metrika yandex

İstanbul Sözleşmesi

10.08.2020
Ferman KARAÇAM

Bu sözleşme, Avrupa Birliğinin bir alt birimi olan Avrupa Konseyinin kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair bir çalışması.
 
Biz de, Türkiye olarak bu konseye üye olduğumuz için, uluslararası niteliği olan bu sözleşmeyi imzalamışız ve uyguluyoruz.
 
Dokuz yıldan beri uyguluyoruz fakat, bu süre içerisinde kadın cinayetlerine, erkeğin dışlanıp örselenmesine, boşanmaların artmasına, LGBT gibi cinsel sapkınlıkların yaygınlaşmasına ve hatta boşanmaların artmasına temel teşkil ettiği varsayılan, bu konularda erbabınca deliller ileri sürülen ve toplantı İstanbul’da yapıldığı için de adı “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılan bir çalışmadır.
 
Son yıllarda şiddetle tartışılır oldu.
 
Feministler ve LGBT’liler sözleşme devam etsin diye sokağa döküldü.
 
CHP ve HDP’nin kimi belediye başkanları ve millet vekilleri açıkça bunlara destek verdiler.
 
KOÇ Grubu da kaldırılmaması yönünde görüş bildirdi.
 
Mütedeyyin camia ve AK PARTİ ise ikiye bölündü.
 
Cumhurbaşkanımız “ Nas değil kaldırılsın” diyor ve Numan Kurtulmuş gibi bir takım AK PARTİ’liler de buna katılıyor, ancak; KADEM ve bazı AK PARTİ vekilleri de kaldırılmamasından yana görüş bildirdiler.
 
Ayrıca yaklaşık yüz civarında mütedeyyin kesimi temsil eden STK ile bu camianın önde gelen yazarlarından Abdurahman Dilipak, Sema Maraşlı, Yusuf Kaplan gibi yazarlar da sözleşmenin kaldırılmasından yana etkili yazılar yazdılar.
 
Son zamanlarda İzmir’de feministler ve LGBT’liler her bir yanından öfke ve şiddet fışkıran, sözleşme kaldırılmasın diye bir yürüyüş de yaptılar.
 
Sözü uzattım.
 
Ben aslında bu sözleşme ile ilgili farklı bir şey diyeceğim.
 
Biliyorsunuz bu sözleşme “Kovid19’dan önce de tartışılıyordu.
 
O sıralarda, bu sözleşme toplumda nasıl anlaşılıyor diye çeşitli görüşmeler yapmıştım.
 
O görüşmelerin en ilginç olanının notlarını sizinle paylaşmak istiyorum.
 
Kahve kültürüm hiç yoktur, desem yeridir.
 
Bir komşumun vasıtasıyla ve bu sözleşme sebebiyle, diş mekanda sigara içilen fakat, bizim için bir süreliğine ertelenen, bir mekâna girdik.
 
Yaklaşık on beş kişinin üçte ikisi sözleşmeden ve tartışmalardan haberdar.
 
Konuyu; emekli bir öğretmen, aktif bir muhtar ve üç kahve müdavimi vatandaşla konuştuk.
 
İsimlerinin yazılmasını istememişlerdi, biz de yazmıyoruz.
 
Konuyu açtıktan sonra, söze muhtar başladı:
 
“Bu sözleşme bize göre değil” dedi.
 
Ben de, sebebini ve okuyup okumadığını sordum.
 
“Hayır” dedi, “ okusam da anlayamam, hukuk son sınıfta olan yeğenim bana özetledi, benim anladıklarım şu ki; bu sözleşme bizim aile yapımızı dinamitliyor.
 
Ahlaksızlığın bizim yakın çevremize kadar inmesi, elbette bir sebepten dolayıdır.
 
Ben, uzun yıllar Hollanda’da çalıştım.
 
Batılılar kendi pisliklerini kapatmak için kanun yapıyor, biz de balıklama atlıyor, hemen imzalıyoruz neden, çünkü, bize Avrupa birliği bunları uygulayalım diye para veriyor, biz de para için imzalıyoruz.
 
Erkeklerin birbiriyle, kadınların birbiriyle evlenmesi gibi ahlaksızlık onlarda var, esas kadına şiddet de onlarda var.
 
Onlar bu ahlâk dışı yaşantıların yayılmasını önlemek için bu tür yasalar yapabilirler ama, bizim de kendimize göre yasalarımız olması lazım."
 
Burada emekli öğretmen söze giriyor: “ Ben açık konuşayım, buralarda beni herkes tanır, siyasi görüşümü de bilmeyen yoktur, ben Halk Partiliyim. Partim de, ben de bu sözleşmeyi destekliyoruz.
 
Görmüyor musunuz, her gün birkaç kadın öldürülüyor? “
 
Kahve müdavimi kişilerden, ikisi birden atıldı: Hocam, yani, şimdi siz bu cinsi sapıkları destekliyor musunuz?
 
Hoca cevapladı: “ ne ilgisi var canım, tövbee ben öyle bir şey mi dedim ?
— “Nasıl demedin Hocam! eşcinseli, HDP’si, feministi ve daha bir sürü ne kadar melanet örgüt varsa hepsi senin gibiler.”
 
Muhtar söze giriyor: “ Hocam sizin bu sözleşme aşkınız da aynen HDP aşkınız gibi biraz açık, biraz gizli.
 
Yöneticileriniz resmen destek vermiyor gibi ama, sen dahil, geriye kalan bütün CHP’liler bu sapıkları destekliyorsunuz.”
 
Konuşmalar siyasi yöne kayınca, müdahale ettim.
 
Fakat, çevremize toplanan onca kişinin her seferinde aynı noktaya gelmesi ve sözleşmenin, orada bulunanları karşıtlar ve taraftarlar olmak üzere iki gruba ayırması bende, şu düşünceyi oluşturdu.
 
Aslında, ister sözleşmeye taraf olsun, ister karşı olsun toplum bu sözleşmeyi okumamış.
 
Yani, halk çoğunluğu; STK’lar, partiler, medya, bazı yazarlar ...
 
Marifeti ile bu sözleşmeye taraftar ya da karşı.
 
Ama, ilginç olan şu ki; sözleşmenin devam etmesinden yana olanlar diğerlerine göre daha azınlıktalar ve kadınlara yönelik şiddetin bu sözleşmenin iyi tatbik edilmesiyle azalacağını savunuyorlar.
 
Ötekiler ise; sözleşmenin devam etmesi halinde ahlaksız ve iffetsizliğin git gide, daha da artacağını, ailenin dağılacağını, erkeğin ailedeki rolünün tamamen biteceğini ve bu durumun kadına yönelik şiddeti körükleyeceğini savunuyorlar.
 
Yanisi şu ki: bu sözleşmenin artık ne dediği değil, nasıl anlaşıldığı daha önemli bir hal almıştır.
 
Toplum iyice birbirine karşı bilenip ayrışmadan, siyasiler çoğunluktan yana karar vermeliler, sözleşme ve onun paralelindeki diğer yasa ve sözleşmeler yürürlükten kaldırılmalı.
 
Ferman Karaçam
Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Mbozac

10.08.2020

Peki ya çoğunluk kalsın derse, deseydi...