metrika yandex

Kutlu Doğumdan Mevlid-i Nebiye

28.10.2020
Ahmet GÜRBÜZ

Kutlu Doğum Haftası yortusundan vazgeçilip, Peygamber Efendimizin doğumunu Mevlid-i Nebi Haftası olarak kutlama fikri her kimden geldi ise tebrik ediyorum. İsim ebesinden, emeği geçen herkese canı gönülden teşekkür ediyorum.

Bu konu şu  açıdan çok önemlidir. Arapça kökenli adalet mastarının kökü olan adl kelimesi, yaygın kullanımıyla ‘eşyanın yerli yerine konması, ta’dil’ manasına gelmektedir. Zıddı da zulümdür, fısktır. Önceki yıllarda miladi takvime göre Nisan ayının üçüncü haftası Kutlu Doğum olarak kutlanırken, 2018 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı bir yönetmelik değişikliği ile hem ismini, hem de takvim ve tarihini değiştirerek müsbet bir adım atmıştır.

Fetönün dinler arası diyalog safsatasını çağrıştıran ve değişik spekülasyonlara sebep olan Kutlu Doğum yerine, aslına uygun olarak hicri takvim esas alınmış ve 12 Rebiü’l-evveli içine alan hafta Mevlid-i Nebi Haftası olarak kutlanılmaya başlanmıştır. Böylelikle İslam ülkelerindeki mevlid-i nebi kutlamalarıyla ihtilafın önü kesilmiş oldu. İşi asıl mecraına oturtarak da isabetli bir iş yapılmış oldu. Zira hicri takvim bizim dini yaşantımızın mihengini oluşturur.

Ayrıca Mevlid Kandilinin diğer birçok İslam ülkesinde olduğu gibi bizim kültür ve edebiyatımızdaki yeri de yadsınamaz. Bu gece için yazılmış mevlid-i şerifleri, mersiyeleri, ilahileri sadece kandillerde değil, neredeyse bütün cemiyetlerimizde; düğünlerimizde, asker uğurlamalarında, sünnet merasimlerinde, cenazelerin arkasından mevlüt okutmuşuz. Değişik vesilelerle, bir şükraniye olarak, ikram ve bir araya gelme vesilesi olarak mevlütler okutmuşuz ve bunu bütün bir seneye yaymışız.

“Ol Rebi-ûl evvel âyın nicesi
On ikinci gece isneyn gecesi

Ol gece kim doğdu ol Hayr-ûl-Beşer
Annesi anda neler gördü neler

Dedi gördüm ol Habîbin Annesi
Bir acep Nûr kim, güneş pervânesi

Berk urup çıktı evimden nâgehân
Göklere dek Nûr ile doldu cihân”
(Mevlid-i Şerif Veladet Bahri merhum Süleyman Çelebi)

Diyanetin bu alandaki tasarrufunu FETÖ fitnesinin gönül dünyamızdaki, manevi hayatımızdaki marazlarına karşı ciddi bir hamle, aynı zamanda modernist dehriyyun ekibine, selefi vahhabi akımlara, peygamberi hafife alan ve sünneti itibarsızlaştırmaya çalışan tüm sapkın ekollere karşı bir toparlanma adımı olarak görmek istiyorum.

Fetö bir terörist örgüt olmakla beraber, toplumun kılcal damarlarına sirayet edecek kadar, eğitimden kültüre, ahlaktan sanata, edebiyattan maneviyata ifsat etmediği alan bırakmamıştır. Dolaysıyla onlarla güvenlik ve bürokratik sahalarda yapılan mücadele kadar, sosyolojik manada, kültürel sahada temizlikte ihmal edilmemeli. Mikrobun kaynağı kurutulmalı. Bu örneği onun için çok önemsiyorum.  

Buradan hareketle, bu güzel kültürü, bu hak dini şiirle, edebiyatla, sanatla mezcederek bize kadar getiren ecdadın mirasına biz nasıl katkı verebilir, nasıl zenginleştirebiliriz? Teknolojik gelişmelerle, sanal oyun ve eğlencelerle gözümüzün önünde elimizden kayıp giden nesillerimize bu hazineyi nasıl aktarabiliriz? Peygamber Efendimizi ve bir daha gelmeyecek asr-ı saadet kuşağını nesillere ve iklimlere nasıl sevdirebiliriz, tanıtabiliriz, taşıyabiliriz? Sanatkârlarımızın, bilim adamlarımızın, fikir adamlarımızın, sermayedarlarımızın asıl oturup kafa yorması gereken konu bu.

Bu modern çağ cahiliyesinin ilacı burada, bu kara dünyanın sükunu buna bağlı. Peygamber Efendimizin ahlakına, şefkat ve merhametine, adalet ve cihadına her zamankinden daha çok muhtacız. Yeryüzüne barış gelecekse ancak bununla olur. Biz bu çağa bir İslam borçluyuz. Bu büyük yük bizim neslin omuzlarında. Hiçbir mazeretimiz olamaz. Her türlü imkana sahibiz. İnancımızın şükrü için bunu yapmalıyız.

Günümüz insanının hava kadar, su kadar, enerji kadar, gıda kadar bu muştuya ihtiyacı var. Her zamankinden de daha fazla var. Küfrün merkezine İslam’ı götürmeliyiz.

Sosyal medyada organize olmuş bir grup var. Son yıllarda her mevlid-i nebi  arefesinde bir kampanya başlatıp salavat getiriyorlar.”8 milyar Salavat”. Çok basit bir eylem yapıyorlar. Biz kimiz sorusuna verdikleri cevapla sizleri baş başa bırakıyorum.

“Salavat-ı Şerif, Hz. Muhammed (s.a.s.) 'ı övme, sevme, iltifat ile anma ve teslimiyetin özetidir. Bunun yanında, Kainatı yaşam tarzı ile ihya eden Son Peygamber'e duyulan sevginin, vefanın ve ümmet olma bilincinin gelecek nesillere aktarılmasına da vesiledir. Bizler, ideal mesaja muhatap, davete ve icabete mazhar olan dünyadaki 8 milyar insanın Efendimiz (s.a.s.) ile kesintisiz iletişim kurmasını arzulayan kişileriz. Kısaca bizim adımız 8 Milyar!”

“Şüphesiz ki Allah ve melekleri Peygamber’e salât eder (onu kutsar/övgü ve iltifatla anar)lar! Ey iman edenler! Siz de ona salât-ü selam edin (kutsayın, onun şanını yüceltmeye ve ona tam bir teslimiyete özen gösterin).”(Ahzab 56)

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Bünyamin Aktaş

29.10.2020

Kalemine, yüreğine sağlık Abiciğim. Kandilimiz iki cihanımızı aydınlatır inşaAllah. Salavat kelimesinin anlamı ile ilgili olarak, \"... Allah (C. C. ) ve Melekleri Nebiye davasında yardım ederler\" şeklinde anlasak anlam daha iyi oturacak, diye düşünüyorum. Zira Rabb\'imiz Hz. Peygamber (S. A. V. ) yardım etmiş ve kitabında bunu hatırlatmıştır. Bu ayet-i kerimede bizden istenen aktif olarak davaya omuz vermektir. Bu sorumluluğu sadece salavat getirmeye indirgediğimizde Ümmetin çok ama çok önemli bir sorumluluğunu alıp kenara koymuş oluyoruz... Ve bu aktiflik davetini her cuma hutbelerde yapma imkanı varken ıskalıyoruz, diye düşünüyorum. Hadsizliğimi bağışlayın. Rabb\'ime emanet olalım. İki cihanın bütün güzellikleri üzerinize olsun.
İbrahim Güneş

28.10.2020

Allah Teala bizleri ve nesillerimizi hakîki manada salatü selam edenlerden eylesin.Gönlünüze sağlık.