metrika yandex

KAR FIRTINASI

Muhsin GANİOĞLU

04.02.2022

Son olarak  Gaziantep ve İstanbul’da kar fırtınası yaşadık. İnsanların o kar fırtınasında yaşadıkları, çığlıkları, feryatları, sosyal medya paylaşımları hala gözümün önünde. Daha önce deprem, salgın hastalık, yağmur vs. derken şimdi de kar fırtınasının, yaşadığımız mekanları nasıl etkilediğini, insanın nasıl aciz kaldığını nasıl yardıma muhtaç hale geldiğini, sahip olduğu teknolojinin de kendisine fayda edemediğini gördük. Fakat nüfusu bu kadar artan ve kalabalıklaşan şehirlerde insanca yaşama mümkün olabilir mi? Bu soru sorulmadı. Bu kadar büyümüş şehirlerin insanın ve toplumun geleceğine nasıl etkiler yapabileceği yeterince sorgulanmadı, sorgulanmıyor.

Maalesef insan dünyanın kendi emrine verildiğini ve kendisinin de eşrefi mahluk olduğunu düşünüyor. Hayır. Bu evren; insanın da içinde olduğu bütün varlığın kullanımına verilmiştir, emrine değil. En güzel surette yaratılmış olan insanın sırf bu nedenle diğer varlıklara üstünlük taslamasının kabul edilecek bir yönü de yoktur. Akıllı ve iradeli olması onun sorumluluklarını artırır fakat bu durumunu değiştirmez. Zira bu kainatta önce düzen ve kusursuz işleyiş vardı. Bu sebepledir ki, insanın önce var olan düzeni bozmaması, yeryüzünde bozgunculuk yapmaması ve sonra da sürekli olarak düzeltici iş ve eylem yapması gerekir. Bu durumu ister dini bir görev veya anlayış olarak kabul edelim isterse din dışında bir hayat bakışı olarak kabul edelim, bu böyledir.

İnsanın yaşadığı evrendeki maddi-manevi düzeni veya işleyişi bozmaması için onu ölçmesi, bilmesi ve tanıması gerekir.  Böyle yapabilirse o zaman ancak kendisininde  içinde olduğu bu evrende insan gibi yaşama hakkı elde edebilir.  

On yıllar boyunca işin ve hayatın doğal akışına aykırı olarak plansız, istikrarsız, haksız kazanç uğruna İstanbul başta olmak üzere bir çok şehrimiz, kıymetli tarım alanları da yok edilerek  gereğinden fazla büyütülmüştür. Allah saklasın bir savaş, tabii afetler veya salgın hastalıklar olması durumunda, bu şekilde bir araya getirilmiş, sanayi merkezleri, yerleşim yerleri, açık bir tehdit haline gelmektedir. Şehirlerdeki su, elektrik ve kanalizasyon alt yapılarının çökmesi durumunda bizi nasıl bir korkunç bir felaketin beklediğinin farkında mıyız? Enerji kesintisi veya enerji alt yapılarının üç günden bile fazla süreyle yok olması durumunda yaşadığımız çok katlı evlerin nasıl da bir mezarlığa dönüşebileceğini hiç düşünüyor muyuz?  Evimiz mezarımız olmasın.

Yaşadığımız şehirler, hele de büyük şehirler başta güvenlik, sağlık, eğitim ve  ekonomik problemlerin yanı sıra artık bu neviden tabii olay ve durumları da kaldıracak durumda değildir. Bu durumu defalarca gördük.   Her geçen zaman içinde de tabiatın ödettiği bedel daha korkunç olacaktır. Bugün şehirlerde yaşama oranının %92 ye çıkmış olması, açık bir tehlikedir ve sürdürülebilir değildir. 

Şehirleşmeye yeni bir tanım getirmek durumundayız. Tarım arazilerini ve  su havzalarını koruma amacı başta olmak üzere, konut, sanayileşme, turizm anlayışına yeni anlayışlar geliştirmemiz gerekir. En başta niyetimizi düzelterek yola koyulabiliriz. Nihayet sağlam ölçülerle hareket eden akıllı birey ve toplumlar rahatlıkla bu meselelerin  altından kalkabilir. 

15.000 yıldan beri bir çok toplum, millet ve medeniyetin yaşadığı Anadolu coğrafyasına, en fazla bizim hürmetkar olmamız gerekmez mi? Zira bu coğrafyaya en fazla bu son 50-60 yılda yaşayan insanlar haksızlık etti. Eski İstanbul fotoğraflarına baktığımızda  veya 1960-70 lerde İstanbul’da çekilmiş eski filmleri seyrettiğimizde, yapılan vahşetin boyutlarını görebiliriz. 

Şehirlerimizi yaşanabilir ölçeklere indirgemek durumundayız. Başta siyasi partiler olmak üzere bütün STKlar, devletin ilgili bütün mercileri; ölçeğe-ölçüye uygun, tabii olanla ve  tabiatla barışık yaşanabilir şehirleşmeyi bir gelecek (beka) meselesi olarak görmeli ve buna göre tavır geliştirmelidir. Zira kim hangi zaviyeden hayata bakarsa baksın hepimize önce üzerinde insanca yaşayacağımız bir toprak parçası lazım.

Yakın vadede en azından 20-25 yıllık planlar dahilinde özellikle büyük şehirlerin nüfusunu minimum % 20-25 kadar düşürülmesi ve uzun vadede ise bu oranı %50 ler seviyesine çekilmesi gerekir.

Söylenecek çok şey var. Ancak yapacak daha çok iş var.

Unutmayalım.  Üzerinde yaşadığımız dünyanın sahibi değil, misafiriyiz, yolcusuyuz.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş