Osmanlı Devleti, küçük bir beylik iken Osman Bey’in Kur’ân-ı Kerîm’e olan bağlılığı, Şeyh Edebâli’ye olan hürmeti ve Allah yolundaki gayreti sayesinde dünyaya hükmeden bir devlet olmuştu. Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye, Allah’ın dinini engellemeye çalışanlarla cihad etti. Kafirlere karşı dururken mazlumların yüzünü güldürdü.
Osmanlı Ordusu’nda serdengeçtiler vardı. Bunlar yalınkılıç düşman ordusunun içine dalmak veya kuşatılan bir kaleye girmek için fedai yazılan akıncılardı. Gözünü budaktan sakınmayan ve gayeleri “şehâdet” olan bu cengâverlere; yalnız kılıçlarıyla tehlikeli vazifelere atıldıkları için “dalkılıç” dendiği gibi ölüme güle-oynaya giden ve genelde geri dönmeyen bu kahramanlara “ölümeri” de denirdi. Efendimizin yolundan gitmeyi şiar edinen ve düşman ile mücadele eden bu serdengeçtiler, hak ve bâtıl mücadelesi sürdükçe her zaman var olacaktır.
Osmanlı bahriye askerleri arasında azebler de vardı. Bunlar deniz tüfekçi erleriydi. Azebler ile alakalı bilgilere, Osmanlı Devleti öncesinde Anadolu Selçukileri ile Aydınoğulları Beyliği’nde de rastlanmakta. Azebler, deniz kıyılarındaki köylerden seçilirdi.
Osmanlı Devleti’nin ilk devirlerinde yeniçerilik kurulmadan önce de azebler adıyla askeri bir teşkilat mevcut olup bu teşkilat, yeniçeriliğin kaldırılmasına kadar devam etti. Bekâr olduklarından bu adı alan azebler, devletin önemli yaya kuvvetlerini oluşturuyordu. Bu teşkilat ilk önce Anadolu’da, daha sonra Rumeli’de kuruldu.
Kale ve deniz azebleri vardı. Azeblerin gemi hizmetlerinde kullanılması 15. Asrın ilk yarısında başladı ve bunlara “bahriye azebleri” dendi. Savaşlarda aldıkları mevkiye göre azebân-ı yemîn ve yesâr (Sağ ve sol azebler) diye unvan alırlardı.
Kırmızı börk giyen azeblerin başlarına reis denir, terfi edince de kaptan yani kadırga kumandanı olurdu. Reis, kaptan olmazsa terfi ederek kethüdalığa kadar yükselirdi. Azebler memleketin muhtelif noktalarında bulunur ve beylerbeyinin emri altında olurlardı. Azeblerin iki büyük amiri vardı. Bunlar azeb ağası ile azeb katibiydi. İstanbul’da Tersane yanında azeblerin kışlası vardı. Günümüzde de bu mevkiye “Azebkapı (Azapkapı)” denmekte. Gelibolu’daki Azebler Namazgâhı da önemli mekânlardan. Burada kılınan namaz ve merasimden sonra azebler dualarla cihad için yolcu edilirdi.
Pîr-i Türkistan diye meşhur olan Ahmed-i Yesevî, Mevlâna, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Akşemseddin, Gelibolulu Yazıcı-zâde Ahmed ve Muhammed Bîcan gibi gönül mimarları, hak yolun serdengeçtileri ile azeblerine her zaman rehber olmuşlardır.
Maneviyat önderleri Allah’ın rızasını gözetir. Onların “insanların gözüne girmek veya onların gözünden düşmek” gibi bir dertleri yoktur. Maneviyat pınarından içmiş ve dünyanın aldatıcı süslerinden vazgeçmiş bu insanların kıymetleri umumiyetle sonradan anlaşılmıştır.
“Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir.” Âlimler, peygamberlerin vârisleri. Onlar İslâm binasının yapı taşları ve yeryüzü kandilleri. Onlar, ilim ve irfanı şiar edinen kutlu insanlar.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi de ilmi ile âmil olan âlimlerdendi. Allah dostu, Rasûlullah âşığı hocamı 1982’de Ankara’da tanıma şerefine nâil oldum. Kendisinin hak yoldaki gayretine, ilmine, sohbetlerine ve sabrına hayran kaldım. Ömrü boyunca hak ve hakikatin yanında olmaya gayret eden kıymetli hocamı tanıdıkça daha çok sevdim.
1938 senesinde Çanakkale’de başlayan dünya hayatı, vatanından kilometrelerce uzakta bulunan Avustralya’da 4 Şubat 2001’de nihayete erdi. Cami açılışı için yaptığı bir seyahat esnasında trafik kazası görüntüsü verilmek istenen bir tezgâh vesilesiyle şehâdete yürüdü.
9 Şubat 2001 tarihinde Fatih Camii’nde Cuma namazını müteakip kılınan cenaze namazına, binlerce talebe ve seveni katıldı. Kalabalıktan trafik durduğundan ve cemaatin izdihamından cenazenin Eyüpsultan’a nakli saatler aldı. Yürüyerek giden muazzam cemaat, sevdiği hocasını Eyüpsultan Mezarlığı’nın “Nakşi Tarlası” denilen kısmındaki ebedi istirahatgâhına ulaştırdı.
13 Safer Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi’nin doğum tarihi. Hocaefendimiz geçen sene 11-13 Safer 1445/27-29 Ağustos 2023 tarihlerinde Gelibolu Azebler Namazgâhı sabah namazı ve işrak programı, Çanakkale merkezde sempozyum ve Çanakkale’nin Ayvacık ilçesi Ahmetçe Köyü’nde anma programı ile yâd edilmişti.
Hocaefendi, bu sene de 13 Safer’de (17 Ağustos) Gelibolu Azebler Namazgâhı’nda sevenleri tarafından yâd edildi. Programa gelenler gece 3’te alana girmeye başlamışlardı. Doğumunun 89. yılında “Doğuş Azebler İşrak İbadeti” başlığı altında yapılan program sabah namazıyla başladı. Kur’ân-ı Kerîm, evrad, ezkâr, dua ve işrak namazıyla devam edip ikramla neticelendi.
Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan Hocaefendi vefalı insandı ve sevenlerine vefayı öğretti. “Vefa” ismiyle müessese de kurmuştu. Hocaefendiyi seven, yurt dışı ve yurt içinden gelen binlerce vefalı insanın katıldığı yâd programında Azebler Namazgâhı’nın önemi, cihad, şehâdet, Yazıcıoğlu Ahmed ve Muhammed Bîcan kardeşlerin Rasûlullah aşkı, onların aşkla yazdıkları eserlerin toplum üzerindeki etkisi gündeme geldi. Gönüller buluştu, dostlar kavuştu.
Yakın zamanda şehid edilen İsmail Heniye başta olmak üzere tüm şehidlerimizi yâd eder, şehadet aşkının gönüllerimizde yer etmesini dilerim.
“Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.”
Küba'dan ABD'nin tehditlerine rest
12.01.2026
Sudan Hükümeti, başkent Hartum'a geri döndü
12.01.2026
235 emniyet müdürü emekli edildi
19.12.2025
Salavat-ı Şerife AHMET GÜRBÜZ 12.01.2026
Venezüella İran ve Suriye AHMET GÜRBÜZ 14.01.2026
ABD Terörü ve Rızanın Çözülüşü BEKİR BERAT ÖZİPEK 04.01.2026
Özgürlük, Din ve Siyaset YUSUF YAVUZYILMAZ 27.12.2025
Kalemin Dansı, Göstergenin Oyunu ZEYNEP YÜCEL 24.12.2025
yola iz olanlar hz ebu bekir MUSTAFA AKMEŞE 26.12.2025
BOŞANMALAR NEDEN ARTMAKTADIR? AYTEN DURMUŞ 27.12.2025