içinde bulunduğumuz durumu anlatmaya çalışacağım. Hep birlikte felakete doğru hızla yol aldığımızı ve felakete değil de cennete gittiğimizi zannederek güle oynaya gittiğimizi anlatmaya çalışacağım.
Biz dediğim Elhamdülillah Müslümanım ve İslam’ın yeryüzüne hakim olmasını istiyorum diyenlerdir. Başkası sakın üzerine alınmasın yazdıklarımı.
İşte halimiz;
Büyük çoğunluğumuz bireysel ibadetlerimizi yapıyoruz. Kelime-i şehadet, namaz, oruç, hac ve zekat ibadetini yerine getiriyoruz. Hatta kurban kesiyor, nafile oruçlar tutuyor, kutsal sayılan gecelerde dualar okuyoruz. Hz. Peygamberin adını duyunca salavat getiriyor, ezan sesi duyunca Allah’ı yüceleyen sözler söylüyoruz, selamlaşırken “esselamü aleyküm” demeye özen gösteriyor, bir şeyi yapacağımızı söyledikten sonra mutlaka “inşallah” demeyi unutmuyoruz.
Ancak sosyal yaşamda İslam’ı terk etmişiz. Siyasetimizde, eğitimimizde, adaletimizde, çalışma hayatımızda, ticaretimizde, alış verişimizde, evlenmemizde, boşanmamızda, miras paylaşımında, borç verip almada ve sosyal hayattaki diğer ilişkilerimizde Kur’an ve Allah’ın Resulüne göre değil beşeri hukukun belirlediği kurallara göre davranıyoruz veya davranmak zorunda bırakılıyoruz. Ancak sorun böyle davranmak veya davranmak zorunda olmamızda değil. Sorun bunu kanıksamış olmamızda, buna itiraz etmiyor olmamızda. Sorunun büyüğü sosyal yaşamda İslam’ı talep etmiyor oluşumuz.
Bize bu sosyal yaşamı dayatanların yakın geçmişte bize yaşattıkları korkularımızı öyle büyütmüşüz ki, adeta bunlar tekrar gelmesin diye bu korkuların esiri olmuşuz.
Bizi artık onlar yönetmiyor!
Bizi artık tıpkı bizim gibi yukarıda saydığım bireysel ibadetlerini aksatmayanlar yönetiyor. Bunlar onlar gibi namazı yasaklamıyor hatta kendileri de kılıyor, bunlar onlar gibi örtüyü yasaklamıyor hatta kendileri de örtünüyor. Ancak sosyal hayatta bize dayatılan ne varsa hepsi hatta fazlası devlet eliyle ve devlet zoruyla bizimkiler tarafından dayatılmaya devam ediliyor.
Daha önce itiraz ettiğimiz, uzak durduğumuz ve mücadele verdiğimiz bu dayatmalara şimdi itiraz etmiyor, onlardan kaçmıyor ve onlarla mücadele etmiyoruz.
Geçmişte bize zulmedenler tekrar iktidara gelir korkusuyla, bizimkilerin iktidarını denetleyip, yanlışlarına karşı çıkıp, onlara “hakkı ve sabrı” tavsiye etmek yerine yanlışlarını dahi onaylar olmuşuz.
İktidarın icraatına yapılan eleştiri ve eylemleri dine ve vatana karşı yapılmış hainlik gibi algılar olmuşuz. İçimizdeki bir avuç hak ve adalet savunucusunu dahi ötekileştirmekten çekinmiyoruz.
Bizimkiler devleti yönetiyor diye yapılan haksızlık ve adaletsizliği savunuyor olduk.
Zayıfı korumak yerine güçlüden yana durur olmuşuz. Mazluma kimlik sorar, düşkünün dinini hatta siyasi duruşunu sorgular olmuşuz.
Ana akım medyanın yönlendirmesi ile hareket ediyor, onların yalancı olduğuna defalarca şahitlik etmemize rağmen verdikleri haberleri teyit etmeye ihtiyaç dahi duymadan kabul eder olmuşuz.
Doğrunun, hakkın, adaletin ölçüsünü siyasi partilerimiz veya liderlerimiz belirler olmuş.
İhalelere karıştırılan fesat iddialarına kulaklarımızı kapatıyor, işe alımlarda yapılan yandaşlık iddialarını görmezden geliyor, yöneticilerin yaptığı sınırsız israfa yetim hakkıdır, haramdır dahi demiyoruz.
Devlet eliyle yaygınlaştırılan faiz, kumar, cinsel sapkınlık gibi haramları dahi ucu hükümete dokunur diye sahipleniyor veya maslahat gereği sessiz kalıyoruz.
Zorunlu 12 yıllık eğitim gençleri adeta işlevsiz tüketim toplumuna dönüştürdü. Her şehre üniversite kuracağız diye ülke üniversite mezunu ama işe yaramayan işsiz gençlerle doldu, bunları bile eleştirmez olduk.
Dindar nesil hedefliyoruz denildi, ama eğitim sisteminde değişiklik yapılmadı, idealsiz, amaçsız, değerlerden uzak hazcı bir nesil yetiştirilmesine adeta çanak tuttuk.
Irkçılığı ayaklarımızın altına aldık denildi ama oy endişesi ile ırkçılar ülkenin en önemli siyasi yapısına dönüştürüldü biz de onlarla beraber içinde dini argümanları da olan yeşil soslu ırkçılara dönüştük.
Bizimkiler iktidar oldu, bizi zengin ve mevki makam sahibi yaptılar ama bizi biz olmaktan çıkardılar gibi.
Abartıyor muyum, çok mu duygusal düşünüyorum yoksa birilerinin hep söylediği gibi bilmediğim şeyler mi var bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var.
Bireysel ibadetlerimiz bizi kurtarmaz. Hep beraber hızlıca felakete doğru gidiyoruz.
Eğer kendimize gelmez, özümüze dönmez, yolumuzu Tevhid, adalet, özgürlük, dayanışma, ahlak, liyakat, istişare gibi Allah’ın istediği yol edinmez isek hep beraber felakete gitmeye devam edeceğiz.
Allah korusun.
Vesselam…
Vitalen Han Kahvaltı ve Cafe Açıldı
26.05.2023
Zafer Erdoğan'ın!
28.05.2023
Seçim ve Demokrasi | KÜRŞAD ATALAR
04.05.2023
Demokrasi’ye Mecbur muyuz? / Murat Kurtuldu
13.05.2023
SEÇİM VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ/SABİHA ÜNLÜ
13.05.2023
IRAK NOTLARI (VII) / Harun AYKAÇ
25.09.2020
SİYASET İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELER YUSUF YAVUZYILMAZ 28.05.2023
Hibrit Bir Sosyolojiye Doğru… ABDULAZİZ TANTİK 31.05.2023
Fetih Ruhuyla Yola Devam AHMET SEMİH TORUN 27.05.2023
Seçimin ardından VEDAT KAHYALAR 29.05.2023
“Sabahın bir sahibi var” BEKİR BERAT ÖZİPEK 18.05.2023
SEÇİM; SEÇME VE SEÇEMEME BECERİSİ MUSAB AYDIN 25.05.2023
Kifayetsiz Olan Kelimeler Mi? ZEYNEP YÜCEL 07.05.2023
Uçsuz Bucaksız Bir Cehalet ATASOY MÜFTÜOĞLU 08.05.2023
SİYASET İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELER YUSUF YAVUZYILMAZ 28.05.2023
ANNE ORHAN DOĞANGÜNEŞ 24.05.2023