metrika yandex
  • $19.03
  • 20.81
  • GA0

Kredili Tüketim, Bizi Tüketmeden !

Muhsin GANİOĞLU

07.01.2023

 

İhtiyaçtan fazla tüketim, insanlığın her çağında vardır.  Bu davranışa Kerim Kitabımız israf diyor. Yine Kitapta gösteriş ve israf içinde tüketim yapan toplumların hazin akıbetlerinden bahsedilir. İktisat tarihi de; Eski Mısır’dan Babil’e, Sümer’den, Roma’ya, Osmanlı’ya kadar bütün toplumlarda üretimden fazla tüketen, haksız kazançla tüketim gücü elde eden fert, toplum ve devletlerin yıkılışlarını geniş bir şekilde ele alır. 

Osmanlı Devleti ve toplumu mesela. Özellikle 17. Yüzyıldan sonra çağın gerektirdiği üretim biçim ve seviyesini yakalayamamasına rağmen batılı norm ve standartlarda tüketmeyi ve yaşamayı bir gaye, mefkure olarak algıladı. Batıda özellikle 17. yy da başlayan, 18. ve 19. yüzyılda hızını daha da artıran yivli silahların gelişimi, matbaanın yaygınlaşması, buharlı  motorun demir yolu taşımacılığı, gemiler ve tarımda kullanımı, elektrik enerjisinin keşfi ve daha geniş bir alanda kullanılmaya başlanması, otomobilin keşfi ve gelişimi, telefonun icadı, tekstil sektöründe fabrikalaşma, çelik sanayii, tıb gibi daha bir çok benzeri alandaki gelişme ve üretime karşılık, maalesef Osmanlı Devleti ve halkı; yukarıda sayılan bütün icat ve teknolojilerin tüketicisi ve kullanıcısı olmuştur.       

Hatta tüketimde daha da ileri gidilerek özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda bizzat devlet, paşalar, zenginler ve diğer güç sahipleri tarafından başta İstanbul’da olmak üzere Osmanlı’nın birçok diyarında çoğu da Batı mimarisinden özenilerek barok ve rokoko tarzı saraylar, köşkler, kasırlar, yalılar ve camiler inşa edilmiştir. Ah keşke o zamanlara gidilse de bu yapıların maliyeti ve o gün ki yaşayan halka olan ve gelecek nesillere olumsuz etkileri görülebilse.

Yukarıda bahsedilen teknolojilerin bazıları 19. Yüzyılda üretim amaçlı olarak Osmanlıda kullanılsa da, iktisadi ve sosyal olarak Batıya karşı görece bir üstünlük kurulamadı ve dış satım veya üretimden daha fazla ara malı ve nihai ürün ithalatı sebebiyle büyük dış ticaret ve cari açıklarla karşılaşıldı. Bu açıkların finansmanı için 1700 lü yılların sonundan itibaren Galata Bankerleri, 1854 yılından itibaren de başta İngiltere olmak üzere devletlerden borçlanılmaya başlandı.  Dış borçlanmaları finanse etmek için halka ağır vergiler konuldu ve batılılara çeşitli imtiyazlar verildi.

Osmanlı devleti,  en başta yüksek cari açık  ve borçlanmaların getirdiği ekonomik buhranlar olmak üzere diğer birçok sebebin bir araya gelmesiyle 1. Dünya savaşından yenik çıktı ve dünya sahnesinden çekildi. Fakat Osmanlı zamanında edinilen borçların Türkiye Cumhuriyeti tarafından ödenmesi 1954 yılına kadar sürdü. Osmanlı İmparatorluğu ilk dış borçlanmayı 1854 yılında yaptığına göre bu borçların tasfiyesi 100 yıl sürmüş oldu. 

Tasfiye edilen borçlar, bankaların ve çeşitli kuruluşların ellerindeki tahvillerden doğan alacaklardı ve dolayısıyla kişilerin ellerindeki tahviller ve tutarları anlaşmaların dışında kalıyordu. O nedenle bu tahvillerin ve faizlerinin Osmanlı borcu olarak tek tek ödenmesine 1990'lı yılların sonuna kadar devam edildi. (Mahfi Eğilmez Kendime Yazılar Osmanlı’dan Devraldığımız borçlar 11 Aralık 2011)

Üzülerek ifade etmeliyim ki; 2. Dünya savaşından sonra kamu ve özel sektörüyle Ülkemizin dış ticaret açığının ve cari açığın, dış ve iç borçların sürekli arttığını görüyoruz. Cari açık  aslında bir ülkenin yaptığı bütün faaliyetler sonucunda “zarar” etmesi  demektir.  Cari açık verdikçe  ettiğimiz zararı (açığı) ya yeni bir borçlanmayla kapatıyoruz, ya da varlık satışı yaparak finanse ediyoruz. Borç aldığımız kurum veya devletlere verdiğimiz ve  bedeli on yıllarca ödenen imtiyazlar  da işin cabası.

Fakültede isimlerini öğrendiğim 1946, 1958, 1960, 1974, 1980, 1982, yıllarında yaşanan ekonomik krizlere ve 1990, 1994, 1999, 2001, 2008, 2012 ve 2018, 2022 yıllarında bizzat yaşadığımız ve halen de yaşamakta olduğumuz iktisadi buhranlara bakıldığında, bunlarının neredeyse tamamının dış ödemeler dengesinde verilen açıklar  sebebiyle olduğunu görüyoruz.

Ülkemizde maalesef son yıllarda da dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari açık devam etmektedir. Ticaret Bakanlığının 2 Ocak 2023 tarihinde yayınladığı diş ticaret istatistiğine göre; 2022 yılı Ocak-Aralık döneminde geçen yılın aynı dönemine göre  ihracat, %12,9  artışla 254 milyar 210 milyon dolar, ithalat ise %34,3 artışla 364 milyar 395 milyon dolar  olmuştur. Buna göre son 1 yıllık dış ticaret açığı 110 milyar doları aşmış durumdadır. Bu açığın bir kısmı turizm ve hizmet gelirleriyle karşılansa da  2022 yılı için büyük bir cari açık verileceğini öngörmek zor olmasa gerektir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve hane halkı, çağın gerektirdiği üretim-tasarruf seviyesini yakalayamamasına rağmen, tüketimde çağı yakalamış hatta inşaat, otomobil ve bazı lüx tüketim alanlarında zengin ülkeleri bile geride bırakmıştır. Bunun yanında daha da acı olanı, iç tasarrufların yetersizliği sebebiyle bankaların yurtdışından aldıkları sendikasyon vb  kredileri; üretim yerine çoğunlukla konut, otomotiv ve diğer bazı ürünler için hane halkı tüketimine sunmaları ve bununla gerçekçi olmayan alım gücü oluşturulmasıdır. Bu şekilde sermaye ithalatı, Ülkemizin bedeli en büyük ve en ağır olan ithalat kalemini oluşturmuştur.

Türkiye’nin sanayi üretiminde ara malı ithalatının da çok yüksek oranlarda olduğu göz önüne alındığında, inşaat ve otomotiv sektöründe dış kaynak bağımlığı da bulunmaktadır. Yani dışardan elde edilen finansmanla ve çoğunlukla dış girdi ile üretilen nihai ürünlerin tüketiminin finanse edilmesi, problemleri iki katlı olarak artırmaktadır.

Maalesef özellikle son yıllarda Ülkemizde hane halkının konut, otomobil, tatil  alımları  vb. harcamaları, çoğunlukla tüketici kredileriyle finanse edilmiştir. Son zamanlarda öyle bir hale gelinmiştir ki; daha fazla tüketim, en iyi tasarruf olarak algılanır olmuştur.

Özellikle de yüksek enflasyon sebebiyle insanlar tasarruf etmek yerine “yarın fiyatlar artacak şimdiden alayım” şeklinde harcamayı tercih etmekte ve bu şekilde daha çok tüketim, daha çok harcamaya, daha çok harcama daha çok dış finansman ihtiyacına ve ithalata, dolaysıyla daha çok dışa bağımlılığa, cari açığa ve dış ödemeler dengesizliğine, dengesizlik döviz fiyatlarının artmasına, döviz fiyatlarının artması da tekrar maliyetlerin artması yoluyla enflasyonu doğuran bir sarmalın içine düşülmesine zemin hazırlamaktadır.

Doğrusu insanların birikimlerini değer kaybetmeden tasarruf edeceği bir alan da kalmamıştır. İnsanlar ellerindeki mal ve paraları değer kaybından korumak için hiçbir iktisadi değer meydana getirmeyen spekülatif amaçla döviz, konut, borsa, arsa, kripto para gibi alanlara yatırmaktadır. Bu da piyasalarda balon etkisinin oluşmasını sağlamakta, balon patladığında insanların bir çoğu batmakta veya varlıklarının çoğunu kaybetmektedir. 

Ayrıca tasarruf edilmemiş/kazanılmamış parayla yapılan kolay tüketim harcamaları; israfa sebep olan “züppe etkisi, gösteriş etkisi” gibi olumsuz tüketici davranışlarına  ve  alışveriş bağımlılığı veya diğer adıyla  “onyomani”  olarak bilenen  psikolojik hastalığın gelişmesine  zemin hazırlamaktadır.    

Bu çarpık durumlar, T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından 2018 yılında yayınlanan 2019-2023 Kalkınma Planı TÜKETİM VE TASARRUF EĞİLİMLERİ  Özel İhtisas Komisyonu Raporuna da yansımıştır. İlgilenen arkadaşların bu raporu internetten kolayca indirerek okunmasını öneriyorum.

Raporun konumuzla ilgili olan bölümlerinde özetle; Ülkemizde hane halkı ve devlet yönetiminde tasarruf meylinin sürekli olarak azaldığı, israfın arttığı, harcamaların katma değeri yüksek alanlara değil, çoğunlukla verimsiz inşaat yatırımlarına gittiği, konut, otomobil tüketici kredisi gibi alanlarda krediye ulaşımın kolaylaşması sebebiyle harcamaların bu alanlara gittiği, bu nedenle müteşebbislerin üretimden çıkarak inşaat sektörüne ve diğer nihai tüketim alanlarına yöneldiği, bu durumların cari açığın ve enflasyonun sürekli  artmasına sebep olduğu gibi daha bir çok tespit ve öneri setleri bulunmaktadır.

Avrupa, Amerika ve Asya’daki zengin fakir birçok ülkede; kredi/kredi kartı yoluyla nihai tüketicilerin bu kadar kolay fonlandığı bir ülke düşünemiyorum. Zira bu bölgelerde uzun yıllardır yaşayan arkadaşlarımla yaptığım görüşmelerde o ülkelerde insanlara kolayca kredi kartı ve tüketici kredisi verilmediğini belirtmişlerdir. Zira normalde insanların parası varsa harcar yoksa devletin sosyal imkanları veya toplumun yardımlarıyla idare eder. Alış verişlerde kredi kartı değil para veya para kartı kullanılır.  Banka kredileri, hane halkı tüketimi için değil daha çok üretim için verilir.

Her 4-5 yılda bir döviz fiyatlarının  patlaması, yaklaşık 70-80 yıldır çözülemeyen yüksek enflasyon, gelir dağılımı adaletsizliği, haksız kazanç ekonomisi, toplumsal şiddet, yüksek işsizlik gibi hastalıkların ana sebebi “ kazanılmamış parayla yapılan tüketimin”,   iç/dış borçla finanse edilmesidir.  Kazanılmış gelirle yapılmayan tüketimin kredi ile finanse edilmesi, yüksek  enflasyonun da en büyük  nedeni olması sebebiyle; zengin-fakir bütün üretenler, dar, sabit gelirli, yoksul, asgari ücretle çalışanlar ve çiftçiler yüksek enflasyonun asıl bedelini ödeyenler olmaktadır.    

Hatırlarsanız Yusuf Nebinin kıssasında (Yusuf 43); “Kralın, yedi besili sığırın, yedi zayıf sığır tarafından yenildiği ve yedi yeşil başak ve yedi kuru başak gördüğü” şeklindeki rüyasını, Nebi Yusuf; gelecek 7 yılın bolluk yıllarına ve arkasından gelecek 7 yılın da kıtlık yıllarına tekabül ettiğini,  yedi bolluk yılında ekilip biçilip tasarruf edilerek yedi kuraklık yılında tüketilebileceği şeklinde, bir tabirde bulunmuştu. Üretim ve tasarrufu birlikte içeren bu önerme, insan tabiatına  uygun ve  iktisadi olarak da gerçekçiydi.

Yine ilkokulda ağustos böceğinin hikayesi anlatılırdı. Yazın çalışıp üretmenin, kışın zor zamanlarında tüketmeye imkanı vereceği şeklinde,  ders veren çok nefis bir hikayeydi bu. Yazın gölge hoş kışın çuval boş.

Yaşadığımız çağı iyi anlamak, ihtiyaçları doğru tespit etmek ve ihtiyaçtan fazla tüketmemek, insanın, eşyanın, bütün varlığın hayrına olan çığır açıcı buluş yapmak, israf etmeyen verimli ve bereketi üretimler yapmak ve bütün bunlar için zihinsel ve yönetsel çabayı göstermek durumundayız.

Ailelere, arkadaşlarıma ve özellikle de gençlere önerim şudur. Ne olur mutlaka geçerli bir meslek edinin, üretin, ürettiğinizin üstünde asla harcama yapmayın. Borçla yaşamak zillettir. Nihai tüketimleriniz için hiçbir kredi türünü kullanmayın. Hayatın nice kolaylıklarının yanında nice zorlukları olduğunu/olacağını da unutmayın. Arzu ve isteklerimiz  sınırsız olabilir ancak ihtiyaçlarımız sınırlıdır/sınırlı olmalıdır. İmkanlarınız ölçüsünde mutlaka tasarruf yapın. Çünkü en kolay kazanç tasarruf edilendir.

Devletin, para arzını kontrol eden ve iktisadi alanın en etkili unsuru olması  sebebiyle; nihai tüketimde kredi kullanımını tedrici olarak sınırlandırması ve bir zaman sonra da tamamen  kaldırması, hepimizin geleceği açısından çok faydalı olacaktır.  

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Ümit Yaşar | 10.01.2023 22:01
Yerden göğe haklısın maalesef Muhsin abi. Kalemine sağlık. Sizin gibi memleketin yetişmiş beyinleri birikimlerini yazıya dökerek halkın istifadesine sunmalı. Hayırlı olsun.
Harun Aykaç | 09.01.2023 22:01
Muhsin Hocam, yüreğinize ve kaleminize sağlık. Üretim miktarımızı aşan bir harcamam yapmama tavsiyeniz, bireyin ayakları üzerinde durması İçin temel gerekliliktir tespitinize tamamen katılıyorum.
Çok okunan haberler
Çok okunan yazılar