metrika yandex

MUHALEFET (2)

18.11.2020
Hüseyin SEVİM

MUHALEFET NEDEN KÖTÜ GÖRÜLÜYOR?

Muhalefetin kötü görülmesi, kadim dönemlerden kalma bir anlayıştır. O dönemlerde evrenin tanrısal nitelikte ve değişmeyen sabit bir yapıda olduğu kabul edilirdi. Değişmez sabit bir yapının bilgisi er-geç elde edilebileceği için, evrenin hakikatine ulaşmanın mümkün olduğu varsayılırdı. Tabii doğası gereği hakikat sadece bir tane olmak zorundaydı ve hakikat iddiasıyla ortaya çıkan diğer açıklamalar eksik, kusurlu veya yanlış olmalıydılar. Hatta gerçek hakikatin görülmesine engel teşkil ettikleri için sadece “yanlış” olarak muamele göremezlerdi; birer engel, saptırıcı ve yanıltıcıydılar. Hakikate en fazla benzeyen en büyük tehdit idi; çünkü ayırdedilemez ve farkedilemezdi. Bu yüzden de en kötü sıfat olan fitne ile isimlendirildiler.

İslam düşüncesinde de, İslam dışındaki hakikat iddialarının hiçbiri geçerli değildir. Bunlar hakikati bilmemek yönünden cahiliye, gerçeği inkar yönünden küfürdürler. İslam’ın farklı yorumları ise hakikati doğru anlayamamaları yönüyle eksik veya kusurlu, doğru anlaşılmasının önünde bir engel oluşturmaları yönüyle de fitne kategorisine girerler.

Bu yaklaşımın doğru olup olmadığı çok derin bir tartışmadır ve konumuzla doğrudan alakalı değildir. Ancak meşruiyet yönünden iktidardakini kayırdığı, muhalefettekinin de işini zorlaştırdığı ortadadır. “Tek hakikat” anlayışı yüzünden onunla irtibatlandırılan her şey onun bir parçasına dönmekte, gündelik siyaset evrenselleşip, kişisel veya kurumsal menfaat evrensel fayda halini almaktadır. Nitekim Hz. Ebubekir zamanındaki Ridde savaşları, gündelik siyaset kapsamında değerlendirilmesi yönünde çabalayan Hz. Ömer’e rağmen din savaşı olarak görülmüştür. Merkeze tehdit oluşturan her teşebbüsün fitne olarak nitelendiği bir gelenek başlatmış ve evrenselleşmiştir. İktidar ise Hz. Osman’ın “bana bu gömleği Allah giydirdi” sözünde müşahhaslaştığı gibi Allah tarafından verilen bir paye halini almış, Emeviler döneminde ise “Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi” şeklinde nitelendirilerek tamamen hakikatle özdeşleşmiştir.

Dolayısıyla Müslümanların zihin derinliklerinde iktidar, bütün iyiliklerin kendisinde toplandığı tanrısal bir makamdır. Muhalefet ise o iyiliklerin karşıtı bir tehdit veya düşmandır.

BÖYLE Mİ OLMALI?

“Allah’tan başka ilah yoktur” cümlesiyle sorgulanamayan, itiraz edilemeyen yeryüzü otoritelerini gayrimeşru sayan ve “istişare” ilkesini siyasal sisteminin temeli haline getiren bir kültürün, dönüp dolaşıp bir çeşit yeryüzü tanrıları üretmesi ne kadar da manidardır! Maalesef böyle olmuştur. İşbaşına geldiğinde “hata yaparsam ne yaparsınız?” diye soran ve “kılıcımızla düzeltiriz” cevabını alınca mutlu olan insanlar, karışıklıkların engellenmesi için görevi bırakması istenince itiraz edebilmiş ve “bu gömleği bana Allah giydirdi” diyerek konumuna tanrısal bir rol verebilmiştir. Sonrasında ortaya çıkan ve “Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi” olarak tanımlanan hilafet kavramı ise ortaya çıkmış geleneğin isimlendirilmesinden başka bir şey olmamıştır.

Yeryüzünde İslam adına konuşan tek otorite olarak peygamber ve tek uygulama örneği olarak onun oluşturduğu devlet varken, hakikat adına konuşan diğerlerinin yalancı peygamber ve farklı çabaların da fitne olarak isimlendirilmesi gayet anlaşılır bir durumdur.

Ancak birçok farklı İslam yorumu ve hangisinin doğru olduğuna karar verecek tek bir otorite yokken aynı anlayışın sürdürülmesi, gücü eline geçirenin diktasını besler. İktidarı ele geçirenin cenneti, diğer yorumların cehennemine dönüşür. Farklı yorumlara, iktidardakini devirip kendi diktasını kurmaktan başka bir yol kalmaz. İktidardakine her itiraz fitne ve fırkalar arasındaki her çatışma din savaşı halini alır.

Peygamberden sonra her ne kadar gelenekleşememiş olsa da, İslam düşünce sistematiğinde sorgulanamaz, eleştirilemez liderliklere yer yoktur. Sorgulama ve eleştirme fiilleri ise muhalifliği ve muhalefeti zorunlu olarak gerektirir. Ayrıca yöneticinin halk oyuyla seçildiği günümüzde otoriter yönetimlerin bir karşılığı yoktur. Günümüz siyaset felsefesinde muhalefet, yerine göre iktidardan daha önemli bir makamdır. İktidarın performansını, güç sarhoşu olmasını engeller ve halkın yönetime katılmasını sağlayarak “istişare” prensibinin toplumsal düzeyde işlemesine imkan verir.

Böyleyken siyasi muarızını fitne olarak nitelendirmek bir çeşit dikta arayışıdır. Evrensel kavramları tasarrufu altına alarak kendine maletme çabasıdır. Muhalefet içinde gerçekten fitne hedefleyenler bulunabilir, hatta tamamen fitne çıkarmak için kurulmuş yapılar da olabilir. Ancak bunlarla mücadele evrensel kavramlar üzerinden düşmanlaştırarak değil, somut suç fiillerini cezalandırarak olur. Somut suç fiilleri tespit edilemediği halde evrensel kavramlarla düşmanlaştırmak, iftira ve karalamadan başka bir anlama gelmez. Her yapı, söylemlerine ve icraatlarına bakılarak tek tek değerlendirilmek zorundadır.

Tevhid cümlesinin önümüze koyduğu ufuk çerçevesinde siyasetin hamurunun istişare olduğunu unutmamamız gerekir. Bu prensip sözün ve gücün toplumla olabildiğince paylaşılmasını zorunlu kılar. İstişarenin sağlıklı işlemesi ise farklı ve muhalif düşüncelerin varlığına bağlıdır. Muhalif söylem ve oluşumları zarar değil, dinamizmini hiç yitirmeyen bir toplumun garantisi olarak görmek gerekir.

İlk bölümiçin tıklayınız:

https://www.hertaraf.com/koseyazisi-huseyin-sevim-muhalefet-1569

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş