metrika yandex
  • $19.19
  • 20.82
  • GA1200

Rilke’nin Efendimiz(sav)’e Yazdığı Şiir ve Zarif Bir İtiraf

FERMAN KARAÇAM

16.01.2022

Rahmetli Cahit Zarifoğlu Ağabey, bazı gazetelerde ve dergilerde farklı mahlaslarla yazılar yazmıştı. 

O yazılarından birinde “ Bir şiir kitabının acıklı öyküsü” başlığı altında, ilk şiir kitabı olan İşaret Çocuklarının baskısı hakkında, gerçekten zarifçe ve oldukça doğal bir şekilde olanları olduğu gibi anlatır .

Bir şairin kaleminden çıkan bu anlatım hem çok samimi, çok candan ve nezih bir üslup taşıdığı  hem de  “halini arz” makamında olduğu için önemli bir edebi değerdir.  
Bu sebepledir ki, olay üzerinden elli beş, yazı üzerinden yaklaşık kırk yıl geçtiği halde, bazı teknik terimler haricinde sanki dün yazılmış gibidir. 

Bana hatırlattığına gelince: 

Eserleri ve hayatları ile bazı şairler birbirine çok benzeseler ve hatta “ ..Ben zaten onu tanımadan önce de, o vari yazıyormuşum “ deseler de, biraz daha yaklaşınca aradaki farkı görüyorsunuz.

Mesela Cahit Ağabey ile Rilke benzerliği ve farkı.

Biri annesini çok erken yaşlarda kaybeder, annesizliğin acısını ve kaybını yaşar, yansıtır ve fakat bu derin acı onun şair ruhu ile birleşince,  daha hayattayken hem şiirde, hem diğer edebi eserlerde ve hem de yaşantıda imrenilecek bir zirveye oturtur onu. 

Ve nihayet zirvedeyken dünyaya veda eder. 

Ötekinin annesi Prag’ın en soylu ve en zengin ailelerinden birinin kızıdır ve çocuğunu da bir erkek gibi değil, bir kız gibi giyindirir ve kız gibi yetiştirir. 

Bu şair de kendisine yaşatılan çelişkilerin derin acılarını, korku ve dramını yansıtır şiirlerine ve fakat Rainer Marie Rilke ne evliliklerinde ne de bekar hayatında düzenli bir çizgi tutturamaz. 

Batı edebiyatının en özgün şairlerinden biri olan Rilke’nin içtenlik ve zengin müzikli şiirleri dışında, inişli çıkışlı, bunalımlı 51 yıllık ömrün en büyük hasılası ise, 1910 yılında Fas seyahatından sonra Kur’an-ı Kerim’in Peygamber Efendimize indirildiğine dair yazdığı şiirdir. 

Melahat Togar’ın Türkçe çevirisi ile paylaşacağımız bu şiir 

Muhammed’in Yalvarması (sav) başlığını taşır.

Gerçi saklandığı yere, o pek yüce olan
Girince bir bakışta tanınan Melek
Dimdik ve görkemli parıltılar salan:
Yalvardı bütün iddialardan vazgeçerek

İzin verilsin diye gezgin kalmasına
Eskisi gibi, dalgın bir tacir olarak yani;
Okumuşluğu yoktu, fazla gelirdi ona da
Bilginlere de görmek sözün böylesini.

Melekse emredercesine gösteriyordu
Levhasına yazılanları yalvarana
Gösteriyor ve istiyordu tekrar: Oku

Okudu O da: Öyleki Melek hayrandı.
Çoktan okumuş denirdi artık ona
Yapabilendi o, kulak veren ve yapandı.
Rainer Marie Rilke 

Bu güzel hatırlamadan sonra şimdi de Cahit Ağabeyin 1983 yılında yazdığı, “Bir Şiir Kitabının Acıklı Güldürüsü” nü, bana bu yazının orijinalini gönderen sevgili Birol Ülker kardeşime teşekkür ederek, Zarifoğlu’nun kendi kaleminden paylaşabiliriz.

“Bu başlık altında kendi şiir kitabımdan bahsedeceğimi tahmin edebilir miydiniz? 

1967 yılı idi.

Şiirlerim yeni yeni, İstanbul'da, edebiyat dergilerinde yayınlanmıştı. Nihayet yayınlananlar ve yayınlanmayanlarla birlikte bir kitabı dolduracak kadar biriktiler.

O zaman her şair gibi bende de bir kitap yayınlama düşüncesi dal budak saldı.

Yayınevi ve maddi imkân mı, ne gezer.

Genç bir şairin şiir kitabına kim talip olur.

Bende ve hep öğrenci olan arkadaşlarımda da kitap bastıracak para mevcut değil.

Yine de bastırayım istiyorum.

Matbaalarla konuştum.

Nihayet bir dost vasıtasıyla gittiğim matbaa sahibiyle, 120 sayfa civarında tutacak kitap için üç bin adeti için 1000 liraya anlaştık. Taksitle ödeyecektim.

Ayda 250 lira.

Peşin 250 lira.

O zaman öğrenci bursları da 250 lira. Zaten bu paraya göre taksit hesaplamıştık.

Kapak için bir grafikçiye gittim.

Şu kadar lira dedi.

Gözlerim fal taşı gibi açıldı.

Çıkarken sen bir tabaka letraset al, bendeki karakterleri de katarım, kapak sana bir tabaka letrasete mal olur.

Ancak sen de letraseti bana bırakırsın" dedi.

Kapak da böyle halloldu.

Kitap basıldı.

Adı işaret çocukları.

Eşe dosta imzaladık.

Bazıları zorla parasını verdi.

Bir iki arkadaş da beş on tane alıp gönüllü olarak sattılar. İşte hepsi bu. Kitabı bastırmıştım ama bunu ne yapacağımı bilmiyordum. Yani hiç dağıtamadım.

Bir yandan matbaaya her ay aldığım 250 lira bursu götürüp yatırıyor, bense oradan buradan borç harç geçiniyorum. Matbaadan kitapları alıp götürmem için çağrı üzerine çağrı.

Nereye koyacağım belli değil. Bir yer yok.

Nihayet bir dost, ağabeyinin yazıhanesine muvakkaten koymayı teklif etti. Aldı götürdü. Aradan beş altı ay geçti. Ne kitabı arayan soran var, ne isteyen.

Meraklısı birkaç kişinin eline geçmişti ya.

Bu defa o arkadaştan sık sık haber gelmeye başladı.

Ağabeyi kitabı oradan almamı istiyormuş.

Bir türlü gidemedim.

Gidecek alacak nereye götürecektim.

Binlerce kitap.

Beş altı ay daha geçti.

İki üç ay daha geçti.

Birkaç hafta daha geçti.

Bir gün o arkadaşla karşılaştık.

Özürler beyan ettim.

Şiirler yazdım, dedim, onlar bir kitap hacminde birikti, onları bastırmam da gerekiyordu ve bastırdım.

Ancak bundan sonrası benim işim değil, kimin işi ise o ilgilensin.

Çocuk, hassas ince bir arkadaş, anlamlı anlamlı baktı, durumun komik trajiğini anlattığımı hissediyordu.

Ben vazifemi yapmıştım. Ama bundan sonrasıyla ilgilenmesi gerekenler hem yoktu hem de benim farkımda bile değillerdi.

Arkadaşım:

- Ağabeyim senin kitabı maalesef soba tutuşturmak için yakıp duruyormuş dedi, hatta belki doğrudan doğruya odun olarak.

Nasıl olsa bol miktarda var, sahibi de terk etmiş durumda.

Velhasıl bizim ilk şiir kitabı o kış mütevazı bir büro sahibinin odasını ısıtarak işe yaradı.

Bir gün Cağaloğlu yokuşundan iniyorum.

Bir elçiliğin duvarının dibinde her zaman açık, okunmuş, elden düşme kitaplar satan sergicide baktım bizim "İşaret Çocukları."

20 adet kadar.

Üzerine 5 lira fiat koymuşuz ama adam 2 liradan satıyor.

Yine de iyi.

Bir tane aldım, kim bilir kimin kitabı gibi karıştırmaya başladım.

Fena değil galiba.

Bir tane satın aldım.

Ertesi gün iki adet daha aldım.

Zira Anadolu'dan bir arkadaş istemişti.

Ona yolladım.

Bir gün sergiciye bu kitaptan bana çokça lazım, temin edebilir miyim, dedim, kaça verirsin. İstediğin kadar getiririm dedi, 150 kuruştan hatta çok alırsan 1 liradan bile veririm.

Demek ki kendisi en çok 50 kuruşa falan satın almış.

Öyle kaldı.

Daha iki yıl kadar yalnız o sergicide bulundu.

Sonra onda da bitti.” 

Cahit Zarifoğlu

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Çok okunan haberler
Çok okunan yazılar