metrika yandex

GELECEK/GELECEĞİ ÖZGÜRLEŞTİRMEK..

18.08.2020
Talip ÖZÇELİK

"Geleceği özgürleştirmek" Atasoy ağabeyin son kitabının ismi. Atasoy abinin okuduğum her kitabının altına bitirdiğim günün tarihini ve imzamı atarım.    

Ağabeyimizin hem kitaplarında hem de konuşmalarında önemli konulara vurgu yaparken seçtiği kelimeler özellikle dikkatimi çekmiştir. Çok az kelime kullanarak, pek çok şeyi anlatma ustalığı yani veciz üslubu son kitabın başlığında da görülmekte. "Geleceği Özgürleştirmek" iki kelime ama derin anlamları, soruları, çözümleri içinde bulundurmakta. Mesela hemen aklıma gelenler şunlar;

-geleceği nasıl özgürleştiririz?    

-geleceğin özgürleşmesi için neler yapılmalıdır?

-gelecek-bilgi ilişkisi nedir?

-geleceğin geçmiş ve şimdiki zaman ile ilişkisi nedir?

-geleceğin özgürleşmesinin diğer özgürlüklerle ilişkisi varmıdır ve nasıldır?

-geleceğin köleleşmesi nedir, nasıl olur? Başlık benzeri pek çok soruyu çağrıştırmakta.

 İslami düşünce, kültür sanat edebiyat hayatının geçmişle ve günümüzle bir hesaplaşma içine girmesini, İslami bir paradigma ile geçmişi ve günümüz dünyasını doğru anlamak için yapılacak çalışmalarla ancak geleceği özgürleştirebileceğimizi anlatır; Atasoy abi. Belki de yıllardır Müslümanların bir düşünce kuruluşunun bile olmadığından yakınmasının temel sebebi budur.  

Ziyauddin Serdar'ın kitabını bu  düşüncelerle elime aldım, fakat beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Bu yazıda üzerinde durmak istediğim kitap Ziyauddin  Serdar'ın Mahya Yayınları arasından çıkan GELECEK isimli kitabı. Serdar'ın kitabını geçen yılın Eylül ayında okumuştum. Beni hayal kırıklığına uğratmasına rağmen bazı genç arkadaşlarımıza da önerdim 

Z. Serdar'ın kitabının birinci bölümünde gerek yaptığı alıntılar gerekse konuyu ortaya koyan cümlelerden, günümüzdeki hakim anlayışa eleştiriler getireceğini ve kitabın böyle ilerleyeceğini düşünmüştüm,maalesef öyle değilmiş. James Dator'dan yaptığı alıntının ilk cümlesi şöyle; "gelecek araştırmaları pozitivizmin postmodern çağda büyüyen son gayrimeşru çocuğudur." Bu cümle  önemli. Tam da şeytanın yeni yüzlerinden birini anlatıyor. Fakat cümlenin devamında, bu görüş  "insanların, geleceği tahmin eden ve kontrol altına alan bir gelecek bilimine inandıkları bir dönemde ortaya atılmıştır" diyor. Son cümlesine katılmak ise mümkün değil. Şöyle diyor  "Artık bunun hiçbir konuda mümkün olmadığını biliyoruz." Hayır tam tersi oluyor bugün. Pozitivizmin bu gayrimeşru çocuğu bugün çok büyüdü, çok gelişti ve çok güçlendi. Bu piçin ne kadar güçlendiğini ne yazık ki Serdar bize anlatmıyor. Bu konuyu ondan değil Koreli yazar Byung Chul Han'ın PSİKOPOLİTİKA isimli kitabından öğreniyoruz. Bilginin nasıl toplandığı ve bu toplanan bilginin insanı ve toplumu yönlendirmede nasıl kullanıldığını, geleceğin nasıl şekillendirildiğini anlatıyor; Koreli yazar…

Serdar'ın kitabı teknik detaylardan da örnekler vererek, gelecek hakkında yapılan çalışmalar, farklı gelecek öngörüleri, gelecek çalışmalarında farklı yaklaşımlar ve benzeri bağlamlarda konuları genel anlamda ortaya koyan akademik bir kitap olmuş. Her konuda teknik detaylara fazlaca inmiş ve bazı önemli başlıklar çok kısmi-yerel örneklendirmelerle geçiştirilmiş. Mesela "toplum geleceklerini şekillendirmek" başlıklı onuncu bölümde Filipinler'deki bir ada olan Negros'ta olan olayları anlatıyor. Geçim kaynağı balıkçılık olan halkın, balıkların azalmasıyla geçim sıkıntısı çekmeye başladığını, problemin sebebinin araştırılması ve gelecekte sorun yaşanmaması için alınacak tedbirler çerçevesinde yapılan çalışmaları özetlemiş. Sebep, kaçak avcılık. Çözüm ise gönüllü sahil güvenlik gücü oluşturulması ve kaçak avlanmalara  verilecek  ağır cezalar. Birkaç yıl içinde çok olumlu netice alındığı ve 2005'te neredeyse kaçak avcılığın sona erdiğini anlatıyor.   

Konu başlığının altındaki örnek ne kadar da naif ve insani değil mi? 

Toplumların geleceklerini şekillendirmek bugün nasıl yapılıyor onu Byung Chul Hana sorun "psikopolitika"da  anlatıyor.Ya da "yarın neyi tercih edeceğinize bugün ben karar veriyorum" diyen Fransız reklamcıya sorun. Aynı reklamcı geçmiş yıllarda herkes koyun klonlanmasını, konuşurken o "klonlanmış hayatlarımız" diyordu.

Gelecek araştırmalarının temeli batıda birkaç yüzyıl öncesine, oryantalist çalışmalara kadar götürülebilir. Bu çalışmalar sadece doğuyu tanımak amaçlı değildir. Doğuyu  güçsüzleştirip tahakküm altına alma, zenginliklerini ele geçirmeye  çalışma ve sömürüye dair çok şey anlatır.     

Atasoy abi bir konuşmasında Napolyon'un Mısır seferine çıkarken 200 kadar tarihçi, sosyolog, tarih felsefecisi, antropolog, ilahiyatçı ve psikologlardan oluşan kalabalık bir akademisyen ve entellektüel gurubunu yanına aldığını anlatmıştı. Napolyon Mısır'a hakim olmak için bunların tamamının bilgisine ihtiyaç duyuyor. Hakimiyetin gelecekte sorunsuz devamı için bu 200 kişilik grup, Napolyon'a ırki ve mezhebi farklılıkların devamlı öne çıkarılıp kaşınmasını ve mistik-tasavvufi konuların yaygınlaştırılmasını öneriyorlar. Bu üzerinde çok düşünülmesi gereken bir örnektir. 

Serdar'a dönelim, birinci bölümün sonunda şöyle diyor;

"geleceği etkileyebilecek güncel düşünceler,gelecekle ilgili olduğu kadar hisler amaçlar tasavvurlar ve istekler ile de ilgilidir."

"Öngörüyle ve değişimin yaratıcı bir şekilde yönetimi ile ilgilidir."Sh. 16. 

Evet bugünkü düşüncelerimiz amaçlarımız, hislerimiz isteklerimiz, günlük yaşantımız davranış ve çalışmalarımızın tamamı geleceği etkileyecektir, ancak bugünkü davranışlarımızı düşüncelerimizi etkileyen şey nedir? Dünkü hangi şeyler etkiliyor bu günkü düşüncemizi ? Atasoy Müftüoğlu "biz düşünmüyoruz düşündürtülüyoruz", "hepimiz medya uyuşturucuları alıyoruz" derken acaba neyi kast ediyordu? 

Serdar'ın kitabında tamamen batılı bir akademisyenin bakış açısıyla konunun İncelendiğini görüyoruz. Bu belki de yazarın Pakistan'da doğmasına rağmen Londra'da büyümesi ve üniversitede fizik ve iletişim okunmasından  kaynaklanmakta. Gelecek araştırmalarına  ve farklı görüşlere atıf yaparken, konuları detaylandırırken tamamen pozitivist bir bilimselcilik anlayışı ve determinist bir yaklaşım ve yorumlama dikkati çekmekte. Bu paradigmaya hiçbir eleştirisi olmadığı gibi karşı yaklaşımları da tarihte kalmış antikalar gibi değerlendirmekte.

Mesela ikinci bölümde "insanların çoğu için zaman süreklidir, doğrusaldır ve tek yönde hareket etmektedir" iyor.Sh.17. Bu bakış açısı batılı doğrusal ve ilerlemeci tarih anlayışını ortaya koymakta. Halbuki İlerlemeci, doğrusal tarih anlayışı olaylara sadece batıdan ve batı gözlüğü ile bakar. Son yıllarda bu anlayış çoğu batılı olan düşünce adamları ve entelektüeller tarafından ciddi olarak eleştirildiğine şahit oluyoruz.

"Geleneksel toplumlar zamanı döngüsel görür"Sh.17 

"Dünya genelinde doğrusal zaman algısını temel alacak olursak, döngüsel zaman algısını yalnızca geleneksel toplumların bir kalıntısı olarak görüp gözardı edebiliriz"Sh.19.

"Fakat döngüsel zaman tarihte oldukça önemli bir yere sahipti Sh.19. 

Bu üç dört cümlede kullanılan kelimeler bile sanki bir oryantalistin ağzından çıkıyor gibidir. "Her yöne bakmak" başlıklı sekizinci bölümün "nedensel katmanlı analiz" kısmında söylem konusunu incelerken şöyle diyor;

"söylem kesin sınırlarla çevrili bir sosyal ve kültürel bilgi alanı ve varsayımlar, disiplinler ve fikirler sistemidir." Sh.91

"Dünyayı söylemler üzerinden anlamlandırırız"Sh.91

"En meşhur söylem örneği doğu kültürünü, batının bilim, sanat ve edebiyat alanlarındaki incelemesi altında, yabancı ve egzotik bir obje (yani nesne)gibi yorumlayan oryantalizmdir"Sh.92. 

"Yalnızca doğuyu anlama yöntemi değil aynı zamanda doğunun üzerinde tahakküm kurma yöntemidir. Sh.92. 

Bu cümleleri Z. Serdar  1999 da yazdığı kendi makalesinden alıntılamış. Yukarıda sayfa 19'da naklettiğimiz cümleler ise tam da bu oryantalist bakışla malül cümleler.Kitapta iki yerde demokrasiden övgüyle söz edilmesi ayrıca dikkate değer.

Bu illet batılı eğitimden geçmiş akademisyen, uzman ve  entellektüelin pek çoğunda  ne yazık ki görülmektedir. Kendi değerlerine güvensizliğin, kendi toplumuna yabancı olmanın açığa çıkardığı bir aşağılık kompleksi olsa gerek.

   Kitabın üçüncü bölümünde gelecekler araştırmalarının kısa tarihinden bahsederken; pek çok önemli olayda yayınladığı raporlara atıfta bulunulan Rand Corporation isimli kuruluştan da bahsediyor." Gelecekle ilgili çalışmalar....askeri endüstriyel kompleks bütününün  bir parçası olan rant Corporation'da başladı" Sh.29.

"1948'de ABD ordusu için araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmak amacıyla kurulmuş olan RAND" Sh. 29 Daha sonra "dünya gelecekler topluluğu" nun UNESCO'nun desteğiyle Paris'te kurulduğu bilgisini veriyor.

Gelecek araştırmalarıyla ilgili kullanılan bazı terimleri anlattığı dördüncü bölümde ise ilginç kelimelere-tanımlara rastlıyoruz.

-Koşullara bağlı gelecekteki durumlar.

-Toplum matematiği.

-Öngörü.

-Senaryo yaklaşıma.

-Gelecekler araştırmaları.

-İleri görünümlü analiz.

-Stratejik öngörü ve benzeri terimler. 

Gelecek araştırmalarına dair farklı görüş ve teknik yöntemlerden söz eden yazar, maalesef küresel şirketlerin ve emperyalist devletlerin, gelecek analizlerini nerede kullandığından, bu çalışmaların hangi amaçlara hizmet ettiğinden söz etmediği gibi, halkların  sömürülmesine, köleleştirilmesine nasıl katkıda bulunduğuyla  ilgili de tek bir cümle kurmuyor. Gelecekler çalışmalarıyla ilgili olarak yapılan araştırma, kamuoyu yoklaması vb şeyleri  kimler finanse ediyor, çalışma sonuçlarını kimler nasıl değerlendiriyor, hangi devlet veya şirket hangi araştırmayı yaptırıyor.? Bu yapılan çalışmalarla Müslüman dünyanın ya da dünya halklarının geleceği nasıl ipotek altına alınıyor? Bunlara dair hiçbir soru ya da sorgulama cümlesi görmüyoruz.

Kimi eleştirel cümleler var tabii, ancak bunlar garnitür kabilinden, nakil cümlelerdir. Bunları sormayan sorgulamayan yazar şöyle bir cümle kullanıyor; "gelecekler danışmanları işletmelere, organizasyonlara, topluluklara ve hükümetlere gerçekleştirilebilir gelecekler tahayyül etmeleri, istenen ve arzulanan geleceğe yönelik hedefler,planlar, stratejiler yapmaları noktasında yardımcı olur. Sh.53.

Sanki yapılanlar ne kadar naif, ne kadar insani ve sivil çalışmalarmış  gibi değil mi? 

Sayfa 46'da tam bir garabet örneği var. Serdar'ın gelecekler çalışmasının dört yasası bölümünün üçüncüsü olan ve kendi makalesine atfen belirttiği "gelecekler çalışması şüphecidir" kısmında söyledikleri kitabın tamamında ki genel bakışıyla çelişiktir. Şöyle diyor;

"gelecekler çalışmaları... hakim görüşlere, öngörülere, kestirimlere ve gerçeklik kavramlarına karşı da şüpheyle yaklaşmalıdır ki, gelecek tek bir kültür tarafından ipotek altına alınmasın, sömürgeleştirilmesin" Bu cümleler öyle bir gülünçlüğü içinde barındırıyor ki benim kullanacağım kelimeler bunu anlatmaya yetmez. Atasoy abinin cümleleriyle söyleyecek olursak, "batılı epistemolojinin diktatörlüğünü pozitivist bilimciliğin faşizmini, küresel-emperyalist  her türlü dayatmanın ve sömürgeciliğin her türlü baskısını iliklerimize kadar hissettiğimiz-yaşadığımız bir dünyada, böyle bir zamanda "gelecek tek bir kültür tarafından ipotek altına alınmasının sömürgeleştirilmesin" demek ne demektir? Zaten ipotek altına alınmış zaten sömürgeleştirilmiş. 

Yukarıda naklettiğiniz paragraftaki "gerçeklik kavramlarına karşı da şüpheyle yaklaşmak” cümlesi üzerinde de ayrıca durmak gerekir. Postmodernist  görececi düşüncenin hakikatin bilinemeyeceği ve hakikat diye bir şeyin olmadığı  anlayışını içeren bir cümle bu ve bizim katılmadığımız bir cümle.    

Kitapta bu bakış açımızla eleştireceğimiz çok şey olmakla beraber Müslümanları gelecek konusunda düşünmeye sevkettiği, gelecek tasavvuru konusunu gündemlerine almayı ve bu konuya kafa yormayı hatırlattığı, en azından bende bu çağrışımlara vesile olduğu için kitap önemli bir çalışma olmuş. Ufkumuzu genişleteceğini düşünüyorum. Tabii gelecek tasavvurumuz; ipotek altına alınıp sömürgeleştirilmiş, batılı bilgi ve paradigmanın işgali altındaki bir zihinle değil, bağımsız Müslüman bilinciyle yapılmalıdır. Geleceğimizi özgürleştirmek ancak böyle mümkündür.

Geçmişimizi ve günümüzü en doğru şekilde okumayı başarabilirsek , İslami-insani sorumluluklarımızı yerine getirirsek, kendi kelimelerimizle-kitap ve Sünnet perspektifi ile-günümüz dünyasını kavrayabilirsek geleceğe dair söz söyleme imkanımız olacak ve geleceğimiz özgürleşecektir. Kitapta unutulmaması gereken güzel cümleler de var.

-"Tasavvurlar kalbin gelecekleridir"

-"Yürekten inandığımız değer ve hedeflerimizi ifade eden bir ses olurlar."

-"Tasavvurlar birey ve toplum olarak arzu ettiğiniz bir gelecek tarihini tasvir eder. Tasavvurlar insanlara ilham kaynağı olur." Sh. 81

Geleceğe dair tasavvurlarımız var mı? Bugüne ve geleceğe dair araştırmalar yapacak düşünce kuruluşlarımız ve  araştırmacı insanımız var mı? Ya da buna bütçe ayıracak iş adamlarımız var mı?

"Kullanılmış bir gelecek mi satın aldınız? Diğer bir değişle gelecek suretiniz sizin arzuladığınız bir gelecek mi yoksa onu farkında olmadan başkasından ödünç mü aldınız?" Sh.50. 

"Şimdiki zaman geleceğe dair algı ve metaforlarımıza göre şekillenir."Sh.77

Kitabın ek kısmındaki 100 fikir bölümü ise bu konuya dair kapsamlı bilgi edinmek isteyenler için çok zengin bir malzeme sunuyor. Gelecekle ve gelecek araştırmaları ile ilgili kitap, dergi, kurum, temel kuruluşlar, web siteleri, belgesel film ve önemli metinleri içermekte.

Kitap şu soruyla başlayıp, aynı soruyla bitiyor;"yarın ne yapıyorsun?"

En uzun gelecek olan kıyameti düşünüp göz önüne alarak hareket eden bireysel bencilce yanımızı öne çıkarırken, yakın ve orta gelecekte insanlığın, müslümanların durumu ne olacak diye düşünmesi gereken diğerkam yanımızı, görmezden gelip ihmal etmek ne kadar doğru bir davranış olur?

Tevhidi bütünlük; insanı, toplumu, hayatı, dünü, bugünü, yarını, geleceği ve hatta gelecekten sonrasını tevhid etmeyi (birlikte düşünmeyi) gerektirmez mi?

Ankara/15 Ağustos 2020

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş