metrika yandex

‘KEMALİZM VE AYASOFYA’ MAKALESİ ÜZERİNE BİR AÇIKLAMA

12.08.2020
Süleyman ARSLANTAŞ

Sıcak bir Haziran sabahı (1980) Merhum Ercümend ÖZKAN’la birlikte Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliği Başkonsolosu’nu ziyaret ediyoruz. Odada bir de Türkiye’nin tanınmış iş adamlarından birisi var T.Ş. Sohbet, muhabbet devam ederken işadamı olan zat; İran, devrim, devrimin geleceği, Türkiye-İran ilişkileri konusunda görüşlerini serdetmeye başladı. Arada bir de kendi anlayış ve inanışı ile örtüşen beklenti ve temennilerini de ifade etmeyi ihmal etmedi. Başkonsolos (A.K.) diplomatik nezakete uygun olarak zaman zaman tebessümle, zaman zaman da resmi bir yüz çehresi ile konuşmaları dinliyordu. İşadamının ifadeleri Türkiye-İran ilişkileri değerlendirilmesinde birazcık çizmeyi aşınca Ercümend Bey konuşmaya dahil olarak: ‘Bölgemizin 2.5 önemli ülkesi var; Türkiye, İran ve o buçuk olan da Mısır’dır. Bölgemizin ve ülkelerimizin geleceği bu saydığım ülkelerin ittifakından geçmekte. Bizlere düşen görev ideolojik nedenlerle ihtilafları artırmak değil, ittifaka katkıda bulunmaktır.’ dedi.

Yine merhum Özkan, Özal’lı yıllarda Türkiye-İran ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla adeta iki ülke arasında ve hatta Özal ile İranlı yetkililer arasında görüşmeler temin ediyordu. Bazı arkadaşlar bu yaklaşımı tenkit bağlamında; ‘Abi! İran İslam cumhuriyeti, Türkiye ise laik bir devlet!” itirazları olsa da o, kendisine has üslup ile Özal’ın, İhsan Doğramacı’nın ve hatta STFA’nın kurucuları olan Sezai Türkeş ve Fevzi Akkaya’nın ortaklığından, girişimciliklerinden, ülkeye olan katkılarından övgü ile bahsederdi. Seksenli yılların başlarından ortalarına kadar olan yıllarda neredeyse zamanının çoğunu İran başta olmak üzere bölge ülkelerinin kaynaşmasına kendi deyimiyle bilişmesine ayırmıştı. İktibas’ın ilk sayısında STFA İnşaat A.Ş. ile ilgili Yıldırım Çavlı imzalı geniş bir yazıya da yer vermişti. Özetle Merhum ÖZKAN önemli ölçüde realist bir insandı. Ülkesini, insanını, komşu ülkeleri seven bunların varolması için çabalayan bir insandı. Elbette onun bakış açısı ve amellerinde değişmez ölçü Kur’an ve tevhid akidesi idi. Bu temel inanç hiçbir zaman onu memleketini, insanını sevmekten, ülkesinin kalkınmasına katkıda bulunmaktan alıkoymadı.

Özkan’ın Hizbut-Tahrir’den ayrılma nedenini biliyor musunuz bilmem! Bilmeyenler için hatırlatayım. Hapishanede beraber kaldıkları Ürdün’lü Cevad ve Anan ikilisi, kurulacak olan bir İslam Devleti’nin Ürdün’de ya da bir Arap ülkesinde olması gerektiğini ısrarla vurgulamaları karşısında önce Takuyiddin en-Nebhani’ye (Ö. Tarihi 1977 Beyrut) bir mektup yazmıştır. Ardından da kendi deyimiyle üç talakla örgütten ayrılmış ya da boşamıştır. Özkan, Hizbut-Tahrir’den ayrılmasına rağmen hiçbir zaman o örgütten almış olduğu İslami bilgi ve fikirleri reddetmemiştir. Hatta 1990’ların başında başlattığı İslami Parti çalışmalarının İslami Parti Tüzüğü başlıklı bölümün 6. Maddesindeki parti yemini bile Hizbut-Tahrir’in parti yemininin aynısıdır. (Bkz. Laiklik-Demokrasi ve İslam, Anlam Yay. Sh. 193)

Bunları niye anlatıyorum? Şunun için; Ercümend Bey’in vefatının ardından çıkan ilk İktibas Dergisi’nde şahsım kastedilerek: ‘Dirine sahip çıkmayanlar, ölüne sahip çıkmakta geç kalmadılar…’ mealinde bir cümle kurmuşlardı. Oysa merhumun hapishane hayatı sonrası ona ilk yakın olanlardan birisi bu fakirdi. Diğerleri ise merhum Bekir (Semih) İnan ve İhsan Arslan’dı. Dostluğumuz, kardeşliğimiz ölünceye kadar devam etti. Dinin değişmezlerine bağlı kalarak, değişebilirler konusunda farklı düşüncelerimiz olmuştur. Bu düşüncelerimizi medeni ve İslami kimliğimize yakışır bir biçimde hep tartıştık. Elbette bu birlikteliğimize kurumsal olarak seksenli yılların sonunda şerh düştük. Nedenini de açıklıyalım. Hizbut-Tahrir öğretisinde İslami metod olarak üç aşamadan bahsedilir. Kadrolaşma, efkar-ı umumiye (kamuoyu oluşması) ve devletleşme olarak. Şahsım bu anlayışın son kısmına hiçbir zaman iştirak etmedim. Zira benim, Hz. Resul’ün (a.s.) sünnetinden öğrendiğim; sürece odaklanmak, süreci öncelemek ve fakat sonucu Alemlerin Rabbi olan Allah’a bırakmaktır. Hertaraf Haber’de yayımlanan (20.7.2020) ‘Kemalizm ve Ayasofya’ başlıklı makaleme önemli tepkiler aldım. Bunların çoğu müsbet idi. M. Bozacı gibi bazı arkadaş ve kardeşlerim Ayasofya’nın açılışına verdiğim önemi tahfif ile merhum ÖZKAN’a atıfta bulunarak; ‘Rahmetli E. Özkan’a Ayasofya sorulduğunda; Ben İslam Devleti istiyorum. Siz Ayasofya’yı buna mukayese ediniz.’ Şeklinde bir itirazla ve ‘Ağabey yapma ya hu…’ ikazı ile karşılaştım. Elbette M. Bozacı v.b. itirazı olan kardeşlerimin yaklaşımlarını saygıyla karşılıyorum. Ancak beni bağışlayın ama rahmetlinin gerek sağlığında ve gerekse ölümünde insani ve İslami sorumluluğunu ihmal etmemiş birisi olarak diyorum ki; onun düşünce dünyasını, hayatını en iyi bilenlerden birisiyim. Zira gerek yurt içi ve gerekse yurtdışı birçok seyahatlerimiz olmuştur. Tıpkı Yeryüzü Dergisi’nin Haziran 1992’de yayınlanan ‘İslami Parti Olur mu?’ röportajında bir sorum üzerine: ‘Allah selamet versin Süleyman Arslantaş’la 20 yıl öncesine dayanan bir tanışıklığın 20 yıl boyunca çok muntazam, disiplinli bir beraberliğin bugüne kadar getirdiği insanlardan ikisiyiz. Bu bakımdan gerçekten her konuda ne düşündü isek İslam’ı nasıl anladıksa, Kur’an’ı nasıl anladıksa, gerek yaşadığımız ülkede, gerek yakın çevremizde Ortadoğu’da, gerek dünyada ne oldu-ne bitti ise hemen bunların tümü hakkında görüşlerimizi birbirimize gayet açık ve net bir biçimde ifade ettik.’ Bu ifadeler merhum ÖZKAN’a aittir.

Sonuç olarak diyorum ki; Ne Ahmet, ne Mehmet, ne Süleyman, ne Ercümend hiçbir kimsenin hiçbirimizin söyledikleri için mutlak doğru ya da mutlak yanlış diyemeyiz-dememeliyiz. Ercümend ÖZKAN bir tabu değildi. O nedenle ondan sadır olan her görüşe mutlak doğru gibi bakmak yanlıştır. Keza mutlak doğru vahiydir, vahye dayalı Hz. Resul’ün (a.s.) sahih sünnetidir.

11.08.2020

İlgili Yazı için Aşağıdaki Yazıyı Tıklayınız:

https://www.hertaraf.com/koseyazisi-kemalizm-ve-ayasofya-1664

Yorum Ekle
Yorumlar (8)
Mbozac

14.08.2020

Elbette herkes haddini bilecek! Siz de! Siz meselenin neresindesiniz, beni babanıza sorasaydınız o söylerdi... Siz o ifadeleri de anlamamışsınız, saygısızlık sizinkisi bizim öyle cürmümüz olmaz! Biz Allahın hadleri/ hududullah diyoruz, onu konuşuyor, önemsiyoruz.onlar çiğneniyor diyoruz, siz tehditle bana had bildiriyorsunuz?! Biz Allahın davası için söz söylüyoruz, siz şahsileştirip baba davası güdüyorsunuz?! Zannedersem babanızın da dahli ve haberi de yoktur...
Mahmut Arslantaş

13.08.2020

Mbozak kimsin nesin necisin bilmem yazıyı yorumu eleştirmende hakkın lakin babam Süleyman ARSLANTAŞ a eleştirinin ! Başında sarfettiğin saygısız üsluba Karşı tepkiliyim haddini bil.
Süleyman Arslantaş

13.08.2020

Bilmediğini bilenin fa Bilmediğini bilmenin fazilet olduğuna inananlardanım...
Mbozac

13.08.2020

Ağabey meşhur \'ver mehteri ver coşkuyu\' modundaki algı her yere sirayet etmiş anlaşılan, ama zannederim ki siz \'gaz\'la çalışmıyorsunuz... Bu değerlendirme ve isimlerşn zikri bilmem ki ne hacetti.. Bu birinci yazıyı aratır durumda, ne özkanın tabu oluşu, eleştirizmezliği söz konusuydu, ne de bir itham bizim ilk yorumlarımızda... Burada dillendirdiğiniz dirisine shşo çıkmayanlar ölüsüne sahip çıktı\' ifadesine muhatabı cevap verir umarım... Lakin her zaman oldupu gibi sözün vurgusu d a yabana atılmamalı bence de... Bu değerlendirmeyle her ne kdar eleştiriye açık olfuğunyzu ifade etseniz de öKan örneğinin mefhumu muhalifiyle sanki kendi eleştirinize ket vuruyor gibisiniz. Biz kendi mermmımızı ifade sadesinde özkandn bir destek sdedinde bir luntıbyaomıştık, mesle onun özeline inndirgendi... Bu vesileyle ona da rahmet dilemiş olalım, o şahitliğini yaptı ve alnaçık gitti. Biz ise kendi şahitliğimizden sorumluyuz.. Bu dinin siyaseti de ibadeti cinsinden olmalı bikiyorsunuz, keza metodu da düşüncesinden ayrılamaz. Araç amaç uygunluğu olmak zorunda. Demokratik siyaset/politika mı hz muhammedin sahih sünnetine uygun?! İktibas dergisinin ağustos sayısına ve önceki değerlendirmelere bakınız lütfen...son sayı selam yorum ve benim yazıdaki değerlendirmeler bazı farklılıklar içerse de rengi belli hedefi bellidir. Devlet muhabbeti de sanki ayaklarsa pranga... Sonuçmuş falan.. Siz/ ahali süreçlerde hep aynı yanlışı yapacak farklı sonuçlar bekleyecek, Allah da devlet nasip edecek?! Malik bin nebinin o süreç sonuç ilişkisi konusundaki tesbitine bakmak lazım! Biz devenin tümüne/ruhuna odaklanalım diyerek yorumlamalar, çıkarsamlar yapıyoruz, kulağıyla kuyuruğuyla uğraşmak başka! Siz hem kendinizi yasama hüküm noktasında teberri ettireceksiniz, hem de sorumluluğu işleyene atarak desteğin sorumluluğundan imtina edeceksiniz, bu nasıl olacak?! Hicret niye gerçekleşti mesela? Hani diyorsunuz ya haz peygamberşn örneklipi ilelebet geçerli mi diye, cevabı esirgemezsiniz umarım...
Tarık Arslan

13.08.2020

Suleyman abi kalemine kuvvet. Saglikli bir omur diliyorum
Mbozac

12.08.2020

Ağabey yine \'yapma ya hu\' diyorum sadece....
mehmet ali öner

12.08.2020

abi, islamcı / islami hareketlerin en büyük zaafı \"Devlet\" idi. Var olana itiraz ederken de, ütopik devlet hayali kurarken de eksiktik.. Nihai hedef devlet olabilir, ben anlamam! Ama asıl hedef, insan ve adalet olmalıydı.. İnsan, iyiliği ve adaleti şiar edinen insan yani.. Sonrası (sizin de dediğiniz gibi, hayırlısıysa) neticeten devlet mi olur ne olur bilemem.. Selam ve dua ile..
Harun Aykaç

12.08.2020

“ Sonuç olarak diyorum ki; Ne Ahmet, ne Mehmet, ne Süleyman, ne Ercümend hiçbir kimsenin hiçbirimizin söyledikleri için mutlak doğru ya da mutlak yanlış diyemeyiz-dememeliyiz. Ercümend ÖZKAN bir tabu değildi. O nedenle ondan sadır olan her görüşe mutlak doğru gibi bakmak yanlıştır. Keza mutlak doğru vahiydir, vahye dayalı Hz. Resul’ün (a.s.) sahih sünnetidir. “ Harika bir yazı , Süleyman abinin eline ve yüreğine sağlık.