metrika yandex

Amerika ve Çin arasındaki çatışma kaçınılmaz mı?

22.05.2020
Hasan KANAT

Son iki hafta içinde, ABD Başkanı Donald Trump, Çin’i Amerika ve dünyada Koronavirus (COViD-19) yayılmasından sorumlu tutuyor. İki ülke arasında ki gerginlik, ABD’nin, Pekin ile tüm bağlarını kesmekle tehdit etme noktasına kadar vardı.

Bu durum, Amerika içinde veya dışında pek çok uzman ve analistleri, iki büyük ülke arasındaki bir çatışma olasılığı hakkında tahminler yürütmeye ve spekülasyonlar yapmaya sevk etti. İşin aslı, Washington ve Pekin arasındaki gerginlik Koronavirus salgınının ortaya çıkması ve yayılmasından yıllar önce başladı.

ABD’nin Çin’in Ekonomik, Askeri ve teknolojik alanlarda ki yükselişinden dolayı duyduğu korku, bugünün meselesi değildir. Özellikle eski ABD Başkanı George W. Bush'un son döneminden bu yana, en az on yıl öncesinden, bu konuda uyarılarda bulunmaya başlamıştı. O zamanlar, bazıları ABD'nin Pasifik'e yönelik dış politikasında stratejik bir değişime ihtiyaç duyduğundan bahsetmişti

Eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yönetimi ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, O dönemde Çin’in tırmanışını kontrol altına almak amacıyla, Pasifik ülkeleriyle, özellikle Japonya, Filipinler, Endonezya ve Avustralya gibi Çin'i çevreleyen ülkelerle ticari, ekonomik ve stratejik ortaklıkların güçlendirilmesine dayanan "Pasifik Ekseni" olarak bilinen bir stratejiye dayanıyorlardı. Bundan dolayı Obama bölgeye verdiği önemden dolayı "Pasifik Başkanı" olarak isimlendiriliyordu.

Pekin, ABD’nin bu hamlelerini, kendisinin toprak egemenliğine, dolaylı olarak yaptığı bir saldırı ve küresel nüfuzu üzerinde ekonomik, ticari ve askeri etkinliğini sınırlama girişimi olarak gördü. Bu nedenle Kuzey Kore ve Rusya gibi bölgesel müttefikleri ve ortakları ile ilişkilerini yoğunlaştırıp, Orta Doğu, Afrika, Avrupa ve Latin Amerika'daki küresel ekonomik nüfuzunu genişletmeye başladı.

Bu durum, Çin ekonomisinin son on yılda beklenmedik bir şekilde yükselişine katkıda bulunmuş ve ABD ekonomisinden sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline getirmişti. Çin’in dünya ekonomisinde birkaç yıl içinde ABD’nin muadili olması hatta daha iyi performans göstermesi bekleniyor. Bu olgu, muhtemelen iki ülke arasındaki mevcut gerginliğin ardındaki nedenlerden biridir.

Ancak iki ülke arasında ki gerginlik, Trump'ın dört yıl önce iktidara gelmesinden bu yana önemli ölçüde arttı. Ta ki bu çatışma, dört ay önce aşamalı bir ticaret anlaşmasının imzalanmasıyla sona eren ve Çin'in önümüzdeki iki yıl içinde 200 milyar dolarlık ABD’ den yapacağı ithalatın özellikle tarım ürünleri ithal edeceği anlaşmaya kadar dinmedi.

Ocak ayı ortasında Beyaz Saray'da imzalanan bu anlaşmaya rağmen, Trump son iki ay içerisinde birkaç nedenden ötürü Çin’ ile olan ilişkileri kızıştırmaya devam ediyor.

Birinci neden; Amerika Birleşik Devletleri tarihindeki en büyük sağlık ve insani felakete neden olan, Şimdiye kadar yaklaşık bir buçuk milyon insana bulaşan ve Şu ana kadar Amerika’da 88.000 kişinin ölümüne neden olan, Korona salgının yarattığı kaos karşısında, Trump’ bu salgınla başa çıkmak konusundaki başarısızlığını dış sebeplere bağlamaya çalışmasıdır.

Salgın aynı zamanda ABD ekonomisin de ağır ekonomik kayıplara neden oldu, yaklaşık 35 milyon kişi son iki ay içinde işlerini kaybetti. Bu yüzden Trump, Hükümetinin üzerinden suçlamaları kaldırmak için Çin’i virüsün yayılmasından sorumlu tutmaya çalışıyor.

İkinci neden; Trump, Korona salgınını Çin'e baskı yapmak için kullanıyor ve Çin’in ekonomik büyümesini yavaşlatmak için şantajda bulunarak, Çin’i ekonomik ve ticari alanda taviz vermeye zorluyor. Üçüncü neden; Amerikalı seçmeni memnun etmeye çalışıyor. Özellikle de Çiftçi kesimini. önümüzdeki iki yıl içinde 50 milyar dolarlık ziraat ürünlerini ithal etmesi gereken Çin’in ithalatını arttırması için baskı politikası uyguluyor.

Bu çiftçiler, önümüzdeki Kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerinde ikinci bir başkanlık dönemini kazanmak isteyen Trump için önemli bir oy potansiyeli oluşturuyor. Bu yüzden Trump, Çin'in ekonomik yükselişini durdurmak için kamuoyunu kışkırtarak, Korona salgını nedeniyle dünya çapında yüz binlerce insanın hayatını kaybetmesinden sorumlu olmakla suçluyor.

Bir işadamı olarak Trump, ABD'nin Çin'e olan ekonomik ve ticari bağımlığının, ABD'nin zararına ve Çin’in lehine olduğunu biliyor. O yüzden Trump’ın iktidara geldiğinden beri planı, Çin ile olan ekonomik ilişkileri, ülkesinin çıkarına kademeli olarak koparmak ve bu bağımlılığı azaltmaktır.

Trump, Amerikan Şirketlerinin Çin de yaptıkları yaklaşık 14 milyar dolarlık yatırımlarını, oradan çıkartarak, ABD’ye Filipin ve Vietnam gibi ülkelere yapmalarına teşvik etmeye başladı. Ayrıca, ABD federal kurumları son haftalarda Amerikan emeklilik fonlarını Çin piyasasından çekmeye başladı. Bu teşviki gelecekte diğer kuruluşlar da izleyebilir.

Çin kesinlikle ABD ile ekonomik ya da ticari bir çatışmaya girmek istemiyor, sadece bu tür bir çatışmanın stratejik ve belki de askeri bir çatışmaya getirebileceğinden değil, aynı zamanda Amerika ile olan güçlü ekonomik çıkarlarından duyduğu endişeden dolayı da bu gerginliğin artmasını istemiyor.

Amerikan pazarı, yaklaşık yarım trilyon dolar değerindeki Çin ürünleri için en büyük Pazar durumundadır. ve Çin'in dış ticaretinin % 17'sini oluşturmaktadır. Bu nedenle; İki ülke arasında bir çatışma yaşanması ihtimali zor görünüyor. Gerçeklemesi en olası şey, Pekin’in Trump'ı yatıştırmak ve susturmak için bazı ekonomik ve ticari imtiyazlar teklif etmesi olacaktır. Bu durum, Trump’ın ikinci kez başkanlık seçimini kazanmasını garanti edebilir.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Hüseyin Yalçın

22.05.2020

Faydali ve önemli tesbitler