metrika yandex

İHTİLAF/Farkın Farkındalığı

Talip ÖZÇELİK

27.11.2020

     Taha Cabir Alvani’yi “İslam Düşüncesinin Bugünkü Meseleleri”isimli kitabıyla tanıdım.

     İslam dünyasının problemlerine ilişkin konulara vakıf oluşu, geniş perspektifi, usule hakim olması sebebiyle meseleleri ortaya koyup tartışmadaki yöntemini önemli bulup beğendiğimi özellikle belirtmem gerekir. Kitabı neredeyse bir solukta okudum. Alvani de İslam Düşünce Enstitüsü’nde bulunmuş ve kitapları orada yayımlanmış bir isim. El Ezher mezunu olup doktorasını fıkıh usulü dalında yapmış ve çalışmalarına hala Mısır'da devam ediyor. 

     Daha önce Irak, Suudi Arabistan ve Amerika'da çeşitli üniversitelerde dersler vermiş. 1981'de Uluslararası İslam Düşünce Enstitüsü'nün kurulmasında yer almış ve bir dönem başkanlığını da yapmış  ve 'Rabıta-tül Alemi İslami’nin de kurucu üyeliğinde bulunmuş. Daha önce Alvani’nin Mahya Yayınevinden çıkmış olan “İrtidat” ve “Yenilenme” isimli kitaplarını da okumuştum. Ancak bu yazının konusu olan kitap yine Mahya Yayınevinden çıkmış olan “İHTİLAF“ isimli kitabı.

     Kitabın alt başlığı “Farkın Farkındalığı”. Doğrusu alt başlık da kitabın içeriği ile çok uyumlu olmuş. Çünkü farkındalık her türlü aşırılığın katılığın, taassubun, fanatizmin önündeki en büyük engeldir. “Farkın farkında olmak” bir bilgi ve bilinç düzeyini gerekli kılar. Bilgi ve bilinç düzeyi ise fanatizm ve çatışmadan ziyade konuşarak karşısındakini anlamaya çalışmak ve problemlere çözüm üretmek için gereken zemindir.         

    Uluslararası İslam Düşünce Enstitüsü, bir düşünce kuruluşu olmasının yanı sıra İslam Dünyasındaki önemli isimlerin kitaplarını yayınlamasıyla da dikkat çekmekte. Bu satırları yazarken İngiltere'de kurulmuş olan İslam Düşünce Enstitüsü ile Amerika'dakinin aynı kuruluş olup olmadığını merak edip Atasoy ağabey'i aradım. Biri diğerinin şubesi zannetmiştim. Atasoy ağabey; farklı kuruluşlar olduklarını ve aralarında çok temel bir perspektif farkının da olduğunu anlattı. Amerika'daki kuruluş düşüncenin daha çok akli-teorik yanıyla ilgilenirken, İngiltere'deki merhum Kelim Sıddıki’nin de içinde bulunduğu Enstitü’nün  ise (özellikle İran İslam devrimi den sonra) düşüncenin sadece teorik akıl yönüyle değil, irade yönüyle de ilgilenip; bunun siyasal ve toplumsal hayata  dönük olan yüzüne ilişkin çalışma ve yayınlara ağırlık vermekte olduğunu anlattı.

İhtilaf kitabının İngilizce orijinal ismi 'The Ethics Of Disagreement in İslam'. İslam'da İhtilaf Ahlakı olarak tercüme edilebilecek bir isim. Kitap aslında tam da bu konuyu anlatmış. Hazreti Peygamber aleyhisselam döneminden başlayarak sahabe ve müctehid imamlar dönemindeki ihtilaf ahlakını, farklı içtihat ve görüşlere karşı âlimlerin hoşgörüsünü konu ediniyor. Yazar kitaba yazdığı önsöz'de bu hususu özellikle belirtmekte. 

     “Klasik fıkıhçılar arasında ihtilaf ahlakı”bu kitap için uygun bir isim olabilirdi, bununla birlikte şimdiki ismi de genel olarak ihtilaf konusuna yararlı bir giriş niteliğindedir.”

     “Kitap ayrıca çağdaş Müslümanlara İslam tarihindeki bazı büyük şahsiyetleri anlama ve hoşgörünün üstün örneklerini görme fırsatını sunmaktadır.”

    “ Müslümanların geleceğe umutla bakmalarının sağlayacak dirilişin anahtarı da bu anlayış ve hoşgörüde bulunmaktadır.”

     Yazar, uzlaşmazlık hastalığı başlıklı birinci bölümde; “fırka fırka olup dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişkin olmaz” Enam 159 ayeti ile ilgili olarak şunları söylüyor: “Bu ayet insanların hoşgörüsüz, diğerlerini dışlayıcı, ilahi vahyin tek gerçek sahipleri olma iddiasından doğan bütün hizipçilikleri lanetlemektedir. 

     Uzlaşmazlığı yerinde bir tespitle hastalık olarak niteleyen ve buna dair ayetlerden örnekler veren yazar şöyle diyor; “şiddeti uzlaşmazlık, ihtilaf, bencilce arzu ve istekler, heva sürekli gelişme ve büyüme eğilimine sahiptir. Kişinin ruhunun derinliklerine nüfuz etmekte, aklını tavırlarını ve duygularını kontrol altına almaktadır.”

     Kibir, bencillik, heva-heves cehalet vb. sebeplerin yol açtığı taassubun insanlarda uzlaşmazlık hastalığına yol açtığını, ümmeti parçaladığını, ümmetin gönül ve amaç birliğini ortadan kaldırdığını ve bunun da pek çok olumsuz neticelere sebep olduğunu anlatarak şunlara dikkat çekiyor: 

     “Sonuçta o kişi olayların genel ve bütüncül görüntüsünü kaybetmektedir. Süreç içinde İslam'ın yüce amaçlarını ve temel esaslarını görmezden gelmektedir. Böyle bir kişi hikmet ve ileri görüşlülükten uzak kalmaktadır.”

      İlk Müslümanların görüş farklılıklarının olduğunu, fikir ayrılıklar yaşadıklarını ancak birbirlerinden kopmadıklarını belirterek; ”çünkü gönül ve amaç birliği onlar için nefsi değerlendirmelerden çok daha önemliydi. Kişisel zaaflardan kurtulmaya, işledikleri hataları düzeltmeye istekliydiler. ”diyor.

      “İhtilaf yelpazesi” başlıklı ikinci bölümde ise yazar ihtilafın yapısı, cedel (diyalektik),şikak (ikilik), kabul edilebilir veya edilemez ihtilaflar gibi konulara dikkat çekerek örnekler vermekte. Kabul edilebilir ihtilaflarda İhtilaf ahlakına uygun davranmanın nelere yol açabileceğini ortaya koyarak şu cümlelerin altını çiziyor:

    “ Niyetler samimi olduğu zaman, görüş farklılıkları verili olayın çeşitli yönleri ve yorumlarına ilişkin daha yüksek bir bilinçlenme sağlayacağı gibi, bu tür farklılıklar aynı zamanda entelektüel canlılık ve düşüncelerin karşılıklı olarak birbirini beslemesi sonucunu da doğurabilir.” Bu tür sonuçlar ancak rahmet olan ihtilafın neticesidir. 

     Bunun tam tersi olan ihtilafları ise “tahrik edici ihtilaflar” olarak isimlendiren yazar, bu ihtilafların bencilce isteklerden, psikolojik tatmin, ya da anlayış ve zekası ile gösteriş yapmak için ortaya çıkabileceğini anlatıyor. Bunların hayra teşvik etmeyip, hakikat arayışına yönelik niyet ve düşünceleri etkisiz kılacağını hatırlatıp şunu vurguluyor: “Bencil arzular bilginin karşıtıdır ve hakikati boğmayı amaçlar." Sh 30 

Bu durumun tam da Abdullah b.Mesud'un tanımlamasıyla “ihtilaf kötülüktür”cümlesine karşılık geldiğini naklediyor.

     Sonraki bölümlerde sırasıyla Hazreti Peygamber sahabe ve müctehid imamlar döneminde ihtilafın nasıl olduğu ve nasıl anlaşıldığına dair örneklerle konuyu incelemekte. Peygamber (as)’ın  ashâbını; ihtilafın tehlikeleri konusunda uyarmasını şu rivayetlere dikkat çekerek anlatmakta:

    “Kalplerinizde ayrılığa yol açacak şekilde ihtilafa düşmeyin.”

     İbni Mesud'un şu sözünü de naklediyor; “ihtilaf şeytandandır.”

     Hiç kimsenin kendi görüşünü, bir konudaki bakışını asla mutlaklaştırmaması gerektiğini, doğrunun birden fazla da olabileceğini, farklı kuran kıraatlerinin ve farklı anlamların meşru olduğunu ve bu konuda hoşgörülü olunması gerektiğine dair çok önemli örnekleri kaynaklardan naklediyor. Abdullah b.Mesud'dan:

     “Bir adamın Kur'an'dan bir ayeti okuduğunu işittim. Ancak bu ayeti daha önce Resulullah’dan (as) işitmiştim ve farklı biçimdeydi. Onun elinden tutup Allah'ın Resulü'ne götürdüm şöyle dedi: ”Her ikinizde doğru yaptınız.” Olayı nakleden Şu'be ilave ediyor tam hatırlamamakla birlikte Resulullah ayrıca şöyle dedi: "İhtilafa düşmeyin, çünkü sizden öncekiler ihtilafa düştü ve helak oldu.

      “Değişik okuma şekilleri ve ayetlerin geniş anlamları konusunda ihtilaf çıkması halinde Resulullah ashabına tamamen sakinleşene, ihtilaf ve hizipçiliğe yol açan ateşli tartışma ve kışkırtmalar durulana kadar Kuran-ı Kerim'den uzak durmayı tavsiye etti” sh. 47 diyerek Resulullah'ın şu hadisini naklediyor: “Kalbin onunla birleştiği sürece Kur'an oku.” Peygamber aleyhisselamın ikazlarıyla sahabe dönemi ihtilaflarını ve bu dönemdeki ihtilaf ahlakını örnekleriyle anlatıyor.

      Daha sonra Resulullah'ın defnedilmesi, hilafet, zekat ve benzeri konulardaki ihtilafları ve bunların nasıl çözüldüğünü, en zor durumlarda bile hakikat arayışından taviz verilmediğini anlatmakta. Hazreti Ömer bir konudaki davranışından dolayı sahabelerle istişarede bulunuyor. Görüşüne başvurduğu Hz. Ali ise Halifenin aleyhinde görüş bildirmesine rağmen Hz. Ömer bir kırgınlık hissetmeden Ali’nin görüşüne tabi oluyor. Yine Hazreti Ömer ile İbni Mesud'un, İbni Abbas'ın ve Zeyd b. Sabit’in ihtilaflarından örnekler vererek şunları söylüyor: “Bu örnekleri anlatmaktan amacım fıkhi konulardaki ihtilafları çözmemizi mümkün kılacak doğru davranış normlarını keşfetmek istiyoruz”sh. 65.

    Hazreti Ali'nin Cemel vakasında kendisiyle savaşacak kadar ihtilaf içerisinde olanlara gösterdiği davranış, alicenablığın, hoşgörünün,hakkaniyetin ve adaletin en üst derecesi olsa gerektir.

    “Bir defasında Hazreti Ali'ye Cemel vakasında kendisine karşı savaşanların putperest olup olmadığı soruldu. O şöyle cevap verdi: ”Onlar putperestlikten kaçtılar.”  Münafık olup olmadıkları sorulduğunda ise: "Münafıklar Allah'ı nadiren zikreder” dedi. Onların gerçekten ne olduğu sorulduğunda ise şu cevabı verdi: "Onlar bize karşı haksızlık yapan kardeşlerimizdir."

     Sekizinci bölüm başlığı ise sadece başlık olarak bile çok şey anlatmakta “bilgi ve olgunluk.” 

     Özellikle hicri ikinci ve üçüncü yüzyıllarda müçtehit imamların yaşantı ve davranışlarına hakim olan temel ahlaki hususları sıralayarak ihtilaf ahlakından örnekler vermekte. 

     “Bu âlimlerin kendilerini benzersiz bir şekilde hakikate ve Allah'ın lütfuna ulaşmaya adadıklarını söylemek abartılı olmayacaktır”

      “Rahat ve açık görüşlü idiler. Temel kaygıları insanların işlerini kolaylaştırmaktı. O dönemde şu görüş yaygındı: ”Alim öğrencilerine bilmiyorum deme alışkanlığını aşılamalıdır.”

     Bu örnek dönemlerin zamanla nasıl değiştiğini,fıkıhta analitik düşüncenin(içtihat) sona erdiğini; taklit ve taassubun yerleşmesinin, siyasal ve entelektüel liderliğin ayrışmasının, takvanın ortadan kalkmasının neleri doğurduğunu anlatmakta yazar. Şeriat'ın bütüncül ilkelerinin görmezden gelinip, dinin maksatları ve kuşatıcı yapısına göre olaylara bakılmadığını, bunun neticesinde halkın İslam'a olan güvenini yitirdiğine dikkat çekerek bunları gözeten alim ve düşünürlerin artık yetişmediğine işaret ediyor.

     Günümüzde Müslümanların en önemli sorumluluklarının birlik ve vahdet içerisinde hareket etmek olduğuna dikkat çektikten sonra , son bölümde kardeşlik ve dayanışma başlığıyla şunların altını kalın çizgilerle çiziyor: 

     “Bütün Müslümanların bilincinde olması gereken en önemli sorumluluklardan biri, Müslümanlar arası kardeşlik ve dayanışmanın korunmasıdır.”

      “Dayanışma ve kardeşlik bunun bağını bozacak veya zayıflatacak her şeyden titizlikle uzak durulması gereklidir.” 

     “Kardeşliğin korunması önemli bir ibadettir.” Altı çizilen konularda sorumluluk hisseden tüm Müslümanları bu ibadeti yeniden ihya etmeye davet etmek gerekiyor.

***

      Bir Not: Kitabı okuyup çok beğendiğim için dostlarıma da hediye ettim.

      Bu dostlardan biri de Selefi Düşünceye mensub olup cezaevinde yatmış bir kardeşimizdi, kitabı okumuş  ve o da çok beğenmişti. Beğenisini şöyle dile getirdi:

      "Abi bu kitaptan yüz tane alalım, Ankara'daki bütün grup, vakıf dernek cemaat vs herkese dağıtalım ve okumalarını sağlayalım."

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş