metrika yandex

DEUS VULT! (Tanrı Böyle İstiyor)

Enes TARIM

25.09.2022

 

“…Yahudilerin Fısıh bayramı yakındı. İsa Kudüs’e gitti. Tapınağın avlusunda sığır, koyun ve güvercin satanlarla orada oturmuş para bozanları gördü. İpten bir kamçı yaparak hepsini koyunlar ve sığırlarla birlikte tapınaktan kovdu; para bozanların paralarını döktü ve masalarını devirdi. Güvercin satanlara: ‘Bunları buradan kaldırın, Babamın evini Pazar yerine çevirmeyin!’ dedi.” (Yuhanna 2: 12-17)

 

İsa davetine ilk başladığında dönemin din anlayışına verdiği ilk tepki bu idi…

O bir barış elçisiydi.

Vaazlarında her türlü zulüm kötülük ve şiddete karşı çıkarak kardeşliği öğütlüyordu.

Mesajları karşılık bulmuş olsa gerek; İsevilik bugün en çok müntesibi olan din konumunda.

Gerçekten de İncillere bakıldığında İsa’nın sevgiye dair sözleri o kadar çok ki.

O, dağdaki vaazında: “Düşmanlarınızı sevin ve size eza edenler için dua edin ki göklerde olan Babanızın oğulları olasınız; zira o güneşini kötülerin ve iyilerin üzerine doğdurur…” (1) demişti.

“Göze göz, dişe diş dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin.” (2) sözü ile şiddeti lanetlemişti.

“Sezar’ın hakkının Sezar’a Tanrı’nın hakkının Tanrı’ya verilmesini” (3) emretmiş kendisini tutuklamaya gelenlere karşı kılıç çeken havarilerini engellemişti: “İsa’yla birlikte olanlardan birisi, ani bir hareketle kılıcını çekti, baş kâhinin kölesine vurup kulağını uçurdu. O zaman İsa ona, ‘Kılıcını yerine koy!’ dedi.” Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek…” (4)

Bu minvalde İncil, yaşamın her ayrıntısında Tanrı’nın sükûnetini taklit etmeyi, sakin konuşmayı, şiddetten kaçınmayı öğütler.

Mesela erken dönem kilise babalarından “Origen” (d. 185) şunları söyler: “Başka bir millete silahlarımızı yöneltmeyeceğiz, savaş sanatını icra etmeyeceğiz, çünkü İsa Mesih sayesinde barışın çocukları olduk. Silahlı çatışmalarda bir Hristiyan, imparatorun ordularında, imparatorun zoruyla olsa bile savaşamaz…”

Yine önemli ilahiyatçılardan “Tertullian” (d.160) :” Barışın çocuğu muharebeye nasıl katılabilir?” diye soruyordu.

Ancak madalyonun öteki yüzü gerçekten öyle mi?

İddia edildiği gibi Hristiyanlık gerçekten de insanlığa sevgi, barış ve merhameti öğütleyen bir barış dini midir?

Onlar İsa’dan bugüne şiddetten uzak durarak tarih boyu kardeşliği, hak ve adaleti mi savundu?

O halde topraklarımız neden onların istilası altında?

Sömürgeci güçlerin tümü neden İsevi?

Sonradan ne değişti de şiddet kültürü galip geldi?

Böyle sorular sormak hakkımız değil mi?

Haçlı seferleri, engizisyon mahkemeleri, savaşçıların kutsanması, şehitlik anlayışı, savaşçı papalar, idam cezası, köleliğin desteklenmesi, sömürgecilik faaliyetlerini nereye koyacağız?

Tamam, İsa “Düşmanlarınızı bile seviniz.” diyor ve din adamlarının savaşmasını dahi yasaklıyor; pekâlâ yüzyıllardır bu yaşananlar nedir?

***

Aslında, Ortaçağdan itibaren büyük bir değişime şahit olduk.

Hristiyanlık şiddete yönelmemiş, eylemsizlik sergilemiş ve sadece inancın yayılması için çaba göstermişti.

Dinsel şiddet çağı Roma İmparatorluğunun 380 yılında resmî din olarak Hristiyanlığı kabul edişiyle başladı.

Bu tarihten itibaren kilise, çıkarları için savaşa onay vermiş; sadece meşru kabul edilmekle kalmayıp kutsal savaş adı altında teşvik eder olmuştur. 

Kilisenin bekası için öldürülen herkes şehit sayılmış, günahlarının affolunacağı ilan edilmiştir.

Bütün bunlara bağlı olarak gelişen şövalyelik, azizlik ve şehitlik kültleri tamamen Hristiyan savaş geleneğinin sonuçlarıdır.

Nitekim 11. Yüzyıla gelindiğinde Haçlı seferleri çağrısında Papa II. Urban’ın kullandığı slogan “Deus vult” idi.

Türkçesi “ Tanrı böyle istiyor!” olan bu slogan, bilahare Haçlıların meydanlarda savaşırken motivasyon aracı olarak kullandığı yaygın bir söyleme dönüştü.

Papa yanılmazdı ve bunu Kutsal Ruh aracılığıyla söylemişti…

Beraberinde kiliseler arası savaşların meşru addedilmesi, mezhep savaşları ve heretik olan herkesin öldürülmesi cevazı geldi.

Heretiklerin tek günahı Katolikler gibi inanmamaları idi…

***

Haçlı savaşları İsa’nın şu sözüne dayandırılmıştı: “Haçını sırtında taşımayan ve peşimden gelmeyen benim öğrencim olamaz.” (5)

Haçı elbiselerine diktiler ve savaşın bir sevgi eylemi olduğuna inandılar.

Ve kendileri dışındaki herkesi “kafir” sayarak öldürmeye başladılar.

Müslümanları Kudüs’ten atmak için Haçlı seferlerinde binlerce Müslüman katlettiler.

1099’da Kudüs’ü aldıklarında erkek, kadın, çocuk demeden neredeyse şehrin bütün nüfusunu kılıçtan geçirmişlerdi.

Yaptıkları katliamlara kutsal kitaptan deliller arıyor, tevillerle şiddeti meşrulaştırıyorlardı. Ellerindeki en büyük materyal muharref metinlerdi.

İsa’nın kullandığı iddia edilen şu ifadelerle yaptıkları katliamları meşrulaştırıyorlardı:

“Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Barış değil, kılıç getirmeye geldim...” (6)

“Beni kral olarak istemeyen o düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde kılıçtan geçirin!” (7)

“Ben dünyaya ateş yağdırmaya geldim. Yeryüzüne barış getirmeye mi geldiğimi sanıyorsunuz? Size hayır diyorum, ben ayrılık getirmeye geldim…” (8)

Hristiyan teologlar muharref metinlerdeki bu tarz şiddet içerikli kavramları şiddet eksenli yorumlayarak yüzyıllarca kilise ve krallığın bekası için insanlığı ölüme sürüklediler.

Kilise ve kralların bekası için savaşmanın kişiyi “şehit” kılacağı ve cennete götüreceğine dindarları ikna ettiler.

Tanrı böyle istiyordu ve bu bir kutsal savaştı…

***

O yüzden Ortaçağ kutsal savaş tarihinin adıdır.

Hem heretikleri hem Ortodoksları ve Yahudileri, hem de Müslümanları hedef almaları nedeniyle tamamen bir din savaşıdır.

Roma Katolik Kilisesi farklı inanç sahiplerine karşı sürekli şiddet kullanmış, kılıcı kınına hiç sokmamıştır.

Engizisyon kurumunun fetvaları ile sapkın addedilen insanlar değişik işkence yöntemleriyle hunharca öldürülmüştür.

Engizisyon mahkemelerinde yüz binlerce masum insan can vermiş, işkence resmen onaylanmış, Yahudi ve Müslümanlar soykırıma tabi tutulmuştur.

Güney Afrika’da beyaz Hristiyan yönetici sınıf, siyah çoğunluğa yönelik şiddet eylemlerini yıllarca sürdürmüş ve bunun sonucunda binlerce kişi öldürülmüştür. Milyonlarca siyah derili insan gemilerle taşınarak köle edinilmiş, hayvanlar sayılmış, hiçbir insani hak tanınmamıştır…

Keza Amerika kıtasının keşfi sonrası yerli halklardan on binlercesi katledilmiş; tüm varlıkları talan edilmiş, acımasızca sistematik işkenceye tabi tutulmuştur…

***

Luther şiddeti savunurken söyledikleri ilginçti:

“Dünya krallığı, fasıklara karşı Tanrı öfkesinin hizmetkârından başka bir şey değildir. Hükümdarlar Tanrı’nın cellâtları ve gardiyanlarıdırlar. Bir Hristiyan asker olabilir ve silah taşıyabilir. Savaş adaleti yerleştirmek gibi bir işleve sahiptir. Savaş yapmak ve kılıçtan geçirmek de aynı şekilde Tanrı tarafından ihdas edilmiştir…”

Ve Protestanlık sonrası mezhep savaşlarında Avrupa yine kan gölüne döndü.

Aziz Barthelemy katliamında Fransa’da 1572’de binlerce Protestan öldürüldü.

Yine Katoliklerle Protestanlar arasında cereyan eden “Otuz Yıl Savaşları”nda sadece Almanya’da nüfusunun %20 oranında azaldığı söylenir.

Keza tarihi kaynaklar Amerikan iç savaşında da 650 bine yakın insanın hayatını kaybettiğini yazar…

***

Son olarak vurgulamak gerekir ki; “Hristiyan şiddet” geçmişte kalmış bir olgu değil.

Yeni Ahit’in son kitabı olan “Vahiy kitabı”, savaşları Mesih’in ikinci gelişine dünyayı hazırlamaya yönelik ilahî bir takdir olarak görür.

Kutsal metinlere göre; “İsa Mesih yeryüzüne iner ve İsrail’de Siyon tepesi üzerinde seçkin taraftarları ile buluşarak ilahî cezalandırmaya başlar. Yeryüzünde oluk oluk akan kan atların gemlerine kadar yükselir… Böylelikle bütün dünyada Mesih karşıtları, liderleriyle birlikte yok edilir… Hristiyan olmayanların öncüleri “kükürtle yanan ateş gölüne diri diri atılır. O kadar çok insan öldürülür ki, bütün kuşlar bunların etiyle doyar… Nihayet, zafer kesin olarak Mesih ve yandaşlarının, yani Hristiyanların olur ve yeryüzünde bin yıl sürecek olan Altın Çağ başlar…” (9)

Günümüzde sayıları bir hayli fazla olan Evanjelik Hristiyanlar, Mesih’in gelişine zemin hazırlayan bu şiddet olaylarının bir an önce gerçekleşmesi beklentisi içerisindeler…

O halde kim ne derse desin, kim sevgi şiirleri okursa okusun, kim insan hakları evrensel beyannamesinden bahsederse bahsetsin mutlak bir kötülük sorunu ile karşı karşıyayız.

Bugün artık şiddetin dinin özünden kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusu yaşanan gerçeklikler karşısında önemini yitirmiş vaziyette.

İncil, kutsal kitap olsa da, içeriğindeki tahrif edilmiş metinler şiddeti meşrulaştırıp teşvik ediyor.

Yeni Ahitteki kutsal metinlerde yer alan sevgi söylemleri ile gerçek yaşananlar birbirine uymuyor.

Ve muharref metinler kıyameti hazırlama yolunda İsevilere ilham vererek nefrete, şiddete ve savaşlara zemin hazırlıyor…

Selam ve dua ile…

 

Notlar:

(1) (Matta, 5: 44-46.)

(2) (Matta, 5: 38.)

(3) (Matta, 22: 21.)

(4) (Matta, 26: 52.)

(5) (Luka, 12: 40.)

(6) (Matta, 10: 34.)

(7) (Luka, 19-27.)

(8) (Luka, 12: 49-53.)

(9) (Vahiy, 14: 15-20.)

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Deniz İstanbullu | 27.09.2022 15:19
Teşekkürler Enes Bey, çok teşekkürler. Sağ olun var olun.