metrika yandex

Bir Çocuk Bir Nesil, Nasıl Perişan Edilir? -2

Ahmet Hakan ÇAKICI

02.07.2022

Bir Çocuk Bir Nesil, Nasıl Perişan Edilir? -2


Çocuk, “akılı telefon/bilgisayar/tablet,  internet ve tek başınalık” Şeytan Üçgeni ile sanal dünyaya girdiğinde orada “Tanrıdan, ahlaktan, edepten, hayâdan, namustan, insanilikten, vicdandan, merhametten ve sorumluluktan soyutlanmış bir dünya” bulur. Lütfen dikkat edin! Gerçek insanlarla oynanan hiçbir oyunda ya da eylemde SINIRSIZ bir özgürlük olmaz, OLAMAZ!

Demiştik, devam edelim:

Dünya tutması var

Sanal âlemde kendine “özel” bir dünya kuran çocuk için, bir de, -istemeden de olsa- sanal âlemden çıkıp içine karışmak zorunda olduğu SORUMLULUKLAR dünyası, yani gerçek hayat vardır. Çocuk ister istemez ikili bir dünya kurar. Bir tarafta kafasının içindeki şehvetler, hazlar, eğlenceler ve nefsani eylemlerin art arda gelip geçtiği, EGOSUNA hitap eden HIZLI DOPAMİN (mutluluk hormonu) âlemi, bir tarafta da ister istemez bulaşmak zorunda kaldığı sıkıntılarla dolu, AĞIR gerçek dünya.

Onun için hem rekabet halinde olduğu hem de beraberliği sürdürebilmek için türlü türlü dert ve kaprisleri ile uğraşmak zorunda kalacağı oyun arkadaşları yerine istediği an alacağı, istemediği zaman atacağı, dilediği zaman HİLE yapacağı asla darılmayan sanal oyun arkadaşları daha az stresli bir seçenek olarak önünde durur. Gönlünü etmek için bir sürü maddi ve manevi naz, dır dır ve kapris çekmek zorunda kalacağı, ilgiyi “kendinden” çevreye doğru yönlendirmesi gereken zevci/eşi yerine sınırsız porno, çok daha fazla ve sıkıntısız haz ve mutluluk vaat eder. Her an gerçekten ölebileceği bir savaşa girmek yerine en küçük bir RİSK almadan oyunda binlerce insan öldürmek KAHRAMAN gibi hissetmek için çok daha güvenilir bir seçenek değil mi? Saatlerce bulaşık yıkamak, ortalığı toplamak, ders çalışmakla alacağı AFERİN yerine, bir anime karakter yaratmak(?) çok daha YARATICI(?) ve zahmetsiz bir “Ego Tatmini” vermiyor mu?

Hazlar, şehvetler, özgürlükler(?) ve dopamin dünyasının yanında gerçek dünya çok zor, sıkıntılı, YAVAŞ ve karmaşık kalır. Çaba, gayret, sorumluluk ister. Bu noktada çocukla, gerçek hayat arasında bir uyumsuzluk, bir kabul edememezlik[1] başlar.

Gerçeğin yerini ‘Rol’ alıyor

İki kişiyi aynı anda olamayacağı için çocuk ikiyüzlü bir hayat kurmak yani ROL yapmak zorundadır. Sanal dünyada YALNIZ olduğu için riyaya ve rol yapmaya gerek yoktur. ROL yapmak, yalan ve riya gerçek hayata kalır. Ne yazık ki, anne baba durumu fark ettiğinde genellikle çocukla aralarındaki mesafe kapanabilecek ölçülerin çok ötesine geçmiştir.


Genç için, sanal dünyanın içinde kaybolup giden; sadece, vakit ve gençlik değildir: Kurulamamış İLİŞKİLER ve vaktinde elde edilememiş psikolojik, sosyolojik ve fiziki beceriler nedeniyle sosyal hayatla arasında uyum problemleri yaşar. Üstelik sanal âlemde elde edilen ve iptila olunan yüksek seviye HAZ ve HIZIN, gerçek hayatta karşılığının olmadığını, olamayacağını fark etmesi genci ümitsizliğe, tatminsizliğe, beklentisizliğe ve depresyona savurur.

 

Gelişmiş çağdaş Batı dünyası açıklamaya, anlamaya ve gündem etmeye yanaşmasa da gelişmiş toplumların gençlik problemleri (bağımlılıklar, depresyon, stres, sosyal uyumsuzluk, mutsuzluk, güvensizlik, eşcinsellik, şiddet, tecavüz, erken yaşlarda hamilelik/kürtaj, İNTİHAR vs.)gibi problemler gelişmemişya da az gelişmiş toplumlardan kat be kat fazladır. Öyle ki, her nesilde katlanarak artan bu sorunların çözümünden Batı artık ümidini kesmiş gibi görünmektedir. Bizim de her geçen gün daha fazlası ile yüzleşmek zorunda kaldığımız/kalacağımız gençlik sorunlarının üç beş gevezelik ve beyanat ile geçiştirilemeyecek kadar büyük sorunlar olduğuna ispata gerek yok sanırım.

Online kumar ve oyun bağımlılığını DSÖ, “Ruhsal Sağlık Problemi” olarak kabul etti.[2]

İnternet ya da oyun bağımlılığı mekanizmasının uyuşturucu bağımlılığından çok büyük bir farkı yok: İkisi de beyne, normal şartlarda olması mümkün olmayan miktarda ve sıklıkta mutluluk hormonu (dopamin) salgılar. Salgılanan hormon kişiye  “bir daha isterim” baskısı kurarken, mesaj, her seferinde “daha sık ve fazla isterim”e dönüşür. Süreç daha yavaş işlese de, uyuşturucu bağımlısının yaşadığı süreçler ile internet/oyun/kumar/porno bağımlısının yaşadığı süreçler birbiri ile oldukça benzerdir. Birey, tatmin olabilmek için her seferinde daha fazla dopamine ihtiyaç duyarken nihayetinde bir bağımlıya dönüşür. Artık o, zevk hormonunu harekete geçiren tetikleyiciler çevrede olmadığında (akıllı telefon, tablet, internet, bilgisayar oyunu vs.) ne yapacağını bilmeyen, huzursuz, uyumsuz, stresli, dağınık, unutkan, dikkatsiz, odaklanamayan, istikrarsız, çevreye karşı ilgisiz ve boş bakışlı biridir.

Yalnız önemli bir fark var: Uyuşturucu ya da alkol bağımlısı gençler çoğunlukla merakın ya da arkadaşın kurbanı olurken internet bağımlısı çocuk, genelde ANNE ya da baba kurbanıdır. Çocuğu başından atmak isteyen, akıllı telefona çocuk bakıcılığı görevi veren konformist ebeveynlerdir ekseriyetle çocuğu bağımlı yapan.

Tecrübenin/babanın devreden çıkarılması

Hâkim propaganda, öğretmenin/Üstadın/Hocanın/Babanın aşağılandığı talebenin/öğrencinin/cahilin/çocuğun YÜCELTİLMESİNİN cehlin, şehvetin, tecrübesizliğin ve AHMAKLIĞIN yüceltilmesi olduğunu da fark ettirmez. Bize eğitim politikalarından, TV’lerden ve medyadan dayatılan model; çocuğun, sadece bir insandan doğmuş olmakla; -tecrübe, ilim ve hikmet biriktirmeden- iyiyi, güzeli, doğruyu, hakkı, kötüyü, çirkini, yanlışı, aldatmayı, sahtekârı,  dolandırıcıyı ve dolandırıcılığı kendi kendine fark edebileceği yanılsamasını verir.

Ancak bize “Çocuklarınızın tercihine karışmayın, biraz kenara çekilin, rahat bırakın” diyenler;  AKLI (hayra gidebilme yeteneği) yeterince gelişmemiş, tecrübe biriktirememiş, EGO dönemini geçememiş çocuğu; ŞEHVET ve ZEVK üzerinden kandırmanın, yönlendirmenin, kullanmanın çok kolay olduğunu gayet iyi biliyor; onları, akıllı telefonlardan, tabletlerden, bilgisayarlardan, TV’lerden ve reklam panolarından bin türlü yönlendiriyor, bin türlü darbeliyor, bin türlü çeliyor, kandırıyor,  aldatıyor ve tercih dayatıyorlar.

Bu kelimeler, çocuklarımızı EGOİZİM, KİBİR, NEFS ve ŞEHVET üzerinden sömürgecilerin istedikleri gibi formatlayan, yönlendiren, aldatan sömürgeciliğin önündeki en önemli engel olan tecrübe ve HİKMET sahiplerini (BABA, öğretmen, üstat, hoca vs.) devre dışı bırakan, sindiren, püskürten, ezen birer silah olarak işlev görüyorlar.

Sen girmeyesin diye girdim ateşe[3]

Anneler (genelde) hallerinden ne kadar şikâyet ederlerse etsinler, çocuklarını mutsuz gördüklerinde çocuğa teslim olmayı tercih ediyorlar. Baba çocuğun gittiği yerin yanlış istikamet olduğunu hissettiğinde çocukla ya da annesi ile ne kadar büyük sorun yaşarsa yaşasın, çocuğun önüne geçmeye çalışabiliyor. Yani anne, çocuğu istediği için çocukla beraber ateşe girerken; baba, çocuğu girmesin diye kendini ateşe atabiliyor.

Bizim kendi tecrübelerimize göre; “Kadın, psikolojik olarak erkeğe karşı güçlü iken; çocuk, anneye karşı güçlü; erkek ise çocuğa karşı. Bu üçlü denklem, ailenin üzerinde durabileceği dengenin zeminini inşa ediyor. Bu nedenle evde, denge bozulup erkek bir şekilde ezildiğinde, güç ve iktidar, kadının değil, çocuğun eline geçiyor.  

Babanın, modernitenin zorunlu getirileri ve bilinçli devlet politikaları ile otoritesinin kırılması, evde misafir konumuna indirgenip etkinliğinin boşa düşürülmesi ve kavvamlıktan uzağa savrulmuş olması nedeniyle, çocuğa, terbiye verebilme yetisi de boşa düşmüş oldu. Babanın iktidar ol(A)madığı yerde kavvam olan MODERN çocuk, adeta ailesini, sömürücülere ikram eden bir sanal TANRI konumunadır. Sanal dünyanın binlerce psikolog, psikiyatrist, antropolog ve sosyologları ile desteklenen tezgâhtarları tarafından avuç içine alınan çocuğu, ebeveynler, hassaten Çocuk Oyuncağı[4]”  olan anneler, hayra yönlendirmekte çok zorlanıyor tam aksine –istemeseler de- çocuğunun ve kendilerinin sömürüldüğü sürecin bir parçası haline dönüşebiliyorlar. 

Morukların(!) dünyadan haberi yok

Anne-babanın genelde çocuğun içinde kaybolduğu sanal dünyanın ÖZEL HİZMETLERİ (Kore dizileri, k-pop, anime, oyun, kumar, porno vs. )dünyası hakkında hiçbir bilgisi yoktur; O yüzden genç üzerinde, “Senin morukların dünyadan haberi yok! Taş devrinde kalmışlar. Seni anlamaları mümkün değil” propagandası çok etkili olabiliyor. Ergen, ailesine karşı “Kafası TAŞ DEVRİNDE kalmış insanlara ne anlatabilir ki” modundadır.

Dolayısı ile çocuk terbiyesini ve güvenini “hiçbir şeyden anlamayan(!)” ailesine değil de, her şeyi bilen SANAL âleme emanet etmekte tereddüt etmez.

Ancak bu noktada hepsi de emperyalizmin ve sömürgeciliğin ileri karakolu gibi hizmet veren psikiyatristler, psikologlar ve emperyalizm destekli medyanın aileye, “Çocuğunuzun tercihlerine saygı gösterin” ifadesine yedirilmiş, “Çocuğunu bizim elimize terk et!” EMRİNİ gizlice verdiklerini unutmamak gerekir. Bu noktada “ego” dönemindeki hikmet ve tecrübe yoksunu çocuk; anne babasından gördüğü direk müdahaleyi kolayca sezebilirken; MEDYADAN kendisine verilen yönü, müdahaleyi, sofistike aldatma ve kandırma yöntemlerini, bilinç altı mesajları ve terbiyeyi hissedemez.

(Araya bir not gireyim: Kız çocuklarındaki gittikçe artan teşhirciliğin ve çıplaklanmanın, erkek çocuklarındaki istikrarsızlık ve güvensizlik sorunun nedenin de bu alanlarda aranabileceğini düşünüyorum.)  

Baba çocuğa arkadaş olmuşsa, Çocuğa BABA kim olmuştur?

Bu süreçte EGEMEN Medyanın emirlerini boşa düşürebilecek olan baba, çocuğun yakınında olsa bile “Çocukla Arkadaş” olmaya ikna edilmiş olduğundan, çocuğun, kararını/fikrini/beklentisini tashih edebileceği, yanlışını düzeltebileceği bir makamı kalmamıştır. Arkadaşlardan bir arkadaşa dönüşmüş babanın ve baba otoritesinin yeri kolayca –hiç kimse tarafından herhangi birine karşı anlayışlı olması beklenmeyen- sosyal medya ve sanal âlemdeki ONAYLANMA BEKLENTİSİ tarafından doldurulur. Babadan “Aferin” almak, yerini, sosyal medyadan LİKE almakla değiştirir.

Artık karşımızda, anne veya babanın öğütlerine karşı sağır bir DUVAR vardır.

Ezberlerimiz işe yaramıyor, yaramayacak!

Sağlam bir ahlaki yapı geliştirmeden eline KONTROLSÜZ tablet, bilgisayar ve akıllı telefon verilmiş çocuğun; kendisi ile baş edebileceği fiziksel ve ruhi olgunluğa erişmeden önüne ve aklına düşürülmüş şehvete, zevke ve eğlenceye direnmesini beklemek, kuzuların kurtla baş etmesini beklemek kadar ahmakça bir beklenti olduğu kanaatindeyiz. Özellikle PORNO[5] ve OYUNA karşı.

Ebeveyn, çocuğun eline altın gibi yüksek bir ekonomik değeri, silah gibi tehlikeli bir aleti veya araba gibi gelişmiş bir aygıtı vermez. Çünkü o, çocuğun bunlardan kendisine yönelebilecek HAZZI, kontrol ve GÜÇ hissinin vereceği şehveti idare edemeyeceğini, bunların kontrolü ve idaresi için gerekli olan “süper ego” döneminin yetilerinin (yani ruhi olgunluğun), hikmetin ve AKLIN çocukta henüz gelişmediğini farkındadır. Ancak modern ebeveyn aynı zaafiyetin ve yoksunluğun internet üzerinden yayılan HAZZIN, şehvetin kontrolü, ego baskısı ve akıllı telefonlar karşısında da var olduğunu göremiyor.

Ailelerin gözlerinin önünde olmasına rağmen görmeyi reddettikleri bu zaafiyet çocukları çok kolay kullanılabilir ve yönlendirilebilir kılıyor.

Bu sorunların hazır cevapları ya da çözümleri yok. En azından biz bilmiyoruz. Ne yazık ki bunlar bizden önceki nesillerin karşılaşıp cedelleştikleri, üzerinde fıkh etmeye çalıştıkları sorunlar değiller. Modern zamanların sorunlarına bizim neslimiz çözüm bulmak ve hesaplaşmak zorunda. Köy dindarlığı, muhafazakârlık veya bin senelik ezberlerle bu sorunun altından kalkmak mümkün değil. Bu sorunlar karşısında herhangi bir çözüm teklifinde dahi bulunamayan Batı’yı taklit etmenin de bize bir faydası olmayacağı sanırım aşikâr. Kendi zamanımızın fıkhını yapmalı üzerinde tefekkür etmeye cesaret etmeliyiz. Görmezden, anlamamazlıktan, bilmezlikten gelmenin çocuklarımıza hiç bir faydası olmayacak.

Bu sorunlara itiraz etmeden sadece İstanbul Sözleşmesine itiraz etmekle sorunumuzu çözmeyeceğimizi hep birlikte göreceğimizi düşünüyorum. (Bunun anlamı İstanbul Sözleşmesine itiraz etmeyelim, demek değil. O da bu sorunlarla iç içe geçmiş başka bir bela.)

Son Not:

“Bir sürü TESPİT. İyi ama ÇÖZÜM ne?” diyebileceklere, ben sormak istiyorum: “Çözümü SÖYLESEM yapacak mısınız?”

Ya da 3-4 yaşlarındaki çocuklarını “akıllı telefon, internet ve yalnızlık şeytan üçgenine” emanet etmiş bir topluluğun  “Çözüm ne?” sorusunu gerçekten ciddiye almalı mıyız?

Zira çözüm; keyiften, vakitten, PARADAN, yaptığımız ticaretten fedakârlık etmeden gelebilecek bir şey değil. Yani çözümün BEDELİ var. Keyif kaçırmayacak, yerimizden kıpırdamadan TIKlayrak veya amele eşlik etmeyen dualarla gelebilecek bir çözüm yok.

Çocuklarınızın elinden akıllı telefonları almakla başlayabiliriz işe: Hiç değilse aşağıdan gelenlerin eline vermeyerek.


Ahmet Hakan Çakıcı

1443 Zilkade / ALANYA

 

[1] Mehmet Dinç, Nihayet Dergi, Haziran

[2] https://www.aa.com.tr/tr/saglik/dsoden-bilgisayar-oyunu-bagimliligi-karari/1179207#:~:text=Dünya%20Sağlık%20Örgütü%20(DSÖ)%2C,11%27inci%20versiyonunun%20listesine%20eklendi.

[3] İsmet Özel’in “Ben, sen de benim kadar çıkmaza girmeyesin diye girdim çıkmaza.” cümlesini yeniden düzenledik.

[4] Cahit Zarioğlu’nun alternatif sözlüğündeki “Anne” tarifi.

[5] Bakınız: Porno: Siber dulluk https://www.ahmethakancakici.com/2019/09/porno-siber-seks-ya-da-siber-dulluk1.html

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş