metrika yandex

leyla’nın ne çektiğinden kimin ne haberi var ki?

Mustafa AKMEŞE

17.12.2021

Mustafa Akmeşe
 

uzun nurettin abiyi dinlerken
yatsı ezanının okunması nedeniyle söz
sanki yarım kalmış ve
kalan hikayesini dinlemek için namazı zor etmiştim.

tam namaz sonrası dağılırken cemaat
akşamın ayazı çıkmış, yağmur çiselemeye başlamıştı.

zekai hoca ayaküstü
namazın cemaatla kılınması ve hassaten
sabah namazına devam edilmesiyle ilgili heyecanlı bir şekilde cümleler kuruyordu...

“çocukları mutlaka getirin camiye, valla böyle olmaz,” diyordu.
her zamanki vaaz veren üslubuyla “camileri mahsun bırakmayın” derken de
ses tonunda görevini yapmanın rahatlığı vardı.
ama
değişen bir şey olmuyor, cemaata yeni bir isim katılmıyor
her yıl bir ihtiyarın hastalık veya ölümüyle saf eksiliyordu.

bizim kamyoncu sefer abi her zamanki nüktedan ve güleç haliyle,
zekai hocam:
yıllar önce bu camiye bi hoca gelmişti.
namaz bitimi
sonraki gelen hocaların yaptığı gibi
cemaatten önce ayakkabıları çekip hızlıca evine veya
geçim sıkıntısı nedeniyle ek işine gitmezdi.
çok gayretli bir adamdı.

sabah namazı dahil
namaz sonrası camide durur, gününü camide veya mahallede geçirirdi.
cemaatın gönlüne girmek için inan allah’a
adeta on takla atar etraflarında döner dururdu.

mahalleden namaz kılanlardan biri sabah namazına gelmezse eğer
cemaatı alır evine kahvaltıya baskına gider,
şaka maka gürültüye getirir cemaatla birlikte ceza verirdi.
sıkıysa sonraki sabah namazına gelmesin bakalım...

sonra
çocuklarla her an mahallede oynar,
gözüne kestirdiği çocuğa özel birebir markaj uygular,
sabırla uğraşır dururdu.
“insanın gönlüne düşmek, toprağa tohum atmak gibidir,
bakacaksın, emek vereceksin,
otunu, böceğini temizleyecek, çapalayacaksın,
yağmur olup yağacaksın
ve
bir o kadar önemli olan şey de,
hepsini zamanında gereğince yapacaksın” derdi…
çocuklarla kurduğu mahallenin futbol takımı bile vardı...

o mahallenin akil adamıydı.
ve inanın camiden başlar en uzaktaki evde de kendi etkisini hissettirirdi.
sokakta bir evin önüne kömür gelmiş ve yıkılı duruyorsa
hemen el atar çekilmesine yardım eder,
eşya gelmişse taşır bir ucundan tutar,
bahçede ceviz indirmeye, meyve toplamaya yardım eder,
fukara olanlara
çaktırmadan varlıklı olan kesimden önlerine düşer tanış yaptırırdı.

ve güleç güzel simasıyla cuma hutbesinde;
“insana ulaşmada sözün gücü tek başına yetmez
mutlaka muhatabımızın mutlu veya zor anlarında
gövdemizle yanında olduğumuzu hissettirmek lazım gelir” derdi.

cenaze evinde, düğünde, nişanda
baş köşede vaazı nasihat eden önemli adam pozunda oturup
ikram alan kişi değil
sanki evin sahibi gibi ayakta çalışır, yorulur
gün boyu aileden biri gibi ortalık yerde dolaşır dururdu.

mahmut hocaydı adı,
zıpkın gibi adamdı. mahalle dar geldi hocama şehirden taşındı
sonraları ismini duyduk  istanbul’a gitmiş
ülkenin bilinen tanınan sevilen kişisi olmuş… tefsirini aldım geçen ay…
 
zekai hoca,
sefer abinin dediklerini
üzerine ne kadarını aldı bilmiyorum ama,
yağmurun hızlanması nedeniyle evlere dağılmaya mecbur olduk…

o ara ben nurettin abinin elini tuttum ve
abi, namaz öncesi çocukluk, anne, yokluk aniden gelen acılar,
insanın her yaş dönemiyle birlikte
yeni durumunda ne yapacağını bilemeyiz gibi falan
bir şeyler anlattın da
ben tam toparlayamadım. sanki yarım kalmış gibiydi…
namaz sonrası, dedin, allah için merakta ettim...

uzun nurettin abi,
eliyle saçlarımı karıştırdı, sevdi.
caminin hemen ilerisindeki bahçe içinde eski bir evde yaşıyordu...
yağan yağmura aldırmadan evine yavaş yavaş yürürken

yusufum diyeceğimi dedim esasında
şu kadarını da söyleyeyim kafi, dedi;

16 yaşındaymış be delikanlı! 16 yaşında!
şimdiki kız çocuklarının evcilik oyununu bile bilmediği yaşta
anam evlenmiş. okuma yazma yok.
babamın trafik kazası sonrası
resmi işlemler için allah’ın bir imzasını dahi atamadığı için,
sarı pirinçe soyadını kazıtıp imza yerine mühür kullanan.
4 küçük çocuğuyla şehirde kimsesiz ortalık yerde yapayalnız kalan
bir köy kızının hem ana, hem baba olması ve
çocuklarını yetiştirme mücadelesi var ya,
baksan şöyle,
bu nasıl olur dedirten bir büyük mucizedir

kimin
zamanı gelince neler yapacağını
bilemiyor insan işte.
onu derim…

ellerini cebine soktu,
yüzünü gecenin karanlığında göğe çevirdi
yağmura karışan ve yanağını ıslatan gözyaşlarına aldırmadan
çatallaşmış sesiyle;

anam 55 kiloydu be yusufum
bir avuç kadındı işte…
dedi sustu.

sıvasız bahçe duvarındaki
boyası dökülmüş bahçe kapısını yavaşça açtı ve eve girdi…

çullu kuyruk sallayarak yanıma geldi,
üzerine bastığım yaprak hazanı çıtırdadı
yağmur sağanağa döndü…

ey yolcu

mecnun'un dili var
söylenir durur da
leyla’nın
ne çektiğinden
kimin
ne haberi var ki?


not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş