metrika yandex

ALLAH, KADININ DA RABBİ DEĞİL MİDİR?

07.08.2020
Ayten DURMUŞ

Bir süre önce ülkemizde, medyada bilinen birkaç kadına, akıl miktarı ancak beline ulaşabilen erkekler tarafından, yine medya üzerinden saldırıldı. Hepsi kendi özelinde yaşayan ve medyaya yansıyan hiçbir çirkinliği olmayan bu kadınlara saldırıların gerçek nedeni ailelerindeki siyasetle uğraşan erkeklerdi. Peki, neden bu kadınlara saldırıldı? Belli ki bir anlamda -teşbihte hata olmasın- eşeği dövemeyenler semeri dövüyorlardı.

Kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin sürekli arttığı bir toplumda, İstanbul Sözleşmesiyle ilgili tartışmaların ortalığı doldurduğu bir süreçte bu konu ne kadar sağlıklı ele alınabilir, bilemiyorum?

Gerçek şu ki: Dünya üzerindeki herkesin kendince doğru bulduğu kadın tanımları var. Gazali’den Nizamülmülk’e, Yusuf Has Hacip’ten Mevlana’ya, Elmalılı’dan Atatürk’e herkesin bir kadın algısı olmuş ve herkes kendi algısını topluma ve kadınlara dayatmış. Bunlardan Atatürk hariç, yukarıda adı geçenler, sahip oldukları (olumsuz) kadın algılarını İslam’a dayandırmışlardır.

Kur’an’ın ilk tefsirleri ve en azından kütübüsitte okunduğunda -her okuyanın göreceği gibi- bu kitapların çoğu yerinde kadınlara; kadını aşağılamaktan, iradesini yok saymaktan ve çok amaçlı köle olarak görülmesinden başka konum verilmemiştir. Ben de bunları okurken, yıldızlara bakıp ‘Tanrım bu mu?’ diyen İbrahim as. gibi ‘Dinim bu mu?’ dedim ve sonuçta tıpkı İbrahim as. gibi ben de bunlardan teberri ettim.

Bu kitaplardaki kadın konulu sözlerin kahir ekseriyeti, bir ravi zinciriyle Hz. Peygamber adına sayısız sözün uydurulduğu bir ortamda, hadis derleyicileri tarafından seçilerek yazıya geçirilmiştir. Bunlardaki kadın konulu sözler, adeta Kur’an dışında ve Kur’an’a karşı ikinci bir dinin ilkeleri gibidir. Bu sözlerin Kur’an’ın kadın-erkek olarak tanımladığı insan çerçevesine girebilmesi mümkün görünmemektedir.

Kur’an ile uydurulup Hz. Peygamber ağzından ifade edilen sözler arasındaki çelişkileri halletmek için bu rivayetleri ‘sahih’ kabul edenler, Yahudilerin Tevrat’a yaptıkları gibi, Kur’an’ın sözlerinin anlamını yerinden ederek yeni anlam ve yorumlarla kadını ezen ve aşağılayan düşünceye Kur’an yorumlarıyla da güç kazandırmış oldular. 

Bir örnek vermek istiyorum: Nüşûz kelimesi Kur’an’da geçtiği Ahzab: 53 ve Mücadele: 11. ayetlerde ‘kalkıp gitmek, hemen gitmek, ayrılmak’ anlamlarında kullanılmaktadır. Nisa:128’de de bu kelime erkek için kullanıldığında yine aynı anlam verilmiştir. Ancak Nisa:34’te de bunlara yakın bir anlamda kullanıldığı ifade edilmeliyken, ne hikmetse, kadına -Katolik nikâhı kıydırıp, boşanmayı yasaklayanlar, boşanma yetkisinin tamamen erkeklerde olduğunu söyleyen-yazan erkekler, buradaki nüşûza da ‘kadının kocasından ayrılmak istemesi’ yerine; ‘iffetsizlik, kadının gözünün başka erkeklere kayması, kocaya karşı azgınlık, dik kafalılık, geçimsizlik, serkeşlik vb. gibi’ sayısı belirsiz anlam vermişlerdir. Bu anlamlar verilirken ayetteki ifadenin olmuş bir durumdan değil de olması muhtemel bir durumdan duyulan korku ve endişe olduğu nedense görmezden gelinmiştir. Yaşanan bu sorunu düzeltmek için de ‘benzer insanî zaaflardan uzak bir öğüt makamı olan bilge koca’ öğüt verecek, kadın düzelmezse döve döve ıslah edecek, dayakla düzelirse ne ala yoksa iki taraftan uzlaştırıcılar devreye girecek. Durum bu. Bu konu bağlamında, tıpkı ‘nüşuz’ kelimesi gibi ‘kavvam, fadl, darb, itaat’ kelimeleri de -Kur’an’ın genelinde nasıl kullanıldığına bakılmadan- bağlamından koparılarak keyfi kullanılmış yani yorumlarla anlamı tahrif edilmiş kelimelerdendir.

Genel olarak tefsiri sonrakileri derinden etkileyen Hanefiliğin ilk ve en önemli fakih-müfessiri Cessas tarafından da Nisa: 34 ayeti, Ahkâmu’l-Kur’an’da ele alınmış, sonrakilere kaynaklık edecek şekilde uzun uzun açıklamıştır. Cessas, aynı eserinde Sad Suresi 40-43. ayetlerdeki Eyyub kıssasını da -zayıf bile olsa hiçbir hadis külliyatında hatta Tevrat’ta bile olmayan- mesnedi belirsiz bir hikâyeyle açıklayarak Eyyub’un karısını dövmek için ettiği yeminin Allah tarafından iptal edilmeyip ‘hile-i şer’iyye’ denilen ‘tanrısal çözüm’ olduğu söylenen bir yöntemle halledilmesinden hareketle vardığı karar özetle şudur: Nisa suresinde, nüşûzundan korkulduğunda dövülen kadının, Eyyub kıssasındaki ayetlerden hareketle varılan sonuca göre, dövülmesi için sebebe gerek yoktur. Koca, karısını, terbiye etmek için gerek duydukça dövebilir. 

Bu Kur’anî(!) temelden sonra ‘Kızını dövmeyen dizini döver.’ sözüyle baba evinde dayağa alıştırılan; ‘Kızı kendi başına bırakırsan ya davulcuya kaçar ya zurnacıya’ denilerek onu ailenin âkil(!) ve bilge(!) erkekleri kimi isterlerse onunla evlendiren; evlenip giderken de ‘Gelinlikle gittiğin yerden, kefeninle çıkacaksın.’ denilen; evliliğindeki sorunlarda koca dayağı gerekli görülen; kocasını sevmese ve istemese bile -koca boşamadığı sürece- Katolikler gibi evli kalmaya fıkhen mecbur edilen bir kadın…

Üstüne üstlük kadın: ‘Kocanı razı etmeden sana cennet yok.’; ‘kocanın bedenindeki iltihapları yalayarak temizlesen bile kocanın hakkını yine de ödeyemezsin(Cessas)’; ‘Eğer kocanı cinsel konuda üzersen Allah ve melekleri sabaha kadar sana lanet ederler.’ denilerek iki tanrılı bir müşrik olmaya mecbur edilmiştir. Sonuçta bu kadın, isteği dışında birilerinin isteklerine adanmış ve kesilmiş bir kurbandır. Bu süreçte kadının bilinci de kime neden adandığını düşünemeyecek kadar dumura uğratılmıştır.

Bu kadın, kendi hedefleri-hayalleri olmasını, bunlar için çalışmayı, kendisini de mutlu etmesi gerektiğini kesinlikle düşünemez, aklına bile getiremez. Çünkü onun şahsiyeti, onu kendileri için adaklık bir kurban kılmak isteyen kişiler tarafından tanımlanmış, görev ve sorumlulukları ‘büyük ve önemli’ kişilerce belirlenmiştir. E artık ona düşen de bunları yerine getirmeye, tanımlanan kişi olmaya çalışmaktır. Yatak ve mutfak arasındaki hayatı, eşliği ve anneliği dışındaki yok sayılışı, hatta hiç çocuğu olmasa bile katı kurallarla sınırlanması, kötü örnek olur korkusuyladır.

Günümüze gelince…

Evlenince kocasının soyadını almaya mecbur edilen kadının kocası, böylece eşini kendi kütüğüne(!) geçirmiş oluyor. Sanıyor ki kütüğe geçirip soyadını da verince kadın ona ait bir maldır. Geçmişte yazılı eserlerimizin en önemlilerinde ‘mal’ ifadesi evli kadın için kullanıldığından, bilinçaltımızda da bu anlam yerleşmiş durumdadır. Böylece erkek, kadını kendine ait bir varlık saydığı için dövüyor, kapıya koyuyor, sözlü, ekonomik ve psikolojik başta olmak üzere her türden şiddet altında eziyor ve sonuçta öldürüyor da. Neden? Çünkü o kişi, buna hakkı olduğunu düşünüyor. Çünkü erkek, namus ve şerefini dahi bireysel yaşamı üzerinden değil, aileden kadınlar üzerinden tanımlamayı, böylece kendine sınırsız bir özgürlük alanı açan yöntem olarak benimsemiştir.

Erkek, kendisi ne yaparsa yapsın kesinlikle namusuna leke gelmez. Ancak aile içindeki kadınlar, bunların düşüncelerine göre yanlış olan en küçük, en sıradan durumlarda bile ‘ailenin namus ve şerefini çiğnemiş’ kabul edilirler.

Gücü gücü yetene… Orman kanunu… Aşağıdaki kuzu, yukarıdaki kurdun suyunu bulandırıyormuş…

Tüm sistemlerin kendilerini öncelikle ve muhakkak kadın üzerinden tanımlamaya çalışması ve görünür kılmak istemesinin nedeni nedir? Daha önceki asırlarda da Atatürk devrimlerinde de daha sonra da bu konu hiç gündemden düşmedi. Neden?

Acaba kadın, beşeriyetin zayıf halkası olduğundan mı güçlü olmak isteyenin enesi ‘bireysel, ailevî, toplumsal olarak’ onun üzerinde tatmine ulaşıyor? Tersinden söylersek: Beşer, gücünü, mevcut kültürel yapılanma içinde fiziksel ve ekonomik anlamda en güçsüz üzerinde göstererek mi tanrısal tatmin yaşıyor acaba?

Görülüyor ki uzun zamandır İstanbul Sözleşmesi bağlamında, bu konuyu yine erkekler diline doladı. Psikiyatristinden avukatına kadar yine erkekler kadını tanımlıyor, kadına sınır çiziyor, görev belirliyor, sorumluluk yüklüyorlar. Bilinen en eski dönemlerden beridir erkeklerin sürekli konuştuğu ve hiç susmadığı ‘kadın’ konusu, acaba ne zaman kadınların konuşup uygulamaya yönelik kararlar alabildiği bir konu olacak? Bu konuda, sözü kadınlara vermek için susmayacak mısınız?

Konuşuyorlar, yazıyorlar ve hiç rahatsızlık duymadan, ‘kadın sorunu’ diyorlar, Allah’ın var, kerim ve şerefli kıldığı insana… Tüm dünyada yaşananlara bakınca acaba bu durumun doğru adı: ‘kadınların kendilerine ilahlık taslayan erkek sorunu’ değil mi? Evet, Yaratıcı, insanları iki cins olarak yaratmayı uygun bulmuş, insan neslinin devamını bu iki cinsin birlikteliğine bağlamış. İkisinin de kendisine kulluk etmesini, birbirine veya başkasına kulluk etmemesini istemiş. Bakara: 128’e göre وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذ۪ي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۖ : kadınların ve kocalarının birbirine karşı hak ve sorumluluklarını eşitlemiş. Bunun dışında da Yaratıcı, bütün hakları, sorumlulukları ve cezaları, dünyada ve ahirette aynı kılmış. O’nun ilkelerine göre kadın-erkek tüm insanlar, aynı yöntemlerle iyi veya kötü oluyorlar. Yanılıyor muyum yoksa?

Yanılıyorsam söyleyin: Kadının tanrısı kim? Allah, kadının da Rabbi değil midir?

 

Yorum Ekle
Yorumlar (22)
Neva

03.09.2020

Kuran-ı Kerim\'e bakıp da kadına dair istedikleri yaklaşımları bulamayanlar, heveslerini din adına dayatmayı; uydurma hadisleri tüm çelişkilerine rağmen baş tacı etmekle, kelimelere bağlamlarından bağımsız canlarının istedikleri anlamları yüklemekle mümkün kılmaya çalışıyor. Ancak sevinerek görüyoruz ki aklını ve gönlünü Rabbinin kelamını anlamaya adayan, itaatin bir tek Yaratıcıya gösterileceğini bilen kadınlar var. Sözü dinlenir olabilmek için \'aman kadın fikir, irade ve karar sahibi olmasın\' diye korkan erkeklerin karşısında, zihnine bütün bu aşağı düşüncelerin zerresi uğramamış, var olabilmek için karşısında yok olmuş bir kadına ihtiyaç duymayan şahsiyet sahibi erkekler var. Aralarında işleri halletme yolunun bir tarafın itaati ile değil karşılıklı istişare ile olacağını bilen aileler var. Zihni, kimilerince din diye dayatılan köhne gelenekten azade, Allah kelamı anlayarak büyüyen çocuklar var. İyi ki varlar... Kaleminize sağlık...
Mumtehine inanır

03.09.2020

Aynur hanim mi desem, aynur bey mi desem bilemedim. En iyisi kardeşim demek. Ayten hanımın kalbini mi yardiniz.hadi kardesiniz yaftaladiginiz gibi değilse. . Hadi ahirette utanacaksaniz...sizi bilmem ama günlerdir pınar acikgoz hanımın sessiz çığlıkları uykuları kaçırıyor. ...kardeşçe yasayacagimiz günlere inşallah. ..
BETÜL ÖZTÜRK

31.08.2020

Kadınında Rabbi olan Allah, bir çok sözünde Ey Müminler !- kadın ve erkek ayırmadan-Akletmezmisiniz! diye vurgu yapar. Peki akletmek nasıl bir süreçtir. Akletmek kaynak-kodlama ve alıcı üçlemesinden oluşan bir iletişim sürecidir. Kaynaktan iletilen mesajın sağlıklı olabilmesi için ortam ve alıcının anlama yani akledebilmesi önemlidir. İlahi süreçte yaratıcının(kaynak) gönderdiği mesaj açık ve nettir. Aradan geçen 1400 sene(ortam) gürültü dediğimiz ,yani mesajın netliğinde sekteye uğramasına sebep olan kavramlarda karmaşa meydana gelmiştir. Yukarıda Ayten hanımın yazısında bahsi geçen bazı müfessirler bazı kavramları farklı yorumlayarak bugün ki müslümanların anlam dünyasında karışıklılklara zemin hazırlamışlardır. Örneğin dövmek,salı vermek,yolculuk etmek,vazgçmek gibi bir çok manaya gelene darebe fiilini Nisa 34 te \'dövün\' olarak tek bir anlamda alınmış ,aynı suçu işleyen peygamber hanımları içinde ahzap 28-29 da salıverin olarak kullanılmıştır.Sanırım bu iki ayet bazı müfessirlerin kadın üzerinden dini yükseltmeye çalışmaları anlaşılmıştır.Din ise hem kadın ve hem erkek inanan müminlerin medeni bir toplum oluşturması ile yükselir. Buda Kur an ı doğru anlayabilmekten geçer. İtaat ise şartlı ve şartsız iki şekildedir. Şartsız gönülden olan bağ , yani şartsız itaat kuran da sadece Allah ve Resulune olarak geçer. Şartlı itaat ise insanlar arasıdır. Amir memur ,öğrenci öğretmen arası toplumsal hayattaki ilişkilerde üstlenilen sorumluk bilincidir. Kadın ve Erkek te birbirlerine karşı sorumludurlar. Yine Nisa 34 te erkeklerin mallarından harcama yapması sebebiyle erkek kadından sorumlu ve yetkilidir.Doğru ve dürüst kadınlar kocalarına saygılı davranırlar ve Allah ın korunmasını istedikleri mahremiyetlerini korurlar der. Yani koca ev geçiminde malını eşine kullandırmakta yekili kılınırken kadının da saygılı davranması istenmiş.Bunu Ahzap 28-29 ayetinde bahsi geçen peygamber hanımlarının geçimde sıkıntı çekip diğer hanımlara özenip nebiyi bunaltmaları bahsi geçen olayda kadının nasıl saygılı olacağını öğreniyoruz. Sanırım Aynur hanım yazarın ne bir kitabını,ne bir proğramını ve ne de bir seminerinden haberinizin olmadığını bu şekilde eleştiri yolunu takip ettiğinizi düşünüyorum. Bir fikrin ya yanında dururuz veyahut karşısında dururuz.Bu en doğal hakkımızdır. Eleştiri hakkımızın da olduğu gibi. Allah kelamında mümin tasvirini yaparken \'onlar kendi içlerinde merhametli kafire karşı sert\'\'tir der. Gıyabınızda söylediğim, bugün bütün müslüman dünyasının sorunu haline gelmiştir. Bahsettiğiniz cenaha çevremizde bizlerde çok şahit oluyoruz. Ama onları bu sayfada aramak beyhude. Takip eden ve yazanların bilinçli insanlardan oluştuğu bu ve benzeri platformlarda fikir beyan etmeden önce yazar hakkında araştırma yapmanız yararlı olacağını düşünüyorum. Çünkü yazar bugün ki islam dünyasında oluşan ve özellikle kadınlar üzerinde kargaşaya sebep olan kavram kirliliğini temizlemek için ömrünü adamıştır. Selametle...
İhsan Akın

29.08.2020

Sıraladığınız tüm olumsuzluklara , İstanbul Sözleşmesi çare olmayacak , tam tersine , problemleri çözmek yerine , büyütmek amacıyla dayatılan bu proje , kadını hakettiği konuma taşıma görüntüsü ile , aileyi yoketme girişimidir . Kaş yapalım derken göz çıkartma programıdır . Topyekûn kabul ya da reddetmek hatadır . Karşısında duranları da \"kadının köleliğinde\" ısrarcı tayfa diye yaftalamak , büyük haksızlık . A. Dilipak\' ın söylemek istediğini anladığı halde , çarpıtarak , proje sahiplerinin ellerini oluşturmasına sebep olanların aymazlığına diyecek bir şey yok .
Ayla Güneş

29.08.2020

Önce; yazdıklarımı ve burada size cevap olarak yazılanları doğru okumaya, anlamaya ve üzerinde düşünmeye çalışın lütfen. Akletmek, vahiy buyruğudur çünkü Aynur hanım Tanımadığınız kimseleri, yersiz ve yetersiz bir genellemeyle mealcilik ve Yaşar Nuri üzerinden yaftalamanız son derece basit ve bir Müslümana yakışmayan çirkin bir tavırdır. İkinci olarak: Istılahatlarda, kelimesinin de nasıl yazılması gerektiğini bi zahmet öğrenin, sonra kendinize bir konum belirlersiniz. Ayıp denen bir şey var, insanlar sizin gibi inanmak ve düşünmek zorundalar mı? Neden farklı her görüşe saldırıyorsunuz, buna ne hakkınız var...
aynur

28.08.2020

Epeydir bu mealcilik trendini takip ediyorum bayağı yol kat ettiler. Şimdilerde bazıları başörtüsünü hallettiler şimdi namaza asılıyorlar.Artik onlar için ne namaz namaz ne oruc namaz dik durmak,oruç sakınmak bir infaka ilişmediler.Herhalde onu modern normlara uygun goruyorlar.Aradan peygamberi çıkarınca kurandan istediklerini kelimenin kökenine inerek çıkarmakta hiç zorlanıyorlar.Oysa Allah bazı kelimeri alıp yeni bir istilâhatlarla kullanabiliyordu.Bu işleri önceden Yaşar nuri yapardı ama bizim cenahtan kimse ona itibar etmezdi,onu yasini basini almis sosyetik kadinlar izlerdi.Simdi bakıyorumda bu anlayışın müşterisi bayağı çoğalmış ne diyebilirim ki istediğin din algılarına kanat acın Ayla hanim sizi kim tutabilirki.
Ayla Güneş

28.08.2020

Ben de Müslüman bir kadın olarak sizin burada yazmaya ve kendinizce delillendirmeye çalıştığınız görüşlerin bir tekine bile katılmıyor, bunları İslam olarak kabul etmiyorum Aynur hanım. Bu durumda savunduğunuz görüşler beni katli vacip kılıyor. Oysaki Kuran\'da buna delil yok. Demek ki toplumda İslam adlı iki din var. Biri gerçek, diğeri Emevilerden beri hakim olan dublör, siz de istediğinizi seçebilirsiniz biz de. Ayrıca sizin İslam adına yargılama ve değerlendirme hakkınız da yoktur. Lütfen bunu unutmayın. Siz İslamın sahibi değilsiniz, görüşleriniz de evrensel doğrular değil. Yerel ve tarihi. Hepsi bu. Yani Kur\'an\'a göre de bir anlamı ve değeri yoktur.
aynur

28.08.2020

Aile reisligini erkeğe veren Allahtır bu kuran ile sabittir.islam düzensiz ve kuralsız bir dindeğildir.Peygamber bize her insan beraberliginde bir imam başkan secmemizi maruf olan emirlerinde ona itaat etmemizi emreder.Mesala yola çıkan üç kişiden birinin yolculuğu yönetmesi için imam başkan tayin edilmesini isterHatta ferdi namaz kılmaktansa bir imama tabii olup düzenli bir cemaat olmamizi ister.Simdi aile gibi kuran ve sünnetin üzerine titrediği bir müessesede Allah ailenin basina bir imam atamasinmi?bu aileyi bir kaos ortamindami biraksin.Boyle olmamasi icin aile reisi belirlemis,bu gorevi erkeğe vermiştir.Ki bundan gocunmamizada hiç gerek yok Allah bir kişiye nekadar hak verdiyse okadarda sorumluluk vermiştir.Allah kime ne vereceğini en iyi bilendir.Merhamet, sevgi duygusallik,gibi duygularla donatilan bir kadın olarak uzerimden ev gecindirme aileyi yonetme ailenin egitimi ve en nihayi karari verme yukunu Allah uzerimden aldigi icin hamd ediyorum. Bir defa Allah erkege aile reisligini vermesi onun istedigi gibi tasarruf etme yetkisini vermez.Bu reislik işini adaletle ve zulüm etmeden butun ihtiyaçları karsilayarak yapacaktir.Biz sahada yaşanan bütün tum olumsuzluklari tutar bunu kuranın emri olan kocaya itaate bağlarsak hiçte insaflı olmus olmayız.Yukardaki bir yorumda \"erkege itaat edildiginde kadinin butun dusunsel faaliyetlerinin gecersiz gereksiz olacagindan \"bahsedilmis ne alakası var şimdi işyerindeki patrona itaat eden,sınıfta hocasına itaat eden öğrenci,doktoruna itaat eden hasta düşünsel faaliyetinden vazgecmismi oluyor.Islam kadına genel hatlarıyla ev reisi erkektedir dediğinde,sunu demis olmuyor el pençe huzurda duracaksin dusunmiyecekdin,anlamiyacaksin,yasamiyacaksin değil tabikide.Mesala hz Aişe hem kocası hem peygamberi olan rasullaha karşı bazan yaris yapip geciyor,bazen sakalasiyor,ifk hadisesinde basinin seni akladigi icin peygambere tesekkur et sozune beni temize cikaran Allahtir ben sadece ona tesekkur ederim diyordu.Biz itaat deyince otur deyince otur kalk deyince kalk anlıyoruz herhalde.Ailesine zulüm yapan hiç kimse bu itaat ayetlerini kendisine dayanak yapmasın yapamazda.Cunku bu dinin peygamberi, \"size kadınlar konusunda Allahtan korkmanızı tavsiye ederim\" yine siz kadınları allahın bir emaneti olarak aldiniz gibi onlarca hadis bırakmıştır.Bunun disinda bize aykırıymış gibi gelen sahih hadisleri bi tetkik edelim niçin ve neden kime söylenmiş, kızların babası olan bir peygamber kadını hiç asagilarmi asagi bir sinif gorurmu.Ben bu konuda şöyle düşünüyorum insan olma hasebiyle bu \"kuranla sabit \"erkek kadin arasında hicbir fark yok ama görev ve sorumluluk farklı.. Allah demiyor mu sizi birbirinizle deneriz ki Allah seytani baskasina secdeyle denedi ve bu ona agir geldi.Eger Allah bana secde et deseydi sorun olmayacakti.Nefislerimize ağır gelen bu vazifelerde gorevlerde Allah nice hikmetler yaratmıştır kimbilir.Surculisan ettikse afvola....
Betül Tanrıverdi

28.08.2020

Aynur hanim dini olarak yorum yapıp batı ağzi ile etiketleme yapmaniz abesle iştikal bi durum.sizin bu yaptiginiz sadece benim yasadigim din dogru gerisi yanlis demek degil mi?batinin karşısında el pençe divan duran derken karsinizda ki mümine kardesinizin sırf Allahın dinini yasamak icin verdiği mücadeleden haberiniz var mı?Kuran okuyan biri iseniz Allah söze deger verir ve sözü yüceltir. Takındığınız uslup ise yerilir. vesselam
Pınar Açıkgöz

27.08.2020

Cennetin anahtarı kulların elinde olmadığına göre dileyen istediği gibi inansın ve yaşasın
Pınar Açıkgöz

27.08.2020

Sevgili Aynur Hanım , insanlar innadıkları gibi yaşar , ölür vede Adil I mutlak olan Allah a hesap verirler , sonunda ya cennet ya cehennem vardır.Sanırım aynı düşünüyoruz. Sizden arıştığı m yer hayat hikayemde gizli. Ayten hanımın yazısında bahsettiği gibi cinsel kimliğimden dolayı anlatılanları n biçoğunu maddi manevi yaşadım.Tüm zorluklara rağmen otuzdört yaşımda hafız oldum.Bu süreçte yaralı bedenim ve ruhum için Kuran\'dan ve sünnet ten merhem aradım. Buldukları mın çoğu yarama tuz oldu.Hadis ve tefsir lerde ki yorumların bazıları da dahil.Bazıları ise dizime derman yarama merhem oldu.kafam karıştı, bunalıma girdim , acı çekiyordum ve kurtulmak istiyordum.çevreme baktım , zalim ine itaat eden, mutlu , özünde Allah ı razı ettiğini düşünen kadınlar gibi olmaya karar verdim.Düşünmeyecektim okumayacaktım, aramayacaktım.İtaat edip mutlu yaşayacaktım.Olmadı , meğer mutlu değillermiş, bedenen ve ruhen hastalarmış , hayatlarının bütünü İslamî temsil etmiyormuş , farklı kişilikleri varmış. Yani böyle de tosladım.Itaat etsem de etmese mde mutlu olamadım , huzuru bulamadım.Aynaya dönüp baktım,bedenen ve ruhen hasta , insanlara hayata küsmüş En acısı da Rabbine küsmüş yönünü kaybetmiş bir pınar gördüm.Sonunda baktım yaşam anlamını yitirmiş , ölemiyorum da , karar verdim yeniden başlamaya.Pisikoloji , Sosyoloji , tefsir , hadis , hayatüssahabe yi yeniden okudum.Şimdiki aklımla gördüm ki, bunca ayrılığın, farklılığın sebebi pisikolojik ve sosyolojik miş.Benim Rabbim beni çok seviyor ve değer veriyormu ş .Meğer ben mutlu ve huzurlu bir hayat yaşayarak kulluk edeyim diye varmış Kuran ve sünnet. Ben acı çekerken kulluk yapamadım , bu beni bağlar biliyorum.Yine biliyorum ki Rabbim , Kendini seven , Kendinden , Kitabından ve Rabbinden razı olan , severek isteyerek kulluk ve itaat eden , ruhen ve bedenen mutlu ve sağlıklı pınardan razı.Cennetin anahtarı ikimizin de elinde olmadığına göre, dileyen istediği gibi inansın ve yaşasın
Halime Erdoğan

27.08.2020

Allah kadının da Rabbidir... Allah itaati Kur\'an\'da şekillendirir ve emirlerine uygunluguyla sınırlandırır... Eşler Allah\'a karşı eşit sorumluluğa sahiptir. Birbirlerine karşı sorumludur ve gereğini yerine getirmemek her iki taraf için de aynı şeyi ifade eder. Kayıtsız şartsız itaat yoktur. Uygun olmayan ya da konum gereği yapılamayan itaatsizlikler olur ve olacaktır, anlayışla karşılanması gerekir. Erkeğe imtiyaz verip, kadının hakkı gasp edilemez. Bu Vahye de uygun değildir... Allah resulünun sünnetine de uygun değildir... Allah resulü eşlerinin itaatsizliği karşısında hiçbir zaman kuvvet kullanmamış, Allah\'ın yön göstermesi ile konuşarak; çözüm önerileri sunmuş ya da belirli bir süre uzaklaşmayı tercih etmiştir. Ayten Hanım\'ın Kur\'an dan referansla \'nüşuz\'a verdiği manadaki gibi... Burada eleştirilen aynı bağlamda geçen nüşuz kelimesine erkek tefsirciler tarafından belki bilinçli, belki bilinçsiz; siyak ve sibak a uygunluğuna bakmadan, Allah resulü\'nün hayatındaki örneklerini düşünmeden; hiç tercih edilmemesi gereken insanlığın utancı \'vurmak\' fiili ile dillendirilmesi kınanması ve dillendirilmesi gerekirken.... Yersiz eleştirilerin hedefinde alim bir hanımefendi, eleştirenin de bir bayan olması ne kadar düşündürücü... Ayten Hanım gibi bilinçli müminlerin; kadın erkek aynı safta olması gerekiyor... Bu yanlışı düzeltmek hepimizin vazifesi İslam\'dan haberi olmayan ya da İslam\'ı yanlış öğrenerek kendilerinde hakgören beyinsizlerin yaptıkları yanlışları görmezden gelerek Allah\'a gidilmez... Allah kadını sadece çocuk doğurması, iş yapması, eşine itaat için yaratmış olsaydı, sadece erkeğe dünyayı imar edin derdi. Çok şükür ki, Allah böyle düşünmüyor ve bu görevi kadın erkek herkese yüklüyor. Bunu başarmamız içinde kadın kimliğiyle bize verilen donanımlarla insanlığın mutluluğu ve refahı için gerekli olan her alanda imar etme bilincini kuşanmalıyız. Onun içinde özgürleşme ihtiyacımız var. İslam özgürlüğüne, Nuray Hanım sizin iddia ettiğiniz gibi eziklik psikolojisi ile değil, Allah\'ın tüm insanlığa verdiği halifelik mantığıyla yapmaya gayret etmekle... Kur\'an\'a uymayan bir şekilde zan edilerek, rivayet yoluyla söylettirilen hadislerin ayıklanması kimseyi rahatsız etmese gerektir... Eğer gerçekten gayemiz Allah\'ın gayesi ise....
Meryem Topak

27.08.2020

Aynur hanım yapılan eleştirilerin hangisi kendini İslama nispet eden toplumlarda yok . Yanlışa dini kisve giydirmek onu dogru yapmaz . Allahım en razı olmadığı eylem etiketlemedir helede bu mümin kardesinse
Pınar Açıkgöz

27.08.2020

Aynur Hanım , size şunları söylemek istiyorum, herkes inandığı gibi yaşar , ölür ve hesap verir.Sonundada Adil i mutlak olan karar verir ve sonuç ya cennet ya cehennem.Sanırım ikimiz de aynı düşünüyoruz. Ama sizden ayrıldığım nokta hayat hikayemde saklı.Ben kıymetli AYTEN Ablam ın yazısında bahsettiği gibi, cinsel kimliğimden dolayı , tüm olumsuzlukları yaşadım.Maddi manevi , bedensel ve ruhsal...Bu süreçte hafız lık yaptım.Hep Kuran da iz sürdüm.Tabiki sünnet te de , ama zamanla psikolojim bozuldu .Çünkü dini anlamak adına neye baktı isem çoğu bana maddi manevi işkence edenleri haklı çıkaracak şekilde birşeyler söylüyordu.Tefsirler ve hadisler de dahil.Bazende yaramı saran ve yaşama sevinci aşılayan.Kafam çok karıştı , çevremde bunları yapmayan , Zalimi , ne yaparsa razı ve özünde Allah ı razı ettiğini düşünen ve mutlu olan kadınlar gibi olmaya karar verdim .Ne yazıkki hepside mutsuz , bedenen hastalıklı ve de en önemlisi asla örnek bir Müslüman gibi , günlük hayatlarını yaşamıyor ve Rablerine güvenmiyorlar dı.Ordada aradığım huzuru bulamadım.Yani itaat etsem de etmese mde mutlu olamadım.Aynaya baktığımda ise mutsuz , bedenen hasta, insanlara ve yaşama güveni kalmamış , en acısı da Rabbine küsmüş bir pınar vardı.Aynur hanım acı varsa ruh ve beden asla sorumluluklarını yerine hakkıyla getiremiyor.En azından bende öyle oldu.Toplamda otuz yedi yıl.Baktım böyle yaşayamıyorum .Rabbim i ve dininimi her yönden ve yerden gücüm neye yetiyor sa kendim yeniden öğrenmeye koyuldum .Geldiğim noktada Artık Rabbim i , peygamberimiz, sahabe yi çok seviyorum.Yorum farklılıkların ın , yaşam farklılıklarını n ise tamamen insanların sosyolojik ve psikolojik altyapısında kaynaklandığını artık biliyorum.Bunlar benim iman ettiğim şeyler ve sadece ben bu düşünce mle Huzura varacak ve hesap vereceğim.İMAN EDIYOR UM ki Rabbinin seven, severek kulluk eden, Rabbinin dininden razı olan pınar cennete girecek .Tabiki Rabbinin lütfu ile.Evet Alemlerin Rabbi benim de Rabbim ve de bana zulmedenlerden hesap soracak biliyor ve iman ediyorum.Sizde bana şahit olun
Pınar

27.08.2020

Açıkgöz
Husna

27.08.2020

Aynur Hanim kitabimizi okuyup anlamaya calisan biri olarak size yaziyorum. Allah bir cok ayetinde kadin erkek ayirmadan \"Akletmez misiniz? diye defalarca sormus soylemis. Ben bir kadin olarak her seyde kocama itaat etmek zorundaysam akletmeme, dusunmeme ne gerek var anlamadim. Yoksa icinde dusunmek ya da akletmek kelimeleri gecen ayetler erkeklere seslenip \"Akletmez misiniz?\" diye soruyor da kuran okudugumda bir kadin da olsam bana da sesleniyormus gibi algiliyorum. Madem kocama itaat etmeliyim neden akledip dusunup vaktimi bosa harciyorum ki. O dusunsun, akletsin. Bana soylesin ben de isittim iteat ettim diyeyim. Hic karsi cikmayayim. Kendimi bu is icin yormamis olurum. Bu is icin harcayacagim enerjimi ve vaktimi, yemek yapmaya, temizlige, izledigim dizi filmin kotu karakterinin cezasini nasil cekecegine ya da oturmaya gelecek komsularima ne ikramlik hazirlayacagima kullanayim. Kocamin dedikleri yanlis mi dogru mu diye dusunmeden iteat etmis olurum. (NOT: Erkek ve kadin arasindaki tek farkin bedensel farkliliklar ve bundan kaynaklanan fiziksel guc oldugunun altini ciziyorum. Beyinsel degil) Ayten Hanim\'in yazisini ben de okudum. Yasanmis yipratici bir olaydan yola cikarak toplumsal bir yaraya parmak basmis. Ozellikle 7. Paragrafta, nusuz kelimesi ile ilgili verdigi ornek beni etkiledi. Dogru bir ornek olmus. Sizin de bir kadin olarak kendi kendinize\" Allah allah gercekten kelimenin anlami neden burada farkli ele alinmis. \" deyip bir arastirayim demenizi beklerdim. Ya da kafanizda bir soru isareti olusturmasini. Siz se bu kelime olayini ayet ve hadislerin kem kum edilip egilip bukulmesi olarak dusunmussunuz. Dusundurucu. Hz.Omer\'e mihir konusunda ustelikte topluluk icinde karsi cikan kadin geldi aklima. Kocasindan izin alip mi konusmustu ya da Hz. Omer onu itaatsizlikle suclayip dovdurmus muydu? Bunlari dusunerek soruyorum nacizane, siz gercekten bir bayan misiniz? Yoksa bayan adi ile yazan bir erkek mi? Gercekten bir bayansaniz bir, makaleyi kocanizdan izin alip mi okudunuz? Cevabi izin alip mi yazdiniz? Allah\'in bize \"Oku, aklet miyor musunuz?, ne az dusunuyorsunuz\" diyor ya bakmamizi istedigi yer burasi degilse neresi?
AYNUR

25.08.2020

EVET ALLAH KADININDA RABBİDİR Rab Terbiye edendir ve bunun içinde kadının Rabbi kadını dilediği gibi konumlandırır,görevlendirir ve yönlendirir.Hikmeti gereği bu konuda zerre kadar adaletsiz davranmaz. İslam akıl ve vahiy dinidir.Biz bu konulara sırf akılla veya yüzeysel baktığımız için bunu göremiyoruz. Ayten hanım da bu konularda feminist duygulara kapılıp hadisleri yok sayarak sahih hadislerden teberrü edip,dinimizi bayağı gösteren batının karşısında el pençe duran ve aşağılık komplekslerine kapılanlar gibi davranmış. Kadın ve erkeğin hak ve sorumluluklarını Rabbimiz belirlemiştir ve bunuda adaletli bir şekilde yapmıştır.Allah atın önüne et,itin önüne ot koymamıştır. Biz dinimizi batıya ve batıla sevdiremeyiz ve beğendiremeyiz.Taki onlar gibi olana kadar.İster hadisleri tırpanlayın ister ayetleri tırpanlayın bu değişmez.Yazınızdaki bu anlayış batılı kıstaslarla yazılan bir yazı ve anlayış olarak görüyorum. Kur an da ve hadislerdeki ifade edilen kadının kocasına itaat etmesini bir türlü idrak edememişsiniz yada bilinçli olarak bunu kaleme aldınız.Devamında bir sürü ithamlarda bulunmuşsunuz.Hadisleri yok sayıp islam algısını kaybedenlerde bu tür sapmaları sosyal medyada çok görüyorum. Bu konularda ki sorunumuz Allah ın bize bak dediği yerden bakmamaktır. Oysa ki şeytan bile Allah a secdeyi ret etmedi.İnsana secde yapmayı ret etti.Ve bu şeytana göre makul bir durumdu. İnsanıda Allah verdiği görev ve itaatle deneyecekti.Bu din itaat dinidir.Bu dinde Allah a ,Resulünü,Ululemre,anne babaya,Aile reisi olarak kocaya,ilim sahiplerine,kişinin öğreticileri olarak hocalarına ve işin ehli kişilere itaat vardır.Bunu Peygamberi postacı konumuna koyan,hadisleri hiçe sayan ve batının sınırsız özgürlük rüzgarina kapılmış kişiler anlayamaz. Hadi Kuran ve Sünnette kocaya itaat emrini kem küm yada eğip bükerek değiştirdik diyelim.Bu yarın kocaya itaati ortadan kaldırmakla bitmeyecek.Kocayı ve aileyi hadislerin dışına itmemiz yetmeyecek Bu sefer Anne Babaya itaatide sorgulayacağız.\"Ben neden anne babaya itaat edecekmişim beni dünyaya getirirken bana sordularmı.Yada beni dünyaya getirdiler ve benden faydalandılar.Beni doğurmakla anne babalık duygularını tattılar.Mutlu oldular hayallerine kavuştular vs\" Bence bu İslamı eleştiri rüzgarı hiç bitmez. Bize düşen İŞİTTİK VE İTAAT ETTİK Demek olmalı Vessalem
Ayten Durmuş

15.08.2020

Öncelikle yazımı değerlendirme lütfunu gösterenere ayrı ayrı teşekkür ederim. İkinci olarak d kıymetli Süleyman Ağabeyim, eğer yanlışa tepki göstermezsek zulüm boyutuna çoktan varmış, İslamın aydın yüzünü karartan, okuyanları deizme yönlendiren bu koca koca yanlışlar nasıl düzelecek? Evimizin kirli yanlarını önce biz görüp temizlemezsek dışarıdan başkaları, bizi bu kirle eleştirdiklerinde haksız olmayacaklardır, diye düşünüyorum. Dile getirilmekten bile kokulan, çekinilen, utanılan yanlışlar hakkında konuşamayacaksak, bu yanlışların giderilme yolu ne ve nasıl olacak? Teşekkür eder, saygılar sunarım.
SÜLEYMAN ARSLANTAŞ

13.08.2020

Söyleyelim.Evet kadının da,alemlerin de Rabbi Allah\'tır.Yalnız bir hususa dikkat çekmek isterim;konunun ele alınması biraz tepkisel olmamış mı?..
Abdullah Piroğlu

10.08.2020

\"Konuşuyorlar, yazıyorlar ve hiç rahatsızlık duymadan, ‘kadın sorunu’ diyorlar, Allah’ın var, kerim ve şerefli kıldığı insana…\" Evet yazının en can alıcı ve belki de özeti durumundaki cümlesi. sorun \"KADIN SORUNU\" değil \"İNSAN\" sorunu... Yaratılış olarak iki ayrı cins olarak yaratılmış olsalar bile kullukta \"İnsan\" olarak muhatap alınmışlardır. Üstünlükleri ise cinsleri ile değil \"TAKVA\" iledir. Bırakın \"Takva\"yı \"İnsan\"lığını bile unutmuş bazı mahlukların cinsiyetleri ile tanrılaşma arzuları neticesinde ortaya çıkan soruna \"Kadın Sorunu\" denmesi ayrı bir sorundur. Ortada bir sorun varsa -ki görünen var- bu sorunun adı \"İnsanlık Sorunu\", \"İnsan Sorunu\", \"İnsan Olma/Olamama Sorunu\"dur. Durumu tespit eden ve objektif çözüm yolları sunan yazılarınız için teşekkür ederiz Ayten Hanım.
Mehmet Yavuz AY

09.08.2020

Tarih boyu yaşanagelmiş bir gerçekliğin, iç acıtıcı yansımalarından Müslümanlar da kurtulamamıştır. Tüm mesele dört başı mamur bir Kur\'anî bakışaçısına sahip olamayışımız. Vahiyler, indirildikleri vasat ve toplumlar üzerinde büyük değişim ve dönüşümü gerçekleştirmiştir. Zamanla vahiyden yerel gerçekliklere kayış hızlanmıştır. Özellikle Arap Toplumunun yerel değerleri, davranış biçimleri, giyim kuşamları, gelenekleri nitelikli bir ayırım yapılmadan dinî nitelik kazanıyor.Ayıklanamamış algılar üzerinden dine bakış doğal olarak özgün halini yitiriyor. Gelenekler, vahyi gölgeliyor. En can alıcı nokta da bu yazının konusu... Bir elmanın iki yarısı gibi olan kadın ve erkeğin dindeki yeri. Bir erkek olarak yapılan eleştirilerin haklı olduğu kanaatindeyim. Kıyamete kadar geçerli bir dinin çağrısını, bu tarihi birikim ve anlayışla, kadınlara nasıl anlatabiliriz. Hangi kadına dinimizi teklif edebiliriz ve kabul göreceğini düşünebiliriz. Fetret devrinin bitmesi \"KADIN SORUNU\" nun çözülmesine bağlı... İfrat ve tefritten uzak, hakikatin peşinde olması gereken erkeklerin bu sese kulak vermesi gerektiğini düşünüyorum.
Betül Tanrıverdi

07.08.2020

Arayışı hz ibrahim in arayışına benzetmeniz çok isabetli olmus hocam.kuzular haklarından haberdar oluyorlar Allah razı olsun