metrika yandex

Doğru Haber Doğru Tahlil İlişkisi

Mustafa YILDIZ

08.12.2020

Bilim insanları ilim yoluyla bulduklarına tabiat kanunları, müslümanların da Allah’ın tabiat ayetleri dedikleri bulgular ışığında ortaya konan/konmuş veriler ile yaşanarak edinilen tecrübeler, insanoğluna sosyal hayata ve tabiata dair bilgiler sunmanın yanısıra aynı zamanda öngörülerde bulunmayı, bazı tahminler yapma/yapabilme kabiliyeti de kazandırırlar.Bu veriler aynı zamanda sosyal hayata ve toplum düzenine dair bazı kuralların keşfedilmesini ve ortaya çıkmasını da sağlarlar.Bu deneyim ve öngörüler ile bilimsel deneylerle ispatlanmış bilgiler, insan dışındaki tüm canlı türlerinin davranışları hakkında bize yaklaşık bilgiler de verirler.Mesela;Bazı hayvanların evcilleşebildiğini keşfetmek, saatte 100 (Yüz) km.hızla giden bir aracın yaklaşık bir saatte 100 (Yüz) km.yolu alabileceğini tahmin etmek, hamilenin yapacağı doğum gününü yaklaşık olarak tahmin edebilmek, ekinin, meyvenin, sebzenin olgunlaşma tarihlerini tahmin edebilmek vs.gibi.
 
Ancak, mevzuu edilen “İnsan toplum ilişkisi” yahut “İnsanın sosyal olaylar karşısında göstereceği fikri tepkiler ve davranışlar”la ilgili olunca, diğer canlı türleri baz alınarak aynı yöntemlerle insan içinde aynı tahminlerde bulunmak her zaman doğru sonuçlar vermeyebilir.Söz konusu edilen insan olduğunda karar vermede daha ihtiyatlı davranma gereği hasıl olur.Zira mezuu insan olunca yanılma daima ihtimaller dahilinde görülmelidir.Çünkü;insan sürekli karar değiştirebilen, çevresinden çabuk etkilenen ve kısa sürede de kararından vazgeçebilen kendine has sosyal bir kişilik ve özel bir varlıktır.İnsan;toplumsal olayların nesnesi olabileceği gibi çoğu zaman öznesi de bizzat kendisi olabilmektedir.Algılara açık zihinsel yapısı sayesinde duydukları, gördükleri ve bildiklerinden etkilenerek düşünce dünyasında geçişler yapabilmekte, tecrübeleri artıkça düşünce dünyası da kemale doğru geliştikçe fikri geçişler yaparken, aynı zamanda sosyal yaşama dair tutum ve davranışlarda gelişim ve değişimler gösterebilme istidadına da açık olan bir varlıktır.
 
İnsanın bu meziyetleri bilindiğinden bütün ülkelerde her iktidar toplumsal hareketleri yakın takibe almak için;bilimsel veriler üzerinden veya yapılan/yapılmış olan alan taramaları neticesinde elde edilen bilgileri ve varılan sonuçları hiç kuşkusuz görmek ve bilmek ister.Bu bilgiler sayesinde yönetenler;toplumun iktidarlar aleyhine yaptığı/yapacağı muhtemel muhalif hareketleri erkenden tespit ederek toplumun kontrol altında tutulmasını sağlamak, alınması gereken tedbirlerin zamanında alınmasını sağlamak için kullanırlar.Bu nedenlerden ötürü gelişmiş güçlü ülkeler teknolojik araştırmalara bütçe ayırdıkları gibi, toplumu da devletin kontrolü altın tutma/tutabilme adına sosyal ve siyasal analizler yapılması için ARGE’lerine de büyük bütçeler ayırırlar.Ancak, zamanla yapılan bu çalışmalar bilimsel bir veri tespiti yapmaktan ziyade, özellikle yöneticilere rejimi bekleyen tehlikeleri haber verme, ona göre alınması gerekli tedbirleri zamanında alma hususunda bilgi akışı sağlama şeklinde yapılması zorunlu bir görev oluverirler.Yıllardır yapılan/yapılmış bu tür çalışmaların en bariz örneklerini kapalı ülkeler konumundaki Çin ve Rusya’daki uygulamalarda görebiliriz.Bu ülkelerde yıllardır vatandaşların çok sıkı denetimler altında oldukları ve acımasız yasalarla nasıl idare edildikleri neredeyse tüm dünyada herkes tarafından bilinmektedir artık.Daha yakın tarihte, Çin’in Vuhan kentinde sokağa çıkma yasağı konulduğunda, kente giriş çıkışlar tamamen yasaklandı.Evlerin kapıları kilitlenerek pencereleri de tahtalarla kapatılarak insanların dışarı ile temasları tamamen kesildi.İstisnai cereyan eden ihlallerde kişi ya coplandı ya il dişına çıkarıldı.Hatta tekrarı halinde vatandaşlıktan çıkarmayı bile gündeme getirdi. Bu katı uygulamalar neticesi hastalık kısa sürede sıfıra kadar indirildi.Oysa demokrasi ile idare edilen ülkelerde bu kadar keskin kararlar almak bu kadar kolay olmayabilir.
 
İşte bu otokontrol özlemini duyan “Derin dünya aktörleri” toplumun yürürlükteki düzenlerine karşı halkın göstereceği olası alternatif yönelişleri büyümeden önleme veya oluşabilecek muhalif refleksleri erkenden haber alarak kontrol altına almak için hiç şüphesiz bütün ülkeler güvenlikleri için dahilde tedbirlerini mutlaka alırlar.Kendini dünyanın hamisi olarak görenlerde ilave olarak dünya genelinde kendileri için tehlike olarak gördükleri ülkeler ile kimi oluşumlara karşı olası çıkar çatışması sözkonusu olabileceği endişesini hissedildikleri an devreye girmek ve karşı tedbirler almak için dünyanın her tarafından haberdar olma adına sürekli araştırma ve gözlemler yaptırarak ülkelerini haberdar etmeleri için resmi görev yapan kişileri çalıştırdıklarını ve bu çalışmalarında ülkelerine raporlar halinde kendilerine aktarıldığı da bilinmektedir artık.
 
Bu çalışmalarla yapılmak istenen şu olabilir;geçmişte zalim hükümdarlar (Firavunlar) Rab’lık (Rab:besleyen, büyüten, rızıklandıran, terbiye eden) taslarlarken, galiba şimdilerde her ülkede herkese verilen numaralar sayesinde insanın her hareketini kontrol eden/edebilen yeni bir sistemle adeta toplumu terbiye eden, mevcut imkanların dünya nufusuna yetmediğini söyleyerek çare olarakta nufusu azaltmayı önermeleri, adeta rızkı taksim etmeyi de kendi görevleri olarak gören, buldukları aşılarla neredeyse “Ne kadar yaşayacağınıza da biz karar veririz” diyen, yemeyi içmeyi bile kendileri belirleyen özetle;artık sistemlerin “Rab” kabül edildiği, polisiye tedbirlerle de insanları zoraki itaate zorladıkları ceberut yeni bir dünya düzenine doğru itildiğimizi söyleyebiliriz.
 
Bir zamanlar iştahla yenilen, yaşadığı coğrafyanın mevsiminde yetişen ürünlerin o insanlar için en yararlı olan yiyecekler olduğu söylenirdi.Çünkü;yaradan vucudun hangi mevsimde neyi yemesi gerektiğini mevsiminde bitirdiği ürünlerle gösterip böyle uygun görüp belirlemişti.Şimdilerde ise;“Gastronomi” (Yemek, Aşcılık eğitimi veren) okulları açılarak hangi yemekleri pişirmeli ve “Diyetisyen”ler vasıtasıyla da nasıl yemeli ve ne kadarını yemeli hususunu öğreterek bir nevi zımmen “Sizi besleyen de biziz” denilerek Rab’bın bütün vasıflarını artık sistemler üstlenmiş oldular.Bize de itaat etmek kaldı.Yapılmak istenen de galiba budur.
  
Müşteşrik(Oryantalist);(Şark toplumlarının din, dil, kültür, yaşayış, örf ve adetlerini araştırmakla meşgul olan bilim insanı) bilim insanlarının kendi ülkelerine ARGE üzerinden aldıkları dolgun ücretlerle elde ettikleri bilgiler neticesi, Ortadoğu hakkında ve özelde de İslam dünyası dahilinde ulaşılan bilgileri kendi ülkelerine servis ettiklerini bilmeyen kalmadığı için artık saklama gereği de duyulmuyor.Müslümanların bazılarını yakından tanıdığı bu Oryantalist bilim insanları bu topladıkları bilgiler sayesinde dünya siyasetine yön verdiklerini biz ancak yıllar sonra ortaya çıkan/çıkmış sonuçlardan ancak anlayabiliyoruz.Halkı müslüman olan ülkelerde yeni kurulacak düzene başkaldırma olasılığı yüksek ihtimal olarak görüldüğünden, bu tür çalışmalardan en fazla payını alan çoğrafya da Ortadoğu coğrafyası olmuştur.
 
Mesela;Bernard Lewis’in Afrika kıtası hakkında özelde de Sudan ile ilgili sunduğu rapor sonucu Sudan toprakları altın ve petrol rezervleri hesap edilerek ikiye bölünmüştür.Türkiye’deki islamcı siyasi hareketler hakkında sunduğu raporlarla kontrolleri sağlanan islamcı kesimin ülke içindeki hareketleri Graham Fuller ve bazı bölümleri de Richard Perle tarafından verilen bilgiler ışığında hazırlanan raporlara dayalı olarak yürütülmüştür.
 
Ayrıca, Samuel Phillips Huntington’un “Medeniyetler çatışması” tezi, Francıs Fukuyama’nın 1992’deki “Tarihin sonu” tezini gündeme getirmesi, Olivier Roy’un “Siyasal islamın iflası” gibi iddiaların konu edilmesinin nedeni bazı mahfillere “Dikkatlerinizi Ortadoğuya çevirin” mesajı vermekti.Bu gibi gündemlerin konu edilmelerinin sonuçları ve geri dönüşümü yıllar sonra şöyle ortaya çıkmıştı.  
 
Mesela;11 Eylül 2001 tarihinden öncesi Amerika’da tanıtımlar genellikle etnik köken üzerinden yapılırdı.İspanyol asıllı Amerika’lı, İngiliz asıllı Amerika’lı, Japon asıllı, Portekiz asıllı vs.gibi.11 Eylül hadisesi, “Diğer ülke vatandaşları siz Amerikan vatandaşı olduğunuz için size düşmanlar” teması işlenerek, yapılan terör hadisesine felsefik kılıf ve gerekçeler bina edilerek “Amerikalı olmak” kültürü geliştirdiler.Bugün kendini “Amerikan vatandaşıyım” şeklinde tanıtanların sayısı oldukça artış göstermiştir.İlaveten 11 Eylül bahane edilerek Afganistan’ın işgali ve arkada bırakılan binlerce müslüman ölüsü, demokrasi getirme vaadiyle yapılan Irak’ın işgali sonucu yine binlerce müslümanın ölmesi, yetmedi 2010 yılında arap baharı adıyla Tunus’tan başlatılan daha sonra Mısır,Yemen, Cezayir ve Ürdün’e sıçrayan ayaklanmalar sonucu geride bırakılan binlerce ölü, işte hep bu Otadoğu Uzmanları diye tanıdığımız insanların verdikleri rapor ve istihbari bilgiler sayesinde yapılmıştır.
 
Daha sonraları Türkiye’de gezi olayları ile denenen, 15 Temmuz darbesiyle de umutları kırılan bu girişimler de bu Ortadoğu Uzmanlarının ve yerli işbirlikçilerin verdikleri bilgiler sonucuydu.Hesaplarında başarılı olamayan bu emperyalist ülkeler Süriye, Libya, Kıbrıs ve Karabağ hadiseleri ile Türkiyeyi hiç değilse en azından yıpratma, zayıf düşürme, oyalama ve savaş ortamına çekme gayesi güdülen beklentiler de içermekteydi.Maalesef o oyun da tutmadı.
 
Bütün bu olanların bir maliyeti olmalıydı elbette.Bu maliyeti karşılayan sermaye sahipleri doğal olarak ödedikleri parayı fazlasıyla geri almak için kendi kurdukları haber ajanslarıyla verdikleri haberlerle dünyanın algısını da kontrol altına aldılar.Zira dünyaya bu haber ajansları kaynaklık ediyordu.Bilinen en yaygın haber ajansları olan;AFP (Agence France-Presse), AP (Associated Pres), BBC (The British Broadcasting Company), Reuters, ITAR-TASS (İnformasion Telegraph Agency of Russia, Microsoft Corparation, Google Inc vs.gibi haber ajanslarını sayabiliriz.Bunların da hemen hepsinin arkasında aynı zamanda bir tröst vardır.Ve çoğunlukla bu tröstler yahudi kökenli olduklarından, tabiri caizse;”Fasıkın getirdiği haberi araştırın” ikazı olduğunu bilmemize rağmen ”Yahudi gözlüğüyle dünyayı tanımak ve yorumlamak” zorunda bırakıldığımız gerçeği henüz değişmedi.
 
Neticede;Derin dünya devletinin asıl sahipleri olan büyük sermaye sahipleri maddi güçlerini ve haber kaynaklarını bir güç olarak kullanarak dünya siyasetine onlar yön verirler.Vatandaşı da sahibi oldukları basın ve medya kuruluşları yoluyla kendilerinin oluşturdukları gündemlerle oyaladıkları ve birer malzeme olarak kullandıkları bilinmelidir.Şayet bu okumaların çok azı da olsa bir gerçeği işaret ediyorsa eğer, kısır çekişmeler yapan müslümanların bu olanlara karşın, çözüme dair acaba ne gibi önerileri var! merakla bekliyoruz.Biz yanılıyorsak şayet,  bizde deriz ki demek ki “İnsan her zaman yanılabiliyormuş”  
 
Mustafa YILDIZ/ANKARA
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş