metrika yandex

İnsanın Hikmet Arayışı

15.06.2020
Mustafa YILDIZ

Duygu ve düşüncelerini ifade eden yazan, çizen ve konuşan her insan, farkında olmadan dağarcığındaki bilği birikimi ile yoğrulmuş inandığı gerçekleri dışa vurur.Bir yönüyle zihninin arka planında yuvalanmış tasavvurları, kendi dünyasında yaşadığı ruh halinden kesitler sunar diyebiliriz.Yani kişinin duyguları, dünya görüşü, yetiştiği ortam ve aldığı eğitim mutlaka tahlil ve yorumlamalarına etki eder, katkı sağlar.Zira kişi, bilimsel bir mevzuu ile ilgli görüş serdederken bile, istemeden de olsa zaman zaman duygularına yenik düşer ve kendi gerçeklerini öne çıkararak karşıya aktarmaya çalışır.

Savunmaya çalışılan hertürlü kişisel düşünce ve görüşte mutlaka hakikata uygun, içinde doğru ve gerçekleri de barındıran nüveleri bulmak elbette mümkündür.Ancak, bu böyledir diye bireysel olarak ortaya atılan/atılmış her görüşe de “Gerçeğin tamamını, hakikatın bütününü sadece bu görüş ifade eder” denilmemelidir.Görüşünde ısrar sözkonusu ediliyorsa şayet ya fenatiktir ya da tarafgirlik yapılıyor demektir.Buna mukabil, herhangi bir görüşü aynı zamanda toptan yanlış ve yok saymak, redetmek de doğru bir tutum ve davranış değildir.

İnsan beyni bilginin künhüne vakıf olması ya da depola yapmasına hacmi de ömrüde yetmiyor/yetmez de.Bilindiği gibi, insan ihtisas yaptığı branşta bile ilgili mevzunun tamamına vakıf olması imkan dahilinde değildir.Yani istisnasız her insan istesede ilmi donanım olarak mükemmel olmaz/olamaz da.Bu nedenle insanın ortaya koyacağı/koyduğu bireysel görüş ve düşünceler hatasız ve kusursuz olması düşünülmez, düşünülmemelidir.İnsanda eksik ve nakise olması zaten normal olandır.Ve insan olduğunun ispatıdır.Zira, Kemal (Noksansız) sıfatı, mükemmel olma yalnız yaratıcı olan Aiiah’a aittir.

Ancak, insanın mükemmel olma hedefini gerçekleştirmesi için de gayesi ve görevi mutlaka “Hikmet”i arama olmalıdır.Hikmet’in çok çeşitli tarif ve tanımları yapılmıştır.En yaygın yapılmış tanımlar; “İçinde bilmediğimiz şeyleri barındıran”, “Allah’ın bizce anlaşılmayan muradı”, “Bilgelik” ve “Mutlak doğrular” vs.gibi ittifak sağlanamayan tanımları yapılmıştır.Biz burda “Mutlak doğrular” tanımını ele alacagız.

Bilimin de, hikmetin de gayesi; gerçeği ve doğruyu gün yüzüne çıkarmak ve insanlığın yararına sunmaktır.Bu yönüyle hikmet ile bilim sanki biribirinin aynı gibi anlaşılmaktadır.Halbuki “Hikmet” var olan değişmez gerçekleri önceden haberdar etmek gibi işlev görürken, bilim de ise sonradan ulaştığı doğru ve gerçeği keşfetme, hakikatı bilme ve bulma gibi bir işlevi vardır.Bilimsel doğrularla hikmet’in değindiği doğrular arasında nüans farkı vardır.Mesela, top oynama kastıyla sokaktaki bir engele ayakla vurarak kenara itilen bir cisim ile aynı cismi “Birine zarar verebilir” niyetiyle alıp kenara koyma arasındaki görünmeyen, ancak dağlar kadar farkın olması gibidir.

Bilimsel doğrular ve gerçekler, anın imkanlarıyla labaratuvar ortamlarında ortaya çıkarlar.İmkanlar elverdikçe, ileri boyutda araştırmalar yapıldıkça, daha önceden kabül görmüş bilimsel veriler ya biraz daha hacimleri genişletilir veya yeni tanımlamalar ve tariflerle daraltılıp güncelleşerek yeniden yürürlüğe girerler/girebilirler.Mesela, Japonya’nın Hiroşima kentine atom bombası atılmadan önce “Maddenin en küçük parçası atomdur, parçalanamaz bölünemez.” tarif ve tanımlar teori olarak tercih edilirken, Atom bombası fiilen kullanılınca, Atomun da parçalanabileceği ve içinde başka maddelerin de olduğu ortaya çıkmış oldu.

Bilinen kadarıyla 1976 yılında dünyada ilk defa yapılan açık kalp ameliyatı öncesi tıp camiasında, “Kalp durunca, hayatta durur.” teorisi savunulurken, ameliyattan sonra da “Ölüm” olayı daha ileri boyutlara taşınarak değerlendirilmeye başlandı.”Tez”’in karşıtı olan “Anti tez” kavramları sabit iken zamanla “Hipotez”ler ile devreye girilerek bir eksiklik giderildi.Siyah-beyaz savunmalar “Gri” tonlamayla hacmi daha da genişletildi.”100 derecede kaynayan suda mikropların öleceği” iddiası kadük bulunarak yerine, eksi derecelerde yani “Don” olayının gerçekleştiği ortamlarda da mikrobun ölebileceği kabül görmeye başladı.Bu ve bunlara benzer birçok örnekler verebileceğimiz bilimsel doğru ve gerçeğin zamana ve şartlara bağlı olarak nasıl değişebilme ihtimalinin olabileceğini gösterdi.

Ancak “Hikmet” dediğimiz şeyler ise; “Dün doğruydular, bugün de doğru ve gerçek olarak kabül ediliyorlar, yarında doğru ve gerçek olan/olacak şeylerdir.” Mesela, “Sakın annene ve babana öf bile deme”, “Yalan söyleme”, “Komşuna, akrabana, fakire, yolda kalmışa ihsanda bulun”, “Kimseye haksızlık etme”, “Kimsenin arkasında konuşma”, “Kimseye kötü söz söyleme”, “Adaleti gözet” vs.gibi örneklerden de anlaşılacağı üzere bu gibi tutum ve davranışlar dün de doğru idiler bu günde doğrudurlar yarında doğru olarak kabül edilecekler.Kısacası, bir bakıma Hikmet’i, “Her halükarda ve her ortamda kabül edilen/edilmiş değişmez doğrular” diye de tarif edebiliriz.

Bilimsel doğrular aksi ispatlanmayıncaya kadar doğru olarak kabül görürken, hikmetler ise her zaman doğru, her yerde geçerli ve beşer yararına olduklarından, tüm insanlığın gerçekleri olarak her zaman tazeliğini korurlar.Bilim, eşyanın ve olayların görünen tarafını inceleyip zahire bakarak karar verirken, hikmet ise, olanlara/olacaklara ruh boyutuyla bakarak kararlar verir.Bilimsal doğrular bir yönüyle yüzeysel kalırken, hikmet’in doğruları daha deruni boyutlar içerir.

Hikmet’te, “Allah’ın insan tarafından henüz bilinmeyen ve keşfedilmemiş fayda ve yararları saklı olan tabiat ayetleridir” de diyebiliriz.Keşfedilmeyi bekleyen bilimin doğruları olarak ortaya çıkmayı beklemektedirler.Bu hakikatlar insanlığın ortak malı sayıldığından, “Hikmet mü’minin yitiğidir, bulduğu yerde alsın.” denilmesi de bundan dolayı olsa gerektir.

İnanan insanların asıl görevi;yanılmamak, alınan kararların ileriki zamanlarda eksik kalmaması ve yanılmaların defaaten yaşanmaması adına “Hikmet”i aramak, dolayısıyla değişmez gerçeklerin peşinde olmak olmalıdır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş