metrika yandex

Değer Dengeleme Oranı (DDO)

Muhsin GANİOĞLU

01.10.2022

İktisadi hayatta; arz, talep, mal, değer, fiyat, borç, alacak, para, takas, faiz, riba (haksız kazanç) en fazla karşımıza çıkan kavramlardır. Bu kavramlar doğal anlamlarında ve doğru şekilde kullanılmadığında hem insanlar hem de toplumlar maddi ve manevi olarak uzun yıllar devam edecek olumsuz etkilere maruz kalabilmektedir.

İnsanların ister ticari maksatla isterse nihai kullanım amaçlı olarak her türlü alışveriş ilişkisi veya yetki kullanımları (ticari işletme, kooperatif, şirket, devlet yönetimi ve yöneticileri dahil); taraflara aynı zamanda hem borç hem de alacak yüklemektedir. Bu ilişkilerin meşru ve muvazaadan (şike) ari olarak yürümesi, haksız kazanca/haksız kayba sebebiyet vermemesi gerekir. İktisadi ilişkilerin meşru zeminlerde yürüyememesinin en önemli sebeplerinden birisi de, iktisadi kavramların asıl bağlamından koparılarak yanlış anlamlar yüklenmesidir.

İktisat; bir ölçüye göre hak dağıtımı anlamına gelen “kıst” kelimesinin  bir türevidir. Dolayısıyla iktisadi (ekonomi) ilişkilerde ölçülülük, ölçülü-kurallı olmak esastır. Ölçü yoksa değer yoktur, değer yoksa hak taksimi (kıst) yoktur, hak yoksa adalet de yoktur. Ölçüye göre olmayan hak taksimi, tarafların haksız kazanç ve kaybına sebebiyet vereceğinden ölçüsüzlük, haksız kazancın (riba) kaynağını teşkil etmektedir.

İnsanlık eski çağlarda ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığı malın mal ile değiştirilmesi anlamına gelen takas-kliring yöntemini, şimdilerde çoğunlukla terk etmiş ve bunun yerine üretilen mal ve hizmet karşılığı olarak tedavül edilen/edilmesi gereken para birimlerini kullanmaya başlamıştır. Para, modern zamanlarda kağıt para (banknot-banka senedi), madeni para, kaydi para, elektronik para veya para kartı gibi değişik çeşitleri kullanımda olsa da yönetilmesi her çağda çok önem gerektiren bir unsurdur.

Doğal iktisadi hayatın bütün zamanlar için geçerli olan en temel ilkeleri bellidir. Bunlardan bazıları; bütün borç-alacak ilişkilerinin ölçüye-kurala dayalı olması, bunların kayda geçmesi ve borç-alacak ilişkilerinin haksız kazanç oluşturmamasıdır.

Ayrıca iktisat; insan davranışlarının bir sonucu olması sebebiyle bir yönüyle de psikolojinin ve sosyolojinin de bir konusudur. Biriktirilerek yatırım, üretim gibi ekonomik faaliyetlerde kullanılması gereken tasarruflar; paranın değeri muhafaza edilmediğinde, bu amaca dönük olarak ihtiyaç dışı spekülatif harcamalara yönelirler. İnsanlar para değerini muhafaza etsin diye ihtiyaç olmadığı halde; eve, arabaya, arsaya, borsaya, dövize veya emtialara adeta hücum ederler. Bu şekilde, her türlü mal ve/veya gayrimenkul bir saadet zincirine konu olabilir. Bu yönelişler anormal fiyat artışlarına sebep olur ve bu süreçlerden en başta dar ve sabit gelirliler, üreticiler, esnaflar ve sonuçta bütün toplum kesimleri etkilenir. Toplumsal ekonomik dengeler adeta türbülansa girer ve bu durum birçok sosyo-ekonomik problemleri ortaya çıkarır ve ülkeler/toplumlar uzun yıllar bu durumların etkisinden çıkamaz.  

İnsanların ekonomik olarak sömürülmelerine  engel olmak istiyorsak, mal, hizmet ve paranın değerini muhafaza etmesini sağlamamız gerekir. Sabit bir maaşla çalışan bir işçi veya memur, yılda bir sefer üretim yapıp bunu satan çiftçi, işinin hakkını vererek üretim yapan sanayici, vadeli olarak borç veren veya bir şekilde alacaklı olan kişiler paranın değerini kaybetmesi durumunda varlıklarını kaybetme veya ekonomik olarak büyük bir yıkıma uğrama potansiyelini taşımaktadır.  Bazen de herhangi bir bedelle alınan bir malın fiyatının ani düşmesi sebebiyle insanlar büyük haksız kayıplara uğrayabilmektedir

Yine paranın değeri muhafaza edilmediğinde, insanlar yeterli sermaye birikimi yapamaz ve sermaye ihtiyacını ülke içinden-dışından döviz-para borçlanarak yapar ki; bu durum aynı zamanda toplumsal birçok soruna zemin hazırlayacağı gibi milli güvenlik sorununu da beraberinde getirebilir.

Tüm bu sebeplerle özellikle merkez bankalarının veya senyoraj hakkını (para basma hakkı) kullanan otoritelerin ve diğer ekonomik aktörlerin; üretilen mal ve hizmete göre piyasalardaki para arzını çok dikkatli yönetmesi, dengeli ve verimli üretim yapması, kendisi de bir haksız kazanç (riba) aracı olan karşılıksız fiyat artışı anlamına gelen enflasyona veya malın karşılıksız değer kaybına neden olan deflasyona sebebiyet vermemesi gerekmektedir.

Kuran’ın en güzel kelimelerinden birisi olan ve Allaha ve Resulüne itaat edenlerin  elde edeceği kazanç anlamına gelen “faiz” kelimesinin; esasen konusu mal olan ve mal üzerinden elde edilen karşılıksız, emeksiz haksız kazanç anlamına gelen “riba” kelimesinin yerine kullanılması; tarihsel bir yanlışlık (kasıtlı veya kasıtsız) olarak önümüzde durmaktadır.

Özelliklede enflasyonun hakim olduğu dönemlerde daha fazla gündeme gelen ve alınan veya verilen sermaye veya para  için alınan farkların; dini bir kavram olan “faiz” kelimesi kullanılarak izah edilmemesi ve dolayısıyla “faizin” yine dini bir kavram olan “haram” kavramıyla ilişkilendirilmesinden vazgeçilmesi gerekmektedir. Aksi durumda  hem faiz kelimesine karşı hürmetsizlik etmiş oluruz, hem de iktisadi işlemlerdeki “ölçülü olma”  kavramına haksızlık etmiş oluruz.

Yukarıda ifade edilen olumsuzlukları ve kavramsal sıkışıklığı-karışıklığı  giderme adına;  iktisadi ilişkilerde, mal, hizmet ve paranın değerini muhafaza etmek (alım gücü) için “DEĞER DENGELEME ORANI” (DDO) kavramının kullanılmasını öneriyorum. Zira ister iktisadi isterse beşeri ilişkilerde olsun, insan ne haksızlık etmeli ne de haksızlığa uğramalıdır.  Özelliklede borç-alacak ilişkilerinde  bu ilkeye çok daha fazla dikkat etmek gerekir.

Örneğin yıllık %50 enflasyonun olduğu ve  dönem başında 100 TL ile 10 ekmek alınan bir ülkede, bir yıl sonra 100 TL ye ancak 5 ekmek alınabiliyorsa,  dönem başında alınan 100 TL lik borcun, “değer dengeleme oranı” kullanılarak dönem başındaki alım gücüne kavuşturulması gerekmektedir. Aksi takdirde bir yıl sonra alım gücünü nazari itibara almaksızın bu paranın  yine nominal olarak 100 TL şeklinde geri ödenmesi durumunda; borç alan lehine, borç veren aleyhine olacak şekilde haksız kazanç (riba) oluşacağı açıktır.

İnsanların bin bir emekle kazandığı mal, hizmet ve paranın değerinin muhafazası, hayatın doğallığı ve devamı açısından da çok önemlidir. Unutmayalım meşru elde edilmiş olmak kaydıyla her mal, hizmet ve para korunmayı hakeder.

Not: Riba hakkında daha geniş bilgi için hertaraf.com sitesinde yayınlanan “Ribadan Daha Kötüsü Var mı? başlıklı yazıya bakılabilir.

https://www.hertaraf.com/koseyazisi-muhsin-ganioglu-ribadan-haksiz-fazla-kazanc-daha-kotusu-var-mi-2775

Muhsin Ganioğlu

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş