metrika yandex

HZ.PAYGAMBERİ DOĞRU ANLAMAK

27.10.2020
Yusuf YAVUZYILMAZ

“Bedevi Arapların aklı, anlayış tarzı, Allah’a – insana – doğaya bakış tarzı Kuran’da yerilir. Çünkü bu cahiliye aklıdır. Cahili/bedevi akıl, sahte bir kutsallık, bir efsanevi olağanüstülük atfetmeden bir gücü ve iktidarı elde edemiyor ya da tutamıyordu. Cahili akıl bu şekilde olağanüstülüklerle halkı etkisi altına alıyor, bu efsaneleştirmeyi iktidar elde etmek için kullanıyordu. Ve işte bu insan-insan, insan-Allah, mümin-peygamber ilişkisini bozdu.”

Mustafa İslamoğlu.

İslam düşüncesinin merkezi kurucu kavramlarından biri de peygamberliktir. Kuşkusuz doğru bir İslam anlayışının oluşabilmesi için Hz. Peygamberin konumunun doğru anlaşılması gerekir. Öyle görülüyor ki her fırka her anlayış, her grup kendine ait bir peygamber tasavvuru yaratmıştır. Farklı peygamber tasavvurlarının oluşmasındaki temel amaç, peygamberi kendi haliyle önder olarak tanımak değil, kendi görüşünü ve eylemini onaylatacağı bir peygamber tasarımı yaratmaktır.

Farklı peygamber tasavvurlarından arınmak için yapılacak olan hiç kuşkusuz Kur'an'ın peygamberi hangi sınırlar içinde tanımladığının belirlenmesidir. Mustafa İslamoğlu “Üç Muhammed” adlı çalışmasında peygamber tasavvurlarını üçe ayırarak inceler:

1-Aşırı yüceltmeci peygamber tasavvuru.

2- İndirgemeci peygamber tasavvuru

3- Kur’an’ın peygamberi. (1)

         Kuran’ın gerçek peygamber tasavvurunu tespit edebilirsek, Mustafa İslamoğlu'nun da isabetle belirttiği gibi, peygamber anlayışında bir sapmaya işaret eden, aşırı yüceltmeci ve aşırı indirgemeci tasavvurlardan kurtulabiliriz.

Kuşkusuz amacımız yüceltmeci ve indirgemeci anlayışla dayatılan ve peygamberin örnekliğini ortadan kaldıran anlayışla mücadele etmektir.      Yüceltmeci anlayışın Tasavvuf temelinde, indirgemeci anlayışın da Hind alt kıtasında ortaya çıkan Kur’an’cılık akımıyla temsil edildiğini görmekteyiz. Kuşkusuz aşırı yüceltmeciliğin temelinde cahiliye aklından kaynaklanan peygamber tasavvuru, Hıristiyanlık etrafında üretilen Hz. İsa anlayışının İslama transferi ve Pavlus’un zihniyet dünyasının inşa ettiği tasavvur, İslamı ilk temsil edenler arasındaki farklı anlayışlar, özellikle Yahudi kaynaklarından taşınan bilgiler, ekol ve grupların kendilerine meşruiyet sağlamak için geliştirdikleri tasavvurlar, hermetik aklın tasavvuf yoluyla İslam taşınması gibi faktörlerden kaynaklanır. Hz. Peygamberden sonra her grup ya da ekolün kendilerinin görüşlerini meşrulaştırmak için ürettikleri uydurma hadis külliyatı da peygamber tasavvurunu oldukça zedelemiştir.

         Aşırı yüceltmenin etkisiyle oluşturulan melekleştirilmiş peygamber imajı ile Peygamber artık insanlar arasından seçilmiş, onların örnek alabileceği bir konumda iyice uzaklaşmıştır.

         İndirgemeci yaklaşım ise Hz. Peygamberi neredeyse bir posta memuru konumuna indirgeyerek tanımlamaya çalışmıştır. Bu yaklaşım hadis ve sünnet karşıtlığı, Kur’an yorumunda Hz. Peygamberi tamamen devre dışı bırakma, hermetik aklın indirgemeciliği, oryantalist etki ile oluşan tasavvurlardan beslenmektedir.

         İndirgemeci ve yüceltici peygamber tasavvurlarının ortak özelliliği peygamberi örnek alınacak bir durumun dışına çıkarmaktır. Buna karşı koymanın yolu Kur’an’ın peygamberi nasıl tanımladığından geçmektedir. Kur’an’a baktığımızda peygamber ne melek ne de sıradan bir insan olarak tanımlanmaktadır. Kur’an’da peygamber Allah’ın kulu olan bir insan, nebi ve resul, güzel ahlaklı, alemlere rahmet olarak gönderilmiş, insanlar için güzel örneklik içeren bir seçkin insandır. Ona diğer insanlardan farklı olarak mesaj verilmiştir. Verilen mesajı eksiksiz alma ve anlatma, açıklama onun temel özelliklerindendir. Peygamber insanları doğruya davet eder, insanlara örneklik oluşturur, insanların arınmalarına yardımcı olur.

         Farklı peygamber tasavvurları, sünnet/hadis konusuna da farklı tavırların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Sünnet konusunda birbirinden farklı tavırlar, savrulmaları beraberinde getirmiş, anlaşmazlıkları derinleştirmiştir. “Biri Sünnet/Hadise olumsuz yaklaşan ve hatta- marjinal da kalsa- onu toptan redde varan; diğeri ise doğru-yanlış Sünnet/Hadis adına bize ne intikal etmişse onu savunmaya çalışan iki eğilim arasında yaklaşık on dört asırdan bu yana süregelen tartışmaların temelinde, her iki eğilimin konuya önyargılı yaklaşmaları yatmaktadır.(2)

         Sünnetin anlaşılması konusunda önümüze çıkan bir diğer sorun alanı da, lafzi okumanın getirdiği zorluklardır. Lafzi okumaya göre Sünnet misvak ile ağzın temizlenmesidir. Oysa Sünnet olan yemekten sonra ağzın temizlenmesidir. Araç değil, amaç önemlidir. “İşte Sünnetin, yani Hz. Peygamberin ortaya koyduğu modeli oluşturan davranışların altında yatan amaç, hikmet, ilke veya prensipler göz ardı edilerek,şekilci-lafızcı bir yol izlenirse bu ve benzeri örneklerin ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Bu tür şekilci Sünnet anlayışıyla çağın meselelerine çözüm getirmek mümkün olamayacağındandır ki biz, Sünnetin bir ilke veya prensipler manzumesi olarak algılanması gerektiğini savunmaktayız.”(3)               

Gelinen noktada sağlıklı bir peygamber tasavvuru oluşturmak için “Kur’an Peygamberi nasıl tanımlıyor?” sorusuna cevap aramak gereklidir. Öyle görülüyor ki,Kur’an, Hz. Peygamberi indirgemeci ve yüceltici anlayışlardan özenle korumaktadır. Kur’an Hz. Peygamberin hem insan oluşuna hem de insanlardan farklı özelliğine vurgu yapmaktadır. Elbette Hz. Peygamber bir beşerdir, ancak sıradan bir insan da değildir. Kur’an bu iki yönü de vurgulamaktadır. Bu yüzden Hz. Peygamberin misyonunu, konumunu,beşer olmasını doğru değerlendirebilmek için,bu konuya referans olabilecek ayetleri bütün olarak değerlendirmek gerekir.

1-Beşer olarak Hz. Muhammed’i Kur’an şu şekilde tanımlamaktadır: Hz. Peygamber, Allah’ın dilemesi dışında kendine yarar ve zarar veremez,(Yunus/49) gaybı bilemez, melek de değildir, ancak kendine Allah tarafından vahyedilene uyar (Enam/50), Hz. Peygamber beşer olarak diğer insanlardan hiç farklı değildir(Kehf/ 110), kendisine değer insanlardan farklı bir özellik olarak ölümsüzlük verilmemiştir. (Enbiya /34).

 

2- Kur’an’a göre Hz. Peygamberin diğer beşerden ayrıcalıklı yönleri de vardır. Beşer olarak diğer insanlardan hiçbir farkı olmayan Hz. Peygamber, vahiy alan bir beşer olarak diğer insanlardan farklıdır. Hz. Peygamber Allah ve meleklerin dua okuduğu biridir. Bu anlamda insanlarında ona dua okumaları önerilir (Ahzap/56), Ona kesintisiz bir ecir vardır, karşıtlarının yaptığı propaganda gibi deli değildir, büyük bir ahlak sahibidir.(Kalem/1-6) Allah tarafından göğsü genişletilmiş, kendisine yüklendiği sorumluluk dolayısıyla yardım edilmiş, şanı yüceltilmiştir. (İnşirah/1-4) Yalnızca gece namazı gibi ona mahsus ibadetler vardır. (İsra/79) Allah, Hz. Peygamberin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlayacak, zafer sağlayacak ve onu doğru yola eriştirecektir.(Fetih/1-2)

3- Hz. Muhammed’in Peygamber olarak sorumlulukları ve yetkisi.

Peygamberlik misyonu: Hz. Peygamber diğer peygamberler gibi insanlara tanıklık edecektir.(Müzzemmil/ 15) Hz. Peygamber diğer beşerden farklı olarak Cebrail’i açıkça görmüştür. Ayrıca Arap cahili aklının yönelttiği delilik suçlaması da kesin bil dille yalanmaktadır. (Tekvir/22-23) Peygamberin görevi karşılılık esasına dayana bir ticaret ilişkisi değildir. Hiç kuşkusuz peygamberlerin görevi her tür dünyevi çıkar ilişkisinin üzerindedir. (Sad/86) Hz. Peygamber içinde hiçbir kuşku bulunmayan dosdoğru bir yol üzerinedir. (Yasin/2-4) Hz. Peygamberin elçilikle görevlendirilmesine itiraz edenlere, ona büyücülük iftirasını atanlara cevap veriyor Kur’an. İnkarcıların iddia ettiği gibi O bir büyücü değildir.( Yunus/2)

Kur’an Hz. Peygamberin Allah’ın elçisi olarak gönderildiğini hatırlatarak, doğru yolu ve sapkınlığı tercih edenlerin ancak kendi iradeleri ile bunu yapacaklarını savunur. Kur’an insanları uyarmak için Hz Peygamber aracılığı ile gönderilmiştir.  Kitap hiç kuşkusuz insanların aralarında ki sorunları çözmek için gönderilmiştir. (Nahl/ 64)

Kur’an elçinin içlerinden seçilmesinin nedeninin ayetlerin okuması, arınmalarını sağlamak, hikmeti öğretmek, şaşkınlık ve sapıklıklarını önlemek için olduğunu bildirir.(Ali İmran /164). Muhammed herhangi bir insan değil, Allahın elçisi ve peygamberlik geleneğinin son halkasıdır(Ahzap/40) Peygamber tanık, müjdeleyici, uyarıcı, inananlara lütuf olduğunu müjdeleyen bir uyarıcıdır. Bu yüzden İkiyüzlülere, riyakarlara, aldırmamalı ve sadece Allah’a güvenmelidir(Ahzap/45-48). İnsanlar ne kadar inkar ederlerse etsin Peygambere kitap indirilip görev verildiğine Allah ve melekler tanıktır.(Nisa/166) .Hz. Muhammed daha öncede defalarca uyarılan bir millete son uyarıcı olarak gönderilmiştir.(Rad/30)Kur’an kitap verilmeyen ve bu yüzden sapıklığa düşenlere bir uyarı olarak, Allah’ın ayetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi tarafından uyarmak amacıyla anlatılmaktadır(Cuma/2-3-4) Kur’an elçiye doğruluk rehberi olarak verilmiştir. İnanalar inkarcılara karşı sert, kendileri gibi inananlara karşı merhametlidir. İnanlar Allah’a samimiyetle, huşu içinde bağlıdırlar. (Fetih/28) Allah elçi vasıtasıyla size kitabı indirmiştir. Bu sizin içinde bulunduğunuz karanlıktan aydınlığa ulaşmanız içindir.(Maide /15-16)İnsanların sorumluluktan kaçmalarını, mazeret bildirmelerini önlemek amacıyla uyarıcı Peygamber gönderilmiştir.(Maide/19) Allah elçisini bir doğruluk rehberi ile göndermiştir.(Tevbe/33) Peygamber insanlara şefkatli ve merhametli olan kendi içlerinden seçilmiş bir elçidir.(Tevbe /123)

Hz. Peygamber yalnızca Allahtan aldığı emirlere uymakla yükümlüdür. Tevhit ilkesi gereği bunun böyle olması zorunludur aynı zamanda. Peygamberi Allah’a karşı koruyacak kimse yoktur. Bu yüzden Peygamber Allah Katından gelenleri iletmekle yükümlüdür. Allah ve Peygamberine karşı çıkan herkes azabı hak edecektir.(Cin/22-23) Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğunda, “bunu değiştir” diyenlere, onu kendiliğinden değiştiremeyeceğini, vahyedilene uymak zorunda olduğunu bildirmiştir. (Yunus/15) Hz. Peygamber Allah’tan gelen vahye uymak zorundadır.(Enam/ 106) . Peygambere Allah’tan sakınması, inkarcılara ve ikiyüzlülere uymaması konusunda uyarı vardır.(Ahzap/ 1) İlim verildikten sonra hevasına uyarsa Allah’a karşı bir koruyucusunun olmayacağı konusunda ikaz edilir.(Rad/ 37)

Kur’an’a göre Hz. Peygamber Allah’tan aldığı emirleri duyurma görevi ile yükümlüdür. Hz. Peygamber çevresindekiler öğüt verir, (Kaf/45) Allah katından gelen mesajları duyurur ve iletir, (Cin 22-23) insanların çoğunluğunun inanmayacağı bu yüzden ona düşenin sadece hatırlatır, (Yusuf/103) bildirme ve uyarma eylemini yaparken karşı çıkanlara aldırmaz, (Hicr/94) yaptıklarından dolayı ücret istemez ve sadece hatırlatır,(Enam/90) yüz çevirenlere karşı Peygambere sadece açıkça bildirmek düşer. (Nahl/82)  Eğer Peygamber kendiliğinden bir şey uydursaydı, şah damarının koparılacağı bildirilir,(Hakka 44-47) ,Muhammed diğer uyarıcılar gibi bir yarıcıdır, (Necm/56) öğüt vericidir,(Ala /90) o sadece kendine vahyolunanı bildirir,(Sad/70)

Müslümanlar ise anlaşmazlığa düştüğü konularda temelde Allah’a ve peygambere itaat etmek zorundadırlar(Nisa /59)

Hz. Peygamberin masumluğu ilahi mesajı hatasız olarak aktarma anlamında son derece önemlidir. Bir yönüyle o insanlar arasından seçilmiştir denilerek beşer –insan yönüne vurgu yapılır. “Diğer yandan vahyin aracısı ve aktarıcısı olarak peygamberler güvenilir kişilerdir. İslam alimleri bunu, ilahi koruma altında olmak şeklinde tanımlayabileceğimiz ‘masumiyet’ kavramıyla ifade ederler. Yani Allah’ın elçisi olarak peygamber, günah ve yanlışa karşı korunmuştur. Kuşkusuz bu özellik, vahyin insanlara eksiksiz ve hatasız bir şekilde aktarılması/tebliğ edilmesi için peygamberlere verilmiş bir lütuftur.”(4) Dikkat edilmesi gereken vahyin anlatılması konusunda bir masumluk olduğudur bu.

         Peygamberin ikinci temel özelliği yine Kur’an’da açıkça vurgulanan beşer olma özelliğidir. Öyle görülüyor ki, Hz. Peygamberin sosyal hayatta yaptıkları, giyim tarzı, yemek kültürü büyük ölçüde bağlayıcılık değeri olmayan davranışlardır. Nitekim Hz. Peygamber bunu net bir biçimde ifade etmektedir. “Ben sadece bir insanım. Size dininizle ilgili bir şey emrettiğimde onu alın; kendi görüş ve düşünceme dayanarak bir şey emrettiğimde ise ben yalnızca bir insanım” ya da “ Siz dünya işlerini daha iyi bilirsiniz.” Müslim’den rivayet edilen bu iki hadis, dini içeriği olmayan ya da hakkında bağlayıcı dini hükümler bulunmayan konularda bir insan olarak Hz. Peygamberin yaptığı eylemlerin bağlayıcılığı yoktur. Yukarıdaki hadisin, hurma ağaçlarının aşılanması konusunda yapılan tartışmaya dayandığını belirtmek gerekir. Hz. Peygambere sorulduğunda aşılanmaması gerektiğini söylemiş, sahabe böyle yapınca ürün verilmediği ortaya çıkmıştır. Kuşkusuz Hz. Peygamber hangi davranışlarının bağlayıcı olduğu konusunda bir ders vermek istemiştir.  

Nitekim sahabe aklı herhangi bir konuda tartışma olduğunda Hz. Peygambere “bu vahiy bilgisi midir, yoksa şahsi görüşünüz mü?” diye sorar tavrını öyle belirlerdi. Hz. Peygamber de karşılıklı görüş alış verişinden sonra kendi görüşüne karşıt olan görüşleri kabul ederdi. Hz. Peygamber, yönettiği toplumda bütün güçleri elinde bulunduran diktatörlerin yaptığı gibi totaliter bir yönetim göstermemiş, alacağı kararlarda çevresindekilere danışmaya büyük önem vermiştir. Üstelik en kritik kararlarda bile zaman zaman kendi görüşüne karşıt olan düşünceleri uygulamaya koymaktan çekinmemiştir. Bedir kuyuları, Hendek Savaşı ve Hurmalıkların aşılanması konusunda ki kararlar böyledir. Böylece Peygamber hangi konularda kendisine uyulması gerektiği hangi konularda ise farklı düşünceler ileri sürülebileceği, daha açıkçası Sünnetin bağlayıcılığı konusunda önemli bir ders vermiştir.

         Kuşkusuz sağlıklı bir Sünnet tasavvuru oluşturabilmek, sağlıklı bir peygamber tasavvuru oluşturmakla birebir bağlantılıdır. Sünneti değerlendirme konusunda biricik ölçüt yine Kur’an’dır. İlke olarak Sünnet Kur’an’a aykırı bir uygulamayı içeremez. Bu anlamda Kur’an Sünnet bütünlüğü esastır. “Günümüzde sünnet ve hadislerin doğru bir şekilde anlaşılması ve yorumlanması hakkında çeşitli ilim adamlarınca yeni yaklaşımlar sergilenmiş ve yöntem çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalarda belirtilen başlıca esasları şöyle sıralayabiliriz:

1-Sünnetin, Kur’an ışığında anlaşılması, hadisin, Kur’an’ın sarih ayetlerine aykırı olmaması.

2- Bir konudaki bütün hadislerin toplanması, birlikte değerlendirilmesi.

3- Çelişkili görülen hadislerin uzlaştırılması ya da bunlardan birinin tercih edilmesi.

4- Hadislerin söyleniş sebepleri, şartlar ve maksatların dikkate alınması.

5- Hadisteki değişken vasıta ile sabit hedefin birbirinden ayırt edilmesi ve araç ile amacın fark edilmesi.

6- Hadisteki hakikat ile mecazın ayırt edilmesi, dil ve üsluba dikkat edilmesi.

7- Gaybi olan ve olmayan hususların birbirinden ayırt edilmesi.

8- Hadis lafızlarının delalet ettiği anlamların iyi tespit edilmesi.

9- Hz. Peygamber’in hangi sıfatla uygulamada bulunduğunun tespiti.

10- Hz. Peygamber’in fiillerinden adet ve ibadetin fark edilmesi.

11- Din ile dünya işlerindeki tasarruflarının birbirinden ayırt edilmesi.

12- Hadis ve Sünnetin tarihsel bağlamının dikkate alınması.

13- Hadis ve sünnetin toplumsal bağlamının dikkate alınması.

14- Hadis ve sünnetin ortaya çıktığı tabi-fiziki çevre, sosyo-kültürel ve iktisadi çevre ve tarihi çevrenin dikkate alınması.

15- Hadis ve sünnetlerin, İslam’ın genel prensipleri( külli kaideler) tarihi gerçekler ve kesinleşmiş bilimsel veriler ışığında değerlendirilmesi.

16- Terğib( özendirme) ve terhib( korkutma) içerikli hadislerin amacının, hüküm koyma değil, iyiliğe teşvik etmek ve kötülükten sakındırma olduğunun bilinmesi.

17- Hadislerin Arapça dil kurallarına uygun olarak anlaşılması ve o dönemin kullanımlarının esas alınması.

18- Hadis ve sünnetlerdeki illet ve hikmetlerin tespit edilmesi.

19- Hadisin, sünnet ve siret bütünlüğüne uygunluğunun gözetilmesi.

20- Sünnetin bireysel ve toplumsal olan boyutuyla evrensen ve tarihsel olan boyutlarının dikkate alınması.(5)

         Sünnet konusunda geliştirilen yeni yaklaşımlar da, İslam düşüncesinde Sünnetin doğru değerlendirilmesi açısından çok önemli olduğunu vurgulamak gerekir. Bu konuda yeni bir hadis metodolojisi ve sünnet anlayışı üzerinde çalışmalar yürüten Hayri Kırbaşoğlu’nun “ İslam Düşüncesinde Sünnet” adlı eserinde getirdiği eleştirel yaklaşımın ortaya çıkardığı sonuçlar, yeni bir sünnet anlayışının geliştirilmesi açısından  son derce önemli ve umut vericidir:

“1-Yenilikçi eğilimi benimsiyoruz. Bu eğilim uyarınca geleneği bir ‘araç’ ve ‘malzeme’ olarak görüyoruz. Bu malzemenin tenkitçi ve seçmeci bir düşünce ışığında irdelenmesi ve ondan yaralanılması gerektiğini düşünüyoruz.

2- Kur’an ve Sünnet’e (nass) verilen önem kadar ‘olgu’ya ,’realite’ye de önem veriyoruz; nassları okuduğumuz kadar vakıayı da okumamız gerektiğini kabul ediyoruz.

3- Nass-yorum; nass-gelenek; normatif İslam tarihi-İslam ayırımını yapıyor; dolayısıyla ‘din’de değil, ‘dinin yorumunda’ yenilik gerektiğini düşünüyoruz.

4-  Hadisleri toptan kabule olduğu kadar toptan redde de karşıyız.

5- Klasik Hadis usulünün isnad ağırlıklı olduğunu ve bu usulün eleştiri süzgecinden geçirilerek,-metin tenkitine de gereken önemi veren- yeni bir yapıya kavuşturulmasına taraftarız. Bu amaçla İslam kültürü dışındaki tarihi tenkit yöntemlerinden de yararlanılabileceğini düşünüyoruz.

6- Sünnetin – Hz. Peygamber’in bütün söz ve fiilleri kastedilecek olursa- tamamının bağlayıcı olmadığına kaniyiz. Bu konuda Usul-i Fıkıhçıların tasniflerine detaylarla ilgili mülahazalarımız hariç- genelde katılıyoruz.

7- Dinde otoritelerin görüşlerine değer vermekle birlikte, onları mutlak olarak doğru kabul etmiyor, onların eleştirilebilir olduklarına inanıyoruz. Bu anlamda Allah ve Rasülü (Kur’an ve Sünnet) dışında herkesin görüşü kabul de edilir red de!’ sözünü ilke ediniyoruz.

8- Hadisleri eleştirmek ya da reddetmek, Hz. Peygamberi (S.a.v) eleştirmek ya da reddetmek değil; bu hadislerin ona nispetini eleştirip reddetmek demektir.

9- Sünnetin sadece bireysel boyuta indirilmesi yanlıştır. Onun toplumsal ve evrensel boyutlarının bireysel boyutu tarafından gölgelendiğini, bu sebeple bu iki boyutun ön plana çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz.

10- Sünnetin tamamının gayr-ı medluv vahiy olduğuna dair görüşe katılmıyoruz. Bilakis Sünnetin büyük kısmının Hz. Peygamber’in Kur’an’a dayalı içtihatları olduğu, vahiy tarafından zimmen tasdikinin, onların vahiy ürünü olduğu anlamına gelemeyeceğini savunuyoruz.

11- Sünneti anlamada gerek hadislerin kendi içindeki, gerekse Kur’an ile hadisler arasındaki bütünlüğü göz önünde bulundurmak gerektiğine inanıyoruz.

12- Sünneti – ve tabi Kur’an’ı- anlarken lafızcılığın aşılıp, lafzın altında yatan ilkelere inilmesi ve bunların bütün şartları içerisinde yeniden yorumlanması taraftarıyız.

13- Bütün bunlara rağmen, ‘yenilikçi’ düşüncenin ortaya attığı görüşlerin birçoğunun ‘gelenek’e dayandığını, ilhamını ondan aldığını ifade ediyoruz. Bu yüzden yenilikçi düşüncenin geleneği reddettiği ithamını kabul etmiyoruz.

14-Sonuç itibarıyla Sünneti reddetmediğimizi, ancak Sünneti anlamada başvurulan hadislerin eleştirel ve seçmeci yaklaştığımızı açıkça vurguluyoruz. “(6)

         Sünnetin anlaşılması konusunda yeni bir yaklaşımın sergilendiği bu açıklamalarda, sadece yeni Sünnet anlayışı ortaya konmuyor, aynı zamanda bu anlayışa yöneltilen eleştirilere de cevap veriliyor. Sünnet konusunda ortaya çıkan ve Pakistanlı İslam düşünürü Fazlurrahman’dan etkilenen bu yenilikçi anlayışın neleri içerdiği, geleneksel anlayıştan nerelerde farklılaştığı konusu önemlidir. Hayri Kırbaşoğlu bu anlayışı şöyle özetliyor: “ Yenilikçilik; Geçmiş kültüre (geleneğe) değer vermekle birlikte, onun yüceltilip kutsallaştırılmasına karşıdır. Kendi düşüncesini ve anlayışını merkeze alır, geleneği bu anlayışın ışığında değerlendirir, eleştirir, kabul eder ve reddeder. Kur’an ve Sünnetin etrafındaki yorumları değil, bizzat kendilerini esas alır; geleneksel yorumları ikinci plana koyar. Geleneğin kendi düşüncesinden daha değerli olduğu görüşünü kabul etmez. Kısaca gelenek ona değil, o geleneğe hükmeder. Tenkitçi düşünceyi temel alır. Dinde değil, dinin yorumlarında yenilik yapılmasını savunur. Sadece klasik yöntemlerle yetinmez, yeni metodolojiler tesis etmeyi amaçlar. Nihai amacı İslam’ı alternatif bir toplumsal proje, hatta hayatın tamamını kuşatan bir proje olarak savunmaktır. Yöntemi seçmeci ve eleştireldir. Geleneğin yada yeni düşüncelerin her ikisinin de toptan kabul ya da reddine aynı ölçüde karşıdır…. Yenilikçilik de entelektüel bir tutum olup ,devamlı kendini yenileyen bir yapıya sahiptir. Modernizm ile aynı değildir. Batı etkisindeki klasik İslam modernizminden de ayrılır. Zira yenilikçi düşünce Batıyı esas almaz, onu eleştirir, hatta onu inceleme konusu yapmaya çalışır. Kendisini bati düşüncesine alternatif olarak görür. Kısaca batılılaşmaya karşıdır. Ancak Klasik düşünce onu, klasik dönem İslam modernizmi ile karıştırır ve Batıcılıkla suçlar… Yenilikçilik düşüncesinin geleneksel ismi ise tecdid’dir. Bu anlamda yenilikçilik, ‘tecdid’ düşüncesinin ‘müceddidler’ geleneğinin bir devamıdır ve bu anlamda kendisi de geleneğe aittir. Bu yüzden yenilikçilik gelenekselcilerin iddialarının aksine, gelenekten bir kopma değildir.” (7)

         Öyle görülüyor ki, genel olarak düşünüldüğünde Hz. Peygamber’i etkisiz bir aracı gibi ele alan indirgemeci anlayış da, Onu adeta melekleştiren yüceltmeci anlayış arasında fazla bir fark yoktur. İkisi de Hz. Peygamber’i ve onun sünnetini hayattan dışlamaktadır. Yapılması gereken Hz. Peygamber’in konumunu net olarak belirlemek ve Kur’an Sünnet bütünlüğü içerisinde anlamlandırmaktır.

  1. Üç Muhammed, Mustafa İslamoğlu, Düşün yayınları, s: 11
  2. Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet, Ankara Okulu yayınları.
  3. Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet, Ankara Okulu Yayınları.
  4. Murtaza Bedir, Sünnet, İSAM yayınları.
  5. İslama Giriş- Evrensel mesajlar-,Diyanet İşleri başkanlığı, Prof. Dr. Bünyamin  Erul, Sünnet.
  6. Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet/Eleştirel Bir Yaklaşım, Ankara Okulu yayınları.
  7. Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet/Eleştirel Bir Yaklaşım, Ankara Okulu yayınları.
Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Hasan tatlı

27.10.2020

Muhterem heralde dikkatini