metrika yandex
  • $19.19
  • 20.82
  • GA1200

ÜÇ ÖYKÜ

MUHSİN GANİOĞLU

15.03.2022

Bugün dostlarımla rahmetli dedemden öğrendiğim en az yüzyıllık üç tane öyküyü sizlerle paylaşacağım.


-Kuyuya Düşen Altın

Eski zamanlarda bir adamın büyük bir çiftliği varmış.

Bu adamın evlat olarak sadece bir oğlu varmış.

Oğlunu el bebek gül bebek büyütmüşler eşiyle beraber.

15 yaşına gelinceye kadar da çok fazla sorumluluk vermeden, tarlaya, çapaya, çifte çubuğa götürmeden bu çocuğu büyütmüşler. 

Bir gün babası eşine demiş ki; biz yaşlanmaya başladık, bizden sonra bu çiftliğin idaresini oğlumuz yapacak. Bunun için oğlumuzu bir başka çiftliğe 1 yıl süreyle gönderelim de çiftlik işlerini öğrensin demiş.

Eşi de bu teklifi kabul etmiş ama içinde acıma duygusunun etkisiyle olsa gerek çocuğumuzu dayısının çiftliğine gönderelim diye diretmiş kocasına. Eşi de mecburen kabul etmiş bu öneriyi. 

Bir yılın sonunda oğlu eve döndüğünde baba oğlunun ellerine , yüzüne bakmış ve oğlunun dayısının çiftliğinde hiç çalışmadığını anlamış ve ona demiş ki oğlum anlat bakalım ne yaptın 1 yıl boyunca dayının çiftliğinde. 

Oğlu:"Babacığım bir şeyler yaptım ve Dayım bana 5 altın lira verdi" demiş.

Oğlum onları ve bana ver demiş Baba...

Çocuk da hemen altınları babasına vermiş. Fakat Baba altınları alır almaz bahçedeki kuyuya atmış. Ne yapıyorsun diyen oğlu ve eşine baba; yavrum sen bu altınları hak ettiğine inanıyor musun? 

Şimdi ben seni gerçekten çalışacağın bir çiftliğe bir yıllığına göndereceğim. "O zaman konuşalım" seninle demiş ve oğlunu gurbete göndermiş. 

O bir yılın sonunda çiftlik sahibi çocuğun çalışmasının karşılığında sadece 1 altın lira vermiş ve oğlanı babasının yanına göndermiş. 

Evine geldiğinde ellerinin çalışmaktan nasır tuttuğunu, teninin kapkara olduğunu gören Baba oğluna: Ne kazandın oğlum? demiş. O da : "1 altın lira Baba" deyince Babası,  onu bana ver demiş fakat bu kez oğlu hayır baba ben bu altını alnımın teri ile kazandım vermem demiş. 

Bu söz üzerine baba emekle kazanılan hiçbir şey kuyuya atılmaz deyip oğlunu hasretle kucaklamış.

 
-Sarı Gelin

Eskiden adamın biri bir köyde zengin bir adamın evine misafir olur. Buğday ekmeğinin arpa ekmeğinin içine katık edildiği zamanlarda bu misafir ağanın evinde kendisine ikram edilen buğday ekmeğinin tadına bayılır ve der ki.Ağam bu ekmeği hangi buğdayın unu ile yapıyorsunuz, bana da söyleseniz de ben de gidip tarlama o buğdaydan eksem, öğütüp un edip bu ekmeği yaptırsam eşime diye ağadan bir ricada bulunmuş. 

Ağa da, hay hay demiş, ekeceği buğdayı, ekilecek tarlaya hangi gübrenin atılacağını, tarlanın nasıl hazırlanacağını bir bir bütün açıklığı ile anlatmış. 

Adam kendi köyüne vardığında misafir olduğu ağanın evinde öğrendiği şekilde buğdayı ekmiş biçmiş, değirmende un yapmış, bu undan da eşi ekmek yapmış ancak ağanın evinde yediği ekmeğin tadını bir türlü alamamış.

Aradan bir zaman sonra bu adam o köye o ağanın evine tekrar gitmiş ve aynı ekmeği aynı tadla yemiş ve ağaya şöyle demiş; 

Yahu ağam iki sene önce geldiğimde de yediğim ekmeğin aynısını aynı lezzette tekrar yedim ama senin dediğin kurallara riayet etmeme rağmen bu ekmeği bu lezzete bir türlü yapamadık. Nedir bu işin sırrı diye sormuş Ağaya. 

Ağa demiş ki; yahu ben sana bu unu yoğurup ekmek yapan “sarı gelinimin” ustalığını ve emeğini söylemeyi unutmuşum. Kusura bakma. 

Eğer bu ustalıkta gelinin yoksa bu ekmeği yiyemezsin demiş.

-Naçar Ağa

Çok eski zamanlarda bir orman köyünde odunculukla geçinen bir adam varmış. Bu köylü her gün atı ve eşeğiyle ormana gider, ormandan odunları keserek hayvanlarına yükler ve bu odunları kasabaya götürerek satıp ailesini geçindirirmiş. 

Bu köylü yıllarca bu şekilde çalışmış, yaşlanmış, artık takati tükenmiş ve oğluna demiş ki; oğlum ben artık yaşlandım ormana gidemiyorum, bu zamana kadar bana bu işte hiç yardım etmedin, bu işi de öğrenmedin ama artık benim yapamadığım bu işi senin yapıp evi geçindirmen ailemize bakman gerekiyor. 

Delikanlı nazlanmış, sızlanmış ve babasına; ben bu işi hiç bilmiyorum, bu zamana kadar nasıl odun toplanır, ata eşeğe nasıl yüklenir öğrenmedim Baba diyerek ormana gitmek istememiş. 

Babası demiş ki; oğlum sen şimdi atı eşeği ipi ve baltayı al ve ormana git. Orada “naçar ağa” diye birisi var. Onu yüksek sesle çağır. Naçar ağa, Naçar ağa diye seslenirsen o sana yardıma gelir. 

Delikanlı babasının bu sözüne ikna olarak ormana gider ve başlar naçar ağayı çağırmaya. Fakat ne bu sesi duyan var ne de bu sese gelen. Oturup naçar ağayı beklemeye başlamış fakat ne gelen olmuş ne de giden. Bunun üzerine köye eli boş dönmeye karar vermiş ve tam yola çıkmış ki kendi kendine; ben şimdi eli boş olarak bir dal bile odun yüklemeden köye gidersem insanlar bana ne der ve ben o insanlara ne cevap veririm der ve odun toplayıp ata ve eşeğe yüklemeye başlar ve ilk yüklemesi acemice olmakla birlikte odunları yükler.

Yükleme işi bittikten sonra yaptığı işe bakarak der ki; demek naçar ağa benmişim diyerek çaresize yine kendisinin çare olduğunu anlar ve Babasına hak vererek köyün yolunu tutar.

 

Nakleden:

Muhsin Ganioğlu

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
yalçın şahin | 15.03.2022 13:34
Bu güzel hikayeler için çok teşekkürler Muhsin bey.. Alınacak o kadar çok ders var ki.
Çok okunan haberler
Çok okunan yazılar