metrika yandex

BİR SUİKASTİN ARDINDAN...

09.01.2020
İsa ÖZÇELİK

 

Duyguları akıllarına galebe çalan toplumlar tez canlı olup, karşılaştıkları olaylara anlık refleksler vermeye daha yatkın gözükür iken, akılcı düşünüp, duyguları arkaya atan toplumlar ise olaylar karşısında daha soğukkanlı kalarak, rasyonel ve faydacı yaklaşımlara yakın durma eğilimindedirler.

Duygusallık, akılcı uyanıklık ve çıkarcı vurdumduymazlığın soğuk yüzü karşısında, çoğu zaman empati ve merhameti bünyesinde barındırmakla birlikte, manipülasyona açık olması bakımından ciddi zaafları da ihtiva edebilmektedir.

Müslüman toplumlardan beklenmesi gereken, karşılaştıkları olaylara hikmetli cevaplar üretebilmesi ise de, yaşanılan gerçeklikler bunun çok uzağında gözükmektedir.

ABD 'nin İran'lı General Kasım Süleymani ve beraberindekileri suikastle katletmesinin ardından bu durum bir kez daha gün yüzüne çıkıverdi.

Bir tarafta Süleymani üzerinden büyük bir kahraman, yüce bir şehit üretmeye çalışanlar var iken, diğer tarafta, O'nu karanlık ilişkiler ağı içerisinde vahşi bir katil olarak lanetleyenler, tartışmada ki yerlerini alıverdiler.

Bu iki zıt kutup, durdukları yerden kendilerince haklı da olabilirler. İran devletinin ve onun Fars- Şii yayılmacı politikasını savunan halk kesimlerinin Süleymani 'ye kahraman gözü ile bakıp, Suriye ve Irak'ta yaptıklarını da emperyalizmin karşısında direniş göstermenin doğal sonuçları olarak algılamaları gayet tabi olsa gerektir. Bu çevreler Süleymani 'nin Rus veya ABD emperyalizmine karşı olurken, nasıl da onların himayesinde diğer Müslüman topluluklara karşı kanlı operasyonlar yapabildiğini ve bunun bir çelişki oluşturması gerektiğini yüksek sesle sormayacaklardır.

Sosyalist PKK/PYD’nin Kapitalist ABD ile ya da Şeriatci DEAŞ"ın İslam düşmanı ABD ile nasıl iş tutabildiklerinin taraftarlarınca sorulamadığı gibi. Bu liste bir iki örgüt ya da devletle de sınırlı değildir elbette.

Belki bu sorular sorulsa da zaten ikna olunmaya hazır cevaplar hemencecik arkasından gelecektir/ gelmektedir. "Uluslararası ilişkilerde dostluklar- düşmanlıklar değil, çıkarlar vardır" gibi klişeleşmiş vahşi gerçeklikler ve söylemler çok sayıda idealist örgüt ve hareketler tarafından da tekrar edilen argümanlara dönüşmüştür.

Nasıl ki DEAŞ hep Müslümanları öldürüp, Siyonizm karşısında mücadele eden Hamas'ı bile tehdit ettiği halde bir kez bile olsun İsrail'e saldırmamış ise, Kudüs Ordusu komutanının da benzer katliamları yaparken İsrail'e sıra gelmemesi tarihin bir ironisi olsa gerektir.

Nasıl ki İran ve Irak'ta Süleymani ve arkadaşları için yapılan büyük cenaze merasimleri kendi içinde anlaşılabilir tutumlar ise, yine Irak ve Suriye'de O'nun ölümü ardından çok sayıda kişinin sevinç gösterisinde bulunması da onların yaşadıkları büyük acılar nedeniyle gayet anlaşılabilir bir durumdur.

Anlaşılamayan vaziyet ise ABD’nin Irak’ı meşru hiçbir gerekçe olmadan işgal edip, bir milyondan fazla Sünni ve Şii’nin ölmesine neden olduğu, kendisinin ise sadece 5000 asker ya da biraz daha fazla kayıp vermesinin sorgulanamıyor oluşudur. Sünni’si ile Şii’si ile katledilen, tecavüze uğrayan, aşağılanan milyonlar suçu; Şiilerin sinsi takiyeciliği ve kadim ihanetinde, ya da Sünnilerin kendilerine yaptıkları zulümlerde görmenin ötesinde bir çözüm üretememişler ise dünya egemen güçleri düşük maliyetle sömürü düzenini devam ettirecekler demektir.

Bölge halkları ve önderleri hepimizin lanet okuduğu ABD ve İsrail karşısında nasıl oluyor da hep katliamlara uğrayan biz oluyoruz? Sorusuna makul cevaplar üretemediği sürece, Küresel ve Bölgesel emperyalist güçler ve taşeronları, bizlerin tepkilerini de yönetmeye devam edeceklerdir. Çaresiz halklar kimi zaman DEAŞ kimi zaman Haşdi Şabi saflarında öfkelerini emperyalizme değil birbirlerine karşı yöneltmeyi sürdüreceklerdir.

Diğer anlaşılamayan bir durum ise ABD emperyalizminin suikastinde ölenlerden daha fazla kişinin cenaze merasimindeki izdihamda ölmesidir. Bu yalnız İran ile ilgili de değildir, Hac ya da başka yerlerde ki kalabalık organizasyonlarda Müslümanların karşılaştıkları üzücü bir durumdur bu.

Suikastin gerçekleşmesi ve sonrası ile ilgili de şüpheli olan çok sayı da durum gündeme gelmektedir. Birçok komplo teorisi ileri sürülmektedir. Suikastin İran'ın işine yaradığını, hem kendi iç karışıklıklarını bastırma da hem de Irak'ta zayıflamaya yüz tutan nüfuzunu yeniden güçlendirmede bunun büyük bir fırsat olduğunu iddia edenler olduğu gibi suikasti Trump'ın azil sürecinden kurtulup, seçim kampanyasına malzeme yapmasına da bağlayanlar vardır.

Birçokları ABD eli ile de olsa, Fars-Şia yayılmacılığının darbe yiyeceğini umut ederken, diğer birçokları İran eli ile de olsa ABD askerl varlığının bölgeden çekileceğini umabilmektedir. Komplo yanlıları bütün olup bitenlerin danışıklı döğüş olduğunu iddia ederken, İran karşıtları, İran'ın her zamanki gibi boş tehditler savurduğunu, dişe dokunur hiçbir askeri karşılık veremeyeceğini, en fazla uzantısı olan örgütler aracılığıyla karşı saldırı yapacağını yazıp çizerken, İran kendi topraklarından gönderdiği füzelerle Irak'taki iki ABD hava üssünü vurdu. Daha önce böyle bir şeye ihtimal vermeyenler şimdi de ABD'nin bilgilendirildiği için askerlerini önceden boşalttığını ve bunun da karşılıklı bir oyunun parçası olduğunu iddia etmeye başladılar.

Önümüzde ki günlerde işin rengi belki belli olacak, belki de daha da belirsizleşecek. Şu an olmasa da üçüncü dünya savaşı, hatta savaş ötesi bir alt üst oluşun işaretlerini dile getirenleri hafife almamak gerekiyor.

Suriye ile başlayan süreçte şahit olduğumuz, son suikastle daha da gün yüzüne çıkan Türkiye Laikçi çevrelerindeki değişim de mizah sınırlarını zorluyor gözükmekte. Bazı kesimlerin bu olaylara mezhepçi açıdan yaklaşarak zulümleri görmezden gelmesi kör bir taassuba işaret ederken, daha önce, karşılaştıkları başörtülü, sakallı, ortalama muhafazakar denebilecek kişileri bile " Mollalar İran'a " sloganları ile taciz eden Laikçilerin şu an "Kara Çarşaflı" ve uzun sakallı Şeriatçı Mollalara methiye düzmeleri çok komik kaçmakta ve ilkesizliğin bu topraklarda ne kadar derinleştiğinin başka bir örnekliği olarak karşımızda durmaktadır.

Böyle netameli konularda ne yazarsan yaz, bir kesimin eleştirisini üstüne çekmemek çok zor. Adaleti gözetmek, kendi içinde tutarlı olmak, hikmetli bir duruş sergilemek kaygısı ile bütün parametreleri gücü nispetinde dikkate alarak samimi niyetle yapılan değerlendirmeleri hangi cenahta olursa olsun dikkate almak gerekir.

Bu bağlamda; ABD'nin dünyanın bir ucundan gelip başka bir devletin üst düzey yetkililerini haydutça bir suikastle öldürmesi asla kabul edilemez bir durumdur.

Avrupa ülkelerinin açık bir şekilde bu cinayeti normal görmeleri, ama Müslüman ülkelerin ise kendi cellatlarına aşık bir psikolojiye mahkum bırakılmaları çok hazin bir tablodur.

Sloganik ya da kendi çıkarı için kullanılan İslam birliği söylemlerinin hiçbir işe yaramadığının, arada güven tesis edilmediği sürece de yaramayacağının, mevcut aktörlerle de bu güvenin tesis edilmesinin zor olduğunun bilinmesi daha da hazin bir manzaradır.

Bölgemiz ve dünya daha karmaşık ve tehlikeli süreçlere gebe iken, ilkeli olmanın yalnız uluslararası ilişkilerde değil, günlük insani ilişkilerde bile değersizleştirildiği bir dönemde, insani duygularımızı yitirmeden, insanlık üzerine kurulan büyük oyunları hikmetle bozabilecek bir aklı inşa edebilmek dileği ile...


 

Yorum Ekle
Yorumlar (3)
Bayram Yılmaz

24.01.2020

Bölgemiz ve dünya daha karmaşık ve tehlikeli süreçlere gebe iken, ilkeli olmanın yalnız uluslararası ilişkilerde değil, günlük insani ilişkilerde bile değersizleştirildiği bir dönemde, insani duygularımızı yitirmeden, insanlık üzerine kurulan büyük oyunları hikmetle bozabilecek bir aklı inşa edebilmek dileği ile... Eyvallah
A. Tokur

10.01.2020

Ok...
Safet Celik

10.01.2020

Muhaleme yapma ve öngöru yeteneğini gelistirmek lazım.