metrika yandex

ben ölmeyi diledim!

Mustafa AKMEŞE

02.04.2021

“ben ölmeyi diledim.
hani annem ben küçükken öldü ya,
eğer ben büyüdüğümde ölürsem
beni tanıyamaz.”

/kağıttan hayatlar/

acıdan bahsediyorum dost
acıdan…!

hastane köşelerinde sekerat halindeki annesine bel verip
sosyal medyaya acısını poz yapan hoyratlık yaşanırken
veya
sabah kuşağında tvde,
tecavüz, vahşet, intikam, ölüm, iç içe geçmiş hikayenin sahiplerinin acıları
en çok izlenme reytingleri kırarken
ah!
bir başkasının  
"acısına ekmek doğramanın!" yaşandığı böylesi zamanlarda   
'acıyı' konuşmanın zorluğunu biliyorum

önceleri;
köyümüz kadar,
mahallemiz kadar bir dünyamız vardı ve
olan, duyulan ne varsa o kadardı,
var olan da çoğu titizlikle gizlenir,
korunur, saklanırdı  
yüksek duvarlı avluları olan evlerin dışına taşması istenmezdi
sahi, evlerin devamı olan ve avlularını çeviren yüksek mahremiyet duvarları !
ne için vardı zannediyoruz ki?

kimsenin duymasını istemediğimiz acılarımız olurdu.
geçim sıkıntıları, eşler arasındaki didişmeler, hastalıklar, ne bileyim
çocukların kendi yaşadıklarından taşıyıp getirdiği haneye üzüntüler işte
korkularımız, ağıtlarımız, yoksuluklarımızı kimse duymaz
en fazla yan komşunun evinde yankılanır,
sonra annenizin;
'makbule abla, oğlan ayşe'ye akşam oldu yine eve geç kaldın diye kızdı,
onun bağırışı'  
işte diyen
4 duvar arasındaki dönüp duran
'yara'dan, acıdan haberi olan kapı komşusunun
merakını bile en aza düşüren, gizleyen, örten cümleleri olurdu...

çünkü
tecrübeli olanlar bilir ki
acılar paylaşılmaz dost,
boşverin 'acılar paylaştıkça azalır'
diyen kişisel gelişimcileri.
gönle düşen yarayı
dışarıyla paylaştıkça her seferinde kanatılır ve tazelenir.
bir de üzerine bazı hoyrat kişilikler olur işte
gelir tam da yaranın üzerine basar.
sırtını sıvazlarken
hem de...
çünkü acınız, bir başkası için çok zaman,
"Allah'tan bana iyi ki dokunmadı bu musibet" diye iç geçirilen sevinci olur.
sonra
çerez niyetine yarenlik konusu ederler dostların geyik! sofralarında.
gizli bir haz bile alırlar bir başkasının acısından...
çok ilginçtir insanoğlu
ah ki ah!..

acını
insanlar anlamaz, bilmez, hissetmezler dost ondan derim.

yolun getirip sürüklediği ve önümüze koyduğu dertlerimiz bizimdir
bizimle kalmalı.
bilecek olan,
acıtan bir yaranın sahibi olduğunu
yürüyüşünden ve
yüzüne düşenden anlamamışsa eğer
sözün ne önemi olur ki!

dışarıdan bakanlar bırak seni en dertsiz olan kişi bilsin. İmrensin...

kim gibi mi?  dediniz !
‘aziz kitabın’ işaretlediği izzet sahibi olanlar vardı ya!
bildiniz mi?
fukaralıkları, muhtaçlıkları nedeniyle düşkün olup da
bunu konuşmayan, bildirmeyen, açlığını sokağa taşırmayan,
daha da ilginci
'uzaktan bakanların zengin sandığı'
'ihtiyaç sahibi olduğunu simalarından' bazı kişilerin tanıdığı için
‘kitabın’ övgüsüne mazhar olmuş olanlardan bahsediyorum.
ne ilginç...

aziz peygamberin, büyük bir umutla gittiği
taif'teki ‘eziyet’ sonrası
bir bahçe duvarına yaslanmış gözyaşı dökerken;
“Allah’ım, güçsüzlüğümü ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor görüldüğümü
ancak sana arz ve şikayet ederim
Allah’ım eğer bana karşı gazaplı değilsen,
çektiğim mihnetlere, belalara hiç aldırmam’’
demesi yok mu?
ve çekilen acıları sadece rabbine şikayet eden
'ona' bildiren, rabbe nazlanan olmaktan bahsediyorum.!

sevinçlerimiz kadar, mutluluklarımız kadar
bizim olan ve
bize daha çok insani değer katan  
hüzünlerimizdir  
nasıl ki yaraların bedenlerimizde izleri olur ve sessizce, sabırla kabuklanmasını bekleriz
biliriz ki yarayı bağlayan kabuk
yaranın iyileşecek olduğunu gösterirken
daha önemlisi;
yaralar bedenlerimize mukavemet kazandırır.
'nasır' tutan ellerin daha büyük travmalara karşı dirençli olduğu gibi
acılarımızda bize değer katan, hayata karşı güçlü tutandır.
bize insanlığımızı hatırlatır, ne kadar biçare ve bir o kadar zavallı olduğumuzu öğretir...
ilgilisi farkında ise eğer.

“feleğin çemberinden geçmek’’ böyle bir şeydir
ve yazan yerde kaydı yoktur, okutulmaz yaşanır be dost…

saçları dökülmüş ihtiyar,
beyazlayan sakalını yavaşça sıvazladı ve
çok yakınları dışında kimsenin bilmediği
‘engelli’ kızını kast ederek,
başa gelmiş olanı kabul etmiş dinginlikte,
merhamet kokan bir tonda söylendi;
‘o’ olmasaydı eğer
ben “firavun’’ gibi bir adam olurdum,
boynumu bükendir, kanayan vicdanım olmuştur.”
dedi, nefeslendi yavaşça doğruldu ve yürüdü.
acısını hayra çeviren ve derdini seven bir adamdı giden...
sonra
öyle..

ey yolcu

başına gelen acı
kimbilir belki de seni bir yerlere hazırlıyordur
acınma, söylenme, şikayet etme.
kulların merhemi! yaralarını sadece azdırır
yutkun ve
birgün
“Allah seni hiç üzülmemiş gibi razı eder”
ama dünyada görürsün
ama...


Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Şakir Taşal | 02.04.2021 15:47
Ah benim abim ah!.