metrika yandex

FIRSATI FANTEZİYE FEDA MI EDELİM?

03.02.2020
Derviş ARGUN

14 Ağustos 2001 tarihinde kuruluşunu ilan edilen Ak Parti, kuruluşundan 15 ay sonra 3 Kasım 2002 tarihinde girdiği ilk seçimde % 35 oy alarak tek başına iktidara geldi. Kurucu lider Tayyip Erdoğan ise, siyasi yasaklı olması sebebiyle ancak 8 Mart 2003 tarihinde yapılan Siirt yenileme seçimleri ile meclise girebildi ve 15 Mart 2003 tarihinde 59. Cumhuriyet Hükümetini kurarak Başbakan oldu.

Parti çok kısa sürede Türkiye’nin çehresini değiştirecek hamleler yaptı ve 2004 yerel, 2007 genel, 2009 yerel, 2011 genel ve 2014 yerel ve 2018 genel seçimlerde yaşadığı fırtınalara rağmen birinci parti olarak çıkmayı başardı. Recep Tayyip Erdoğan, 2014 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise, tüm muhalefetin karşı cephe oluşturmasına rağmen 1. Turda seçilmeyi başardı. Ardından 2017 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildi ve Türkiye’de yürütmenin mantığı, dahası kodları değişti.

Tüm bunlar olurken Türkiye akla hayale gelmedik süreçlerin yaşandığı bir ülke olarak da tarihe geçti. 2007 yılında verilen e-muhtıra, kendisini rejimin bizatihi kurucu gücü kabul edip, mutlak ve tek söz sahibi olduğunu iddia edenlerle, cezaevinden çıkıp gelerek iktidar olan Recep Tayyip Erdoğan’ın kapalı kapılar ardında olmaksızın ilk karşı karşıya gelişleriydi. Dahası hükümetin takınacağı tavra göre şiddetini arttıracak bir depremin öncüsüydü. Ak Parti ve o günkü hükümet, duruşu ile o kulvardan gelmesi muhtemel darbenin belini kırarken, öte yandan başka bir mekanizmanın ağlarını ördüğünden belki haberdardı belki de değildi.

FETÖ, 7 Şubat 2012 MİT krizi, 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonu ve son olarak 15 Temmuz darbe girişimi ile Ak Parti’nin ve hükümetin son 10 yıllık enerjisini sömürerek, sonuç alıcı hamlelerin önüne geçti dahası, Ak Parti’yi yapmayı düşündüğü ve devrim sayılabilecek birçok konuda geri adım atmak zorunda bıraktı.

Suriye iç savaşı başta olmak üzere içeride ve dışarıda zorlayan konularla başa çıkmaya çalışan hükümet, değişen sistemden dolayı % 51’i almak zorunda olduğu bir seçimle karşı karşıya kaldı. Muhtemelen 2017 yılında yapılan sistem değişikliği ile öngörülmeyen bir sorun olan, sağcısı, solcusu, İslamcısı ve Marksist’inin bir potada buluşması, dahası buluşturulabilmesi Ak Parti açısından süreci zora sokmuş gibi gözüküyor.

Ak Parti’nin kuruluşundan hemen sonra girdiği 3 Kasım 2002 seçimlerinde aldığı oya, 2018 yılında yapılan genel seçimlerde % 8 eklemesine ve % 43 almasına rağmen, muhalif tüm kesimlerce çıkarılan başarısız oldu yaygarası tutmuş olmalı ki, şimdilerde Ak Parti’nin kavgasını verdiğini iddia ettiği değerlere inandığını söyleyen kesimlerce de eleştirilmeye başlandı. Bu durumda etkin sebep olarak FETÖ' nün tüm kesimlerce kullanılabilecek oldukça başarılı algı operasyonları varsa da Ak Parti'nin kimi siyasetçilerinin bu algıyı besleyecek hataları da oldukça fazladır.

İslamcı bir çizgiden gelen Ak Parti liderinin bir İslam devleti vadetmediğini bilenlerdenim. Bu günlere,71 yaşında, kanserli ve tedavisinin devamı için kendisinden başı açık fotoğraflı sağlık karnesi istenen Medine Bircan vakalarından geldiğimizi unutmadım. Yine bu günlere, koskoca başbakanı genelkurmay binasında bir astsubayın odasında gizli saklı namaz kılmak zorunda bırakanların egemen olduğu günlerden geldiğimizi unutmadım. Yine bu günlere inançlarından dolayı aşağılanan, yok sayılan, derslere alınmayan, gözyaşları içinde okul önlerinde başörtüsünü çıkarmak zorunda kalan kızlarımızın, canımızı acıtan görüntülerinden geldiğimizi de unutmadım. Örnekler aklımızı oynatacağımız kadar çoğaltılabilir. O sebeple de bu günlerde, devletin valisiyle, emniyet müdürüyle dilediği saat görüşebilen hacı abilerin, bunu kendilerinden menkul sayma aptallığında değilim. Rejimin kodları bunu her an değiştirebilecek kıvraklığa sahiptir.

Abartmaya da gerek yok. Ben kendi müstetir dünyamda Tayyip Erdoğan’la dindar bir devlet için değil, dileyenin dindar kalmasını sağlayacak bir zeminin oluşması için anlaştım. Özellikle bugünlerde FETÖ ve onun yönettiği mahfillerce yapılan operasyonlara eşlik etmenin ağır bir mesuliyeti olduğuna inananlardanım.

Cüneyt Özdemir’in dediği gibi "sistemin kendisi yolsuzluk ve ahlaksızlık üretirken ve dürüst insana yaşama şansı vermezken", sistemin üzerine kapanıp kimseye koklatmayız diyenlerin Tayyip Erdoğan’la yaptığı kavgada onların lehine saf tutmam. Ancak, Tayyip Erdoğan'dan tam da bu zamanda, bu kokuşmuş sistemi değiştirecek ve kim gelirse gelsin insanların hak ve onurlarıyla oynayamayacağı, ihanet edemeyeceği, dahası adam gibi yaşamak isteyenlerin zorlanmayacağı bir vasat oluşturmasını bekler ve isterim. Yoksa tek derdi Tayyib’i devirmek olanlarla iş tutmak, erdem falan değil.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
ALİ YİĞİT

07.02.2020

Aynen her kelimesine katıldığım bir yazı yüreğine kalemine sağlık sayın Derviş Argun Bey.