metrika yandex
  • $32.13
  • 34.88
  • GA17500

Mazlumların Sadâsı Mücadele Adamı Mehmed Âkif

AHMET SEMİH TORUN
25.12.2023

 

Osmanlı toplumunun sıkıntılar yaşadığı dönemde dünyaya gelen çocuğuna, hicrî 1290 yılında doğduğundan dolayı ebced hesabıyla tarih düşer ve “Rağîf” ismini verir. Baba, Mehmed Rağîf diye çağırmaya devam etse de bu isim Mehmed Akif’e dönüşür. İstanbul’un fatihinin manevi gölgesinde ve onun adını taşıyan semtte, dindar bir ailede yetişen Mehmed Akif, sağlam bir dinî eğitim almıştır.

Babası Mehmed Tahir Efendi, İpekli olup çocuk yaşta Arnavutluk’tan İstanbul’a gelerek Fatih Medresesi müderrisliğine kadar yükselmiş olan âlim, fâzıl ve tevazu sahibi bir şahsiyetti. Annesi Emine Şerife Hanım, aslen Buharalı olup Tokat’a yerleşen bir ailenin kızıydı. “Tokat”ta yetişmiş, evlilik vesilesiyle İstanbul’a taşınmıştı. İtikadı bütün olan bu hanımın, Akif’in manevî gelişiminde etkisi büyüktür. Sağlam bir aile ve muhit yanında sağlam bir eğitim alan Mehmed Akif, mücadele adamı olarak yetişir. Hayatı; inanç, azim, doğruluk, tevazu ve fedakârlık içinde geçmiştir. O, lider konumunda olduğu halde ön saflarda bulunmak istememiş, her şeyini din ve vatan hizmetine adamıştı.

Mehmet Akif Ersoy

Osmanlı Devleti’nin son zamanları… Devletin direkleri çatırdıyor… İnsanlar arasına kin, intikam ve ayrılık tohumları ekilmek isteniyor. Akif, kurtuluşu İslâm’ı gerçek manada yaşamakta bulduğundan şöyle sesleniyordu:

“Şehâmet dîni, gayret dîni ancak Müslümanlıktır.
Hakiki Müslümanlık, en büyük kahramanlıktır.”

“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol…
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!..”

Ecdadımızın mazideki şahlanışından bahsederken de şöyle haykırıyordu:

“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:
Gelmişiz, dünyaya milliyyet nedir öğretmişiz!”

O mazlumların âhını dindirmek için çırpınıyor, çığlıkları mısralarında yankılanıyordu:

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma, severim mazlumu...
İrticanın şu sizin lehçede manası bu mu?”

İslâm’ı yaşayanlardan rahatsızlık duyanlar için şöyle sesleniyordu:

“Bacımın örtüsü, batmakta rezilin gözüne.

Acırım tükrüğe billahi, tükürsem yüzüne.”

Şehitleri unutmuyor, onların torunlarını cihada teşvik ediyordu:

“Eş hele, bir dağları örten karı
Ot değil onlar, dedenin saçları.
Dinle şehid sesleridir rüzgarı
Haydi git evladım uğurlar ola.”

Vatan için canını feda etmeyi şöyle dile getiriyor;

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
 

Sonra milleti ümitsizliğe kapılmama konusunda uyarıyordu.

“Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.”
“İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! “ deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.”

Neticede, Allah’a yönelerek şöyle yalvarıyordu:

“Yâ İlâhî bize tevfîkini gönder...
-Âmin!
Doğru yol hangisidir, millete göster....
-Âmin!
Nâra yansın mı berâber bu kadar mazlûmîn?
Bî-günâhız çoğumuz... Yakma İlâhî!
-Âmin!
Boğuyor âlem-i İslâm'ı bir azgın fitne,
Kıt'alar kaynıyarak gitti o girdâb içine!
Mahvolan âileler, bir sürü ma'sûmundur,
Kalan âvârelerin hâli de ma'lûmundur.!

Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu...
Bir bu toprak kalıyor dînimizin son yurdu!
Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek Şer'-i Mübîn;
Hâk-sâr eyleme yâ Râb, onu olsun...
-Amin!
Ve'l-hamdü Lillâhi Rabbi'l-âlemîn.”

Yüce Yaratıcı’ya olan yakarışını şöyle sürdürmekte:

“Rûhumun senden İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin ma'bedimin göğsüne nâmahrem eli!”

Yılmadan, vatan savunması için savaşan orduyu “Efendimiz size gazi dedi” diyerek teşvik eden Mehmed Akif, şiirini dua ve tekbirle bitirmekte:

“Yılmam ölümden, yaradan, askerim,
Orduma “Gazi” dedi Peygamberim.
Bir dileğim var ölürüm isterim,
Yurduma tek düşman ayak basmasın.

Âmin desin hep birden yiğitler.
Allâhü Ekber, gökten şehidler
Âmin! Âmin! Allâhü Ekber!


Ey Ulu Peygamberimiz nerdesin!..
Dinle minaremde öten gür sesin.
Gel! Bana yar ol ki, cihan titresin.
Kimse dönüp süngüme yan bakmasın.

Âmin desin hep birden yiğitler
Allâhü Ekber, gökten şehidler
Âmin! Âmin! Allâhü Ekber!”

İnanç ve azmi, onu vatanın her yerinde istiklâl ateşi yakmaya yöneltmişti. Taceddin Dergâhı’ndan aldığı feyz ile İstiklâl Marşı’nı yazan şairimiz; mücadele ruhuyla yanan, mazluma destek ve zalime köstek olma yolunda gayret edenlere ilham kaynağı olmuştu.

İnsanların kıymeti gittikçe daha iyi anlaşılmakta. Mazlumların sadâsı, mücadele adamı ve İstiklâl Şairi Mehmed Akif’i, doğumunun 150. yılında rahmetle yâd ederken onun açtığı yolda ilerleyenlere selâm ediyorum.

 

Yorum Ekle
Yorumlar (4)
Ahmet Semih TORUN | 30.12.2023 20:37
Kıymetli yorum ve tavsiyelerinizden dolayı çok teşekkür ederim. Gününüz ve ömrünüz bereketle dolsun.
Mustafa Çelenlioğlu | 28.12.2023 13:08
Elinize sağlık, şiirlerinden günümüze atfen çok güzel derleme yapmışsınız. Rabbim gani gani rahmet eylesin, derecesini âla eylesin.
Abdullah ÇAĞLAR | 27.12.2023 22:47
( "Allah bir daha bu millete bir İstiklâl Marşı yazdırmasın." M. Akif Ersoy. ) Elinize, emeğinize sağlık, Allah razı olsun.
Durali Bal | 27.12.2023 22:19
Hocam Akif'in bir de Abdülhamid hakkındaki görüşlerini ve bu konuda sonradan tekzip yazısı yazmaması hususunu ele alsanız. Selamlar.