metrika yandex

ÇOCUKLUK MASAM KONUŞUNCA

09.07.2020
Mustafa AKMEŞE

her bir temas
iz olarak kalır hayatın yolunda...
nerelere bastığın, nerelerde gezindiğin, nerelere baktığın dahi vardır bir yerlerde kayıtı.
öyleyse,
şahid olunsun diye
derin izler atmalı hayatın tam da kalbine
bir güzel yolcu geçmiş derler belki buralardan

ona ne şüphe.
“dağların yürütüldüğü, denizlerin kaynaştığı,
on aylık kızıl gebe develerin başıboş
bırakıldığı”
zamanlardan sonra
kişinin
“eyvah olsun!
ne eksik ne fazla
ne varsa burda yazılı”
diyecek kitabı açılır ya ! önüne   
ve  hesapsız yaşayanlar için o gün
büyük bir hüsran günü olacaktır.

hayır hayır !
ben amel defterinden bahsetmeyeceğim bugün
benim söyleyeceğim  
sizinle birlikteliğini unutmayan ve
sadece size
hakikati yüzünüze fısıltı olarak söyleyecek çevrenizde başka şeyler de var
bilesiniz demek istiyorum...

yaşıyoruz ya!
her yeni sabah bize verilen rab’binin bir hediyesidir ve
bir uyanış ve yeni bir geliştir hayata.
biz öyle inanır öyle biliriz.

gün boyu eşyayla, hayvanla ve insanla temasımız olur.
mesela evlerimiz,
sahi
yoksa !
siz içerisinde günleri geçirdiğimiz evlerimizi dört duvar mı zannediyorsunuz
gerçekten.  
sayısız acı, hüzün, mutlulukların geçtigi mekanımız işte…
çocukların olduğu, büyütüldüğü,
sokaklarındaki her bir köşesinde size özel izler olan
evlerimizden bahsediyorum...

hatırlasana;
bak işte duvardaki çatlak
yıllar önce olan büyük depremin izidir ve
sana o şiddetli anı hatırlatır...
veya
sonraları odaya dahil ettiğiniz balkondan
düşen ali’niz vardı ya!,
feryadı ve
kalbinizdeki çarpıntısı yıllar sonra bile nasıl da tazedir
çayın kenarında oturan komşu oğlanın attığı ve  
başını yardığı ve az daha
gözünden olacağın taşın hatırasını,

hani,
şu hala köşede duran var ya!
ayakları kesilen yemek masasından bahsediyorum
fukaralıktan işte,
ders çalışma masasına dönüşmüştü ve
dirseklerinin izleri var üzerinde,
bakıver...
ne bileyim,
sokak başındaki
asırlık pelit ağacına kazıdığın kalbin
izi durur hala...

anladınız siz...

eşyanın,
sesi, dokunuşu, yaşanmışlıkları olur
adeta içine çektiği
ve anı olarak ilgilisine
her zaman gösterdiği, hatırlattığı,
fısıldayarak uyardığı,
heyecanlandırdığı,
yaşanmışlıklardır ve maddi karşılığı ölçülemez...

ve her şeyin satılığa çıktığı,
eskiyen ne varsa değersiz olduğu
çatı arasına veya görülmez yerlere konduğu,
bir mülteciye verilerek kurtulunan zamanlara geldik.
sonra
evlerimiz
ne kolay alınır satılır oldu dikkat ettiniz mi?

satan;
4 duvar nasılsa,
yeni ve büyük olan güzeldir diye,
diye satıyor
arkasına bakmadan çıkıyor ve gidiyor.
bütün yaşanan ne varsa geride bırakarak ve farketmeden hem de...
ilginç.
gerçekten.

benim dediğim
bizimle beraber olanların bizde izleri olduğu kadar,
eşyada da sizin bıraktığınız izler olur
ve biz
onu yok ediyoruz hoyratça…

toprakla bağımızı kopardığımızdan bu yana
şehrin içinde sahipsiz,
geçmişi olmayan kalabalıklar olduk
rüzgarın estiği yere savrulan kuyruksuz uçurtmalar misali…
bütün her şey günübirlik yaşanıyor
“kullan at” olan eşyayla yaşamak zorunda kalınca
izleri, hatırası olmayan
hayatlarımız var şimdilerde...

ah!

sen ne diyorsun arkadaş mı diyorsunuz.
insanla ilişkileri koparan, dinlemeyen,
dost, akraba, komşu anne baba dahi olsa
arayı açmış bir hoyrat varlık haline gelmiş olan insanlık var ortada
sen,
kullandığı veya temas ettigi eşyaya olan hürmetsizliliğinden bahsediyorsun..
sahi ne diyorsun?

diyorsanız eğer;

eşya ve cansız olana değersiz varlık deyip geçme...
dili vardır ve
sadece bakmayı bilenlere açar kendini...
ve çok kıymetlidir..

ey yolcu

herkez kendi diliyle söyler şarkılarını..
dağından düşen bir kayanın ,
taşı yarıp  çıkan bir ırmağın
akıp giden bulutların
çakan bir şimşeğin,
toprağa inen yağmurun,
söylediği vardır .
seninle birlikteliği olan eşyanın da sana çok söyleyecek şeyi olduğu gibi...
sahip olmayı bilir,
ve değer verirsen
açar kendini
ne unutulmaz anıları vardır seninle kim bilir.


ey yolcu

sen en iyisi bu dili öğren.
ingilizceden kıymetlidir.
eşyanın dilini diyorum.
öğrenirsen,
ne fısıltılar duyacaksın
neler söyleyecek sana unuttuğun

ah bir bilsen...

 

Not ;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Şakir TAŞAL

09.07.2020

“toprakla bağımızı kopardığımızdan bu yana şehrin içinde sahipsiz, geçmişi olmayan kalabalıklar olduk rüzgarın estiği yere savrulan kuyruksuz uçurtmalar misali… bütün her şey günübirlik yaşanıyor “kullan at” olan eşyayla yaşamak zorunda kalınca izleri, hatırası olmayan hayatlarımız var şimdilerde...“ bu sözlerin üzerine be denebilir ki, Mustafa abim... insanın boğazında yumru yumru oturan, “ah! keşke bilselerdi “ demekten başka... sağolasın, Mustafa abi yine harika... insanı düşündürmeye ve akletmeye davet eden cümleler... kalemine, yüreğine teşebbüsle beraber teşekkür ediyorum... sağlıcakla kal, selamlar...