metrika yandex
  • $32.53
  • 34.82
  • GA17260

GİZLİ DEİZM(İMİZ) VE ÖZGÜR İRADE FELSEFESİ-1

HÜSEYİN SEVİM
17.05.2023

Bu yazı sevgili dostum Nuri Yılmaz'ın yakında yayınlanacak olan "Gizli Deizm ve Özgür İrade Felsefesine Giriş" adlı kitabı ekseninde kaleme alınmıştır. İslami düşünce ve İslamcılık tartışmalarına son derece köklü analiz ve çözümlemelerle katkı sunacağına şüphe olmayan bu eser belki de bu bağlamda en somut teorik çerçeve önerisi olarak inşallah hak ettiği ilgiyi görür.
 
“İslami söylemin bugüne hitap edememesi” sorunu, bir ayet veya hadisin yanlış anlaşılmasıyla vücut bulmuş ve düzeltildiğinde ortadan kalkacak basit bir mesele değil, “epistemolojik zeminin yitirilmesi” şeklinde özetleyebileceğimiz çok derin bir problemdir.
 
Geçmiş zihin dünyasının bir mirası olarak Müslümanlar, genelde bulundukları yeri alemin merkezi zannetmektedirler. Kendi anlayışlarında ve durdukları noktada bir problem görmeyip, büyük bir özgüvenle kabahati çevrelerinde aramaktadırlar. Oysa çoğunun elinde eleştiriden başka bir şey kalmamıştır; sahip oldukları düşünceye kendi çocuklarını bile ikna edemeyecek duruma düşmüşlerdir ama temelsiz özgüven yüzünden farkına varamamaktadırlar.
 
İslam coğrafyasında deizm hızla yayılmaktadır. Yeni nesil yönünü İslam’dan başka tarafa çevirmiş; içinde bulunduğu problemlerin çözümünü artık onda görmediği gibi, bir kaynağının da o olduğunu
düşünmektedir.
 
Sorun henüz yeterince görünür olmadığı ve aksi yönde etkisini artıran selefi yönelimler algıyı dengelediği için bu tespite soru işaretleriyle yaklaşanlar olabilir. Nitekim aktif cemaat faaliyeti içinde olanlar faaliyetlerinin doğruluğuna duydukları güvenle; “kendi dışlarında gerçekleşen ve onları ilgilendirmeyen” bir sorun gibi bakmaktadırlar. Cemaatsiz kalmış eski İslamcıların çocuklarında yada “Allah’ın hidayet nasip etmediği” gençlerde görüldüğünü düşünerek rahatlamaktadırlar. Resmi ağızlar ise genelde sorunu reddetmeyi veya görmezden gelmeyi tercih etmektedir.
 
Resmi söylem sorunu küçültmeye, geleneksel İslamcılık ise ötekileştirme yoluyla kendinden uzaklaştırmaya çalışsa da hiç kimsenin dışında kalamayacağı bir süreçtir bu ve gittikçe yaklaşmaktadır.
 
Günümüzde İslami müktesebat rasyonel açıklamalardan değil dogmatik kabul ve kurallardan oluşmaktadır. Günün kültürleriyle yüzleşerek gücünü ispat etmiş sınanmış bilgiler değil neredeyse bin yıllık ezberlerdir.
 
Kendisini ikna ve ispat yoluyla değil, “din budur” veya “din bunu emrediyor” şeklindeki bir dikte biçimiyle ifade etmektedir.
 
Fazlasıyla itici ve bir o kadar da sorunu anlamaktan uzaktır. Böyle olunca ateşin ocağa düşmesi an meselesidir. Sosyal medyada başlayıp arkadaş ortamlarında devam eden sorular karşısında genç, yıllarca kendisine belletilen doğrulanamaz metafizik önermelerle ve “budur, böyledir!” denilerek dikte edilen ezberlerle baş başa kalır. Sonra da savunmasız bir şekilde savrulmaya başlar.
 
Zihnine düşen sorulara ikna edici cevaplar bulamayan ve ezberletilenlerin yıkılmasıyla tutunacak dalı kalmayan bir insanın boşluğa düşmesi kaçınılmazdır. Boşluğa düşüldüğünde ise bütün söylemler anlamını yitirir, dine ve dini öğretiye güven sona erer.
 
Geriye sadece sığınılacak bir liman olarak tanrı fikri kalır ve deizm bu halin adıdır.
 
Deizm tartışmalarını doğru anlamak ve doğru zeminde konuşmak istiyorsak, başlanması gereken esas noktanın gençler değil iddiasını yitirmiş İslamcılar olduğunu görmeliyiz. Asıl problem gençlerin değil
eski İslamcıların deist olmasıdır. Gençlerin deizmi, İslamcılarda var olan gizl(enm)i(ş) deizmin bir sonucudur ve aslında onun mantıksal sonuçlarını yansıtmaktadır.
 
İslamcılar İslam’la kurdukları güçlü  duygusal bağlar sebebiyle içinde bulundukları deizm halini fark edememektedirler. Ne var ki gençler İslam ile duygusal bağ kurma fırsatı bulamadıkları için deizm belirgin olmakta, ifadelere dökülmektedir.
 
Son dönemlerde sıkça karşılaşılan bu kimseler, geleneğin problemlerini aşmak için çıktıkları yolda eleştirel okuma ile İslam’ı özdeşleştirmişler, eleştirel okumayı bir “aydınlanma” gibi görüp “henüz aydınlanmamışları aydınlatmayı” yeni dönemin İslamcılığı haline getirmişlerdir.
 
O kadar yıkıp dökünce ve yerine bir şey koyamayınca, İslam adına ellerinde eleştirilerden ve (yerine getiriyorlarsa şayet) ibadetlerden başka bir şey kalmamıştır. Yaşadıkları teorik zemin kaybı sebebiyle bir kimseyi sadece Müslüman olmaya değil ahlaklı bir insan olmaya bile ikna edecek sağlam argümanları bulunmamaktadır. Ahlaklı bir insan olmanın gereğini; ortak akıl, insanlık, vicdan, töre gibi kavramlar üzerinden ifade etmeye çalışırlar. Oysa bu kavramların kendi bağımsız bilgi içerikleri yoktur; tanımlanmak için başka referanslara ihtiyaç duyarlar. Doğaları gereği günün yaygın anlayışlarını izler ve bu çerçevede (coğrafyasına göre) ya liberalizm ya sosyalizm ya da anarşizm tarafından belirlenirler.
 
İşte deist olan gençler, elinde İslam eleştirilerinden başka bir şey kalmamış, epistemolojik açıdan kifayetsiz söylemlere sahip, duygusal bağlar olmasa İslam’a dair hiçbir iddiada bulunamayacak olan bu neslin çocuklarıdır. Bir insan çıkıp; “neden Hristiyan, Yahudi, Hindu, Budist, Komünist, Anarşist vs değil de Müslüman olmalıyım! İslam bana onların veremediği ne verecek?” diye sorduğunda, ispatlanamaz metafizik önermeler dışında cevaplar verememektedir. “Allah böyle emrediyor; O rehber olsun diye peygamberler ve kitaplar gönderdi; hayat bir imtihandır; Allah’ın emrine uygun yaşayanlar cennete, inkar edenler cehenneme gidecek” gibi ifadeler, sınanması ve doğrulanması mümkün olmayan metafizik önermelerdir. Potansiyel deizmin İslam düşüncesi için varoluşsal bir problem olmadığını belirtmemiz gerekiyor. Çünkü İslam özünde metafizik değil rasyonel bir kültürdür. İspatlanamaz önermeleri üst üste yığıp peşin iman talep eden değil; hayatın sorunlarına yönelerek onlara yürek ferahlatıcı adil çözümler üreten ve ürettiği çözümlerle diğer dinlere-felsefelere meydan okuyan bir kültürdür. Fakat hilafetin saltana dönüşmesi, İslam düşüncesinin seyri yönünden bir dönüm noktası teşkil eder. Bu dönüşüm dünya işlerinin sultan tarafından yönlendirildiği düalist bir gerçeklik inşa etmiş ve rasyonellikten kopup dogmatizm tuzağına düşme sürecinin başlamasına yol açmıştır. Günümüz İslam çalışmaları, sosyal hayatın problemleri karşısında İslam’ın ne vadettiğini ortaya koyan ve buna uygun bir yaşamın nasıl inşa edileceğini dert edinmiş hayatın içinden çalışmalar değil, dogmatik önermelerle kurtuluş vadeden bir dincilik faaliyetinden ibarettir. Bu faaliyet, dini topluma hâkim kılmayı en öncelikli hedef olarak belirler ve bu hedef için yoğun bir çaba sarf eder ama; “hâkim kılmak ne demektir, nasıl olursa yaşam dine uygun hale gelmiş olur” gibi soruların cevaplarını içermez.
 
Felsefelere göre İslam düşüncesinin özel bir niteliği bulunmaktadır. Öğretinin taşıyıcısı olan Kur’an, meselelere bir makale sistematiğiyle yaklaşmaz. Değindiği her konuyu bütün sorulara cevap verecek şekilde aydınlatmaz. Surelerde bir konu sırası olmadığı gibi konudan konuya geçişte sıçramalar göze çarpar. Bir bilgenin hikmetli tavsiyeleri üslubuyla aşkın felsefi mülahazalar ve hayatın içinden konular iç içe anlatılmaktadır.
 
Kur’an birçok boşluk bırakarak okuyucusuna çok geniş bir düşünme ve yorum alanı veren bir kitaptır. Kimi meseleleri pratik üzerinden ele almıştır, pratiği ilkeye (teoriye) dönüştürmek okuyucunun sorumluluğudur; kimi meseleleri teori düzeyinde ele almıştır, uygulama modelleri üretmek okuyucunun sorumluluğudur. Parça parça kesitler şeklinde ele alınmış metafizik anlatımları bir evren tasarımına ve bir yaşam tasavvuruna dönüştürmek okuyucunun görevidir. Alışkın olmayanların yadırgayabileceği bu üslup, “okunup anlaşılsın” diye gönderilmiş bir kitabın büyük sırrı ve eşsiz hikmetidir. 
 
Bu özelliği muhafaza edildiği müddetçe hiçbir bilimsel gelişme, evren hakkındaki hiçbir yeni keşif ve insan toplumsal hayatındaki hiçbir değişim İslam’ı olumsuz yönde etkilemez, rasyonellikten uzaklaştırmaz. Bu perspektif yakalandığında Hz. Ömer’in çok dinamik bir şekilde örneklendirdiği gibi her yeni durumu kuşatan ve her gelişmeyi adalet eksenine yerleştiren bir yaşam tarzı vücutbulur.
 
(Devam edecek... )

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Hüseyin Sevim | 17.05.2023 18:00
Yusuf bey kıymetli uyarınız için teşekkür ederim. Not ettim. İnşallah becerebilirim :)
Yusuf Yılmaz | 17.05.2023 15:16
Yazı iyi. Ancak ağır Türkçe kavramlarınızı, herkesin kaldırması, daha doğrusu anlaması mümkün değildir. Lütfen biraz daha yalın Türkçe ile yazınız. Bu kavramlara uzak olan ve geçmişinde İslam yaşantısı zayıf olan v b. insanları da düşünerek yazarsanız daha iyi olur. Hele gençlerin bu ağır Türkçeyi kaldırması mümkün değildir. Selam ve dua ile Allah'a emanet olunuz.